93

"Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün, hemen görmeye başlayacaktır. Bütün ailenizi de alıp bana getirin."

"Bugün başınıza bir şey kakılmayacaktir." Yani Hazret-i Yûsuf -ki halîm ve bu konuda kendisine muvaffakiyet ihsan olunmuş bir kimseydi- dedi ki:

"Bugün başınıza bir şey kakılmayacaktır." Burada ifade bitmektedir.

"Bugün" şu anda anlamındadır.

"Başa kakmak" ise ayıplamak ve azarlamak anlamındadır. Yani bugün artık sizin ayıplanmanız, azarlanmanız, kınanmanız söz konusu değildir. Bu açıklamayı Süfyan es-Sevrî ve başkaları yapmıştır.

Hazret-i Peygamber'in: "Sizden herhangi birinizin cariyesi zina edecek olursa, ona had olan celdeleri vursun ve bundan dolayı onu azarlayıp ayıplamasın" Buhâri, Hudûd 36, Buyu 66, 110; Müslim, Hudud 30-32; Ebû Dâvûd, Hudud 32; Müsned, II, 249. 494. âyeti da buradan gelmektedir. Şair Bişr de der ki:

"Onları başa kakmayan bir kimsenin affedişi gibi affettim,

Ve ebedi bir günün cezasına havale ettim."

el-Esmaî der ki; "Onun yaptığı işi çirkin bulduğumu söyledim" anlamındadır. ez-Zeccâc der ki: Bu ifade, benimle sizin aranızdaki muhterem bağın kardeşlik hakkının bozulması söz konusu olmayacaktır. Benden yana göreceğiniz affetmek ve bağışlamak olacaktır, anlamındadır. asıl anlamı itibariyle ifsad etmek, bozmak demektir. Bu anlamıyla Hicazlıların şivesindendir.

İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethedildiği günü (Ka'be'nin) kapısının iki kenarını yakalayıp insanlar da Beyt'e sığınmış bulundukları sırada şöyle dedi: "Vaadini doğru çıkartan, kulunu muzaffer kılan ve tek başına bütün ordulan yenik düşüren Allah'a hamdolsun." Daha sonra şöyle sordu: "Ey Kureyşliler topluluğu, şimdi (size) ne (yapacağımı) zannedersiniz?" Onlar, hayır dediler. (Çünkü sen) kerim bir kardeş ve kerim bir kardeşin oğlusun. Şu anda da istediğini yapma kudretine sahipsin. Hazret-i Peygamber de şöyle buyurdu: "Ben de bugün size kardeşim Yûsuf’un dediği gibi: "Bugün başınıza bir şey kakılmayacaktır" diyorum." İbn Hibbân es-Sîretu'n-Nebeviyye, Beyrut 1407/1987, s. 337. Ömer (radıyallahü anh) dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ın bu sözlerinden dolayı utancımdan her tarafımdan ter boşandı. Çünkü ben onlara Mekke'ye girdiğimiz günü şöyle demiştim: Bugün sizden intikam alacağız ve yapacaklarımızı yaparız. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) o sözlerini söyleyince, ben de o söylediklerimden utandım.

"Allah size mağfiret buyursun," Fiil müstakbel (muzari) olup dua manasını taşımaktadır. Yüce Allah'tan günahlarını örtüp, kendilerine merhamet buyurmasını diledi.

el-Ahfeş, mealde; başınıza- üzerinde vakıf yapılmasını câiz görmüştür, Buna göre âyetlerin anlamı şöyle olur: Başımıza bir şey kakılmayacaktır. Bugün Allah size mağfiret buyursun" şeklinde olur. Birinci şekil ise kullanılan şekildir. Çünkü; Başınıza," lâfzı üzerinde vakıf yapıp "Bugün Allah size mağfiret buyursun" şeklinde bir ibtidâ (okumaya başlamak) mağfiretin bugün gerçekleşmesi konusunda kat'î bir dua olur. Böyle bir şey ise ancak vahye binaen söylenebilir. Bunun böyle olduğu açıktır.

Atâ el-Horasanî der ki: Gençlerden ihtiyaçların karşılanmasını taleb etmek, yaşlılardan taleb etmekten daha kolaydır. Nitekim Hazret-i Yûsuf:

"Bugün başınıza bir şey kakılmayacaktır. Allah size mağfiret buyursun" dediği halde Hazret-i Ya'kub da:

"Sizin için ileride Rabbimden mağfiret dileyeceğim" (Yûsuf, 12/98) demişti. Yüce Allah'ın:

"Şu gömleğimi götürün..." âyetindeki

"şu",

"gömlek" kelimesinin sıfatıdır.

"Gömlek" kelimesi müzekkerdir, şairin şu beyitine gelince:

"Hevazinliler çağırıyor, gömlek (zırh) ise bol ve geniştir.

Kemer üzerinde iliklerle bağlanıyor."

ifade; takdirinde olup; gömlek ise; "bol ve geniş bir zırhtır," demektir. Yani burdaki bol ve geniş sıftı müennes bir kelime olup gömleğin değil, semai müennes ve mahzuf olan zırh anlamındaki kelimenin sıfatıdır. Bu açıklamayı da en-Nehhâs yapmıştır.

İbn es-Süddî babasından, o Mücahid'den şöyle demektedir: Hazret-i Yûsuf onlara şöyle dedi:

"Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne sürün, hemen görmeye başlayacaktır." (Mücahid) dedi ki: Hazret-i Yûsuf kendi gömleğinin Hazret-i Ya'kub’a görmesini geri çevirmeyeceğini bilecek kadar Allah'ı bilen birisi idi. Ancak bu gömlek yüce Allah'ın Hazret-i İbrahim'e ateşe atıldığında cennet ipeğinden giydirdiği bir gömlek idi. Hazret-i İbrahim bunu Hazret-i İshak'a vermişti. Hazret-i İshak, Hazret-i Ya'kub'a vermişti. Hazret-i Ya'kub da bu gömleği gümüş bir muhafaza içerisine yerleştirmiş ve bunu Hazret-i Yûsuf’un boynuna asmış idi. Çünkü Hazret-i Yûsufa nazar değeceğinden korkuyordu. Hazret-i Cebrâîl de ona şunu bildirmişti: Gömleğini (babana) gönder. Çünkü onda cennetin kokusu vardır. Cennet kokusu ise bir hastaya veya bir belâya uğrayana değdi mi mutlaka afiyet bulur.

el-Hasen der ki: Eğer yüce Allah Hazret-i Yûsuf'a bunu bildirmemiş olsaydı, Hazret-i Yûsuf babasının tekrar görmeye başlayacağını bilemezdi. Hazret-i Yûsuf'un gömleğini götüren kişi Yehudâ idi. Yûsufa: Üzerinde yalancıktan kan bulunan gömleğini babana götüren ve onu üzen ben idim. Şimdi de onu sevindirmek ve tekrar görsün diye bu gömleğini de ona ben götüreyim, diyerek gömleği atıp gitti. Bunu da es-Süddî nakletmektedir.

"Bütün ailenizi de alıp bana getirin." Mısır'ı yurt edinmek üzere gelin. Mesrûk dedi ki: O sırada erkek-kadın olmak üzere doksanüç kişi idiler.

Şöyle de denilmiştir: Hazret-i Yûsuf'un gönderdiği gömlek, arkasından yırtılan gömleğidir. Böylelikle zinadan yana korunmuş olduğunu Hazret-i Ya'kub'un bilmesini İstemişti. Ancak birinci görüş daha sahihtir. Enes (radıyallahü anh) yoluyla gelen merfu bir hadiste Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan de rivâyet edilmiştir. Bunu el-Kuşeyrî nakletmiştir. Doğrusunu en iyi biten Allah'tır.

93 ﴿