94

Kafile ayrılınca babaları dedi ki: "Bana bunak demeyecekseniz, inanın ki Yûsuf’un kokusunu alıyorum."

" Kafile ayrılınca" Şam'a gitmek üzere Mısır'dan çıkıp yola koyulunca demektir. Bu anlamda olmak üzere; "Ayrıldı, ayrılmak" denildiği gibi; "Onu ayırdım, ayırmak" diye de kullanılır. O halde bu fiil hem lâzım (geçişsiz), hem müteaddî (geçişli)dir.

"Babaları" yani babaları huzurunda bulunan akrabaları arasından Mısır'a gitmemiş bulunan torunlarına:

"dedi ki: Bana bunak demeyecekseniz, inanın ki Yûsuf’un kokusunu alıyorum." Bu sözleri söylediğinde oğullarının bir kısmı Mısır'a çıkıp gitmiş, kendisi de çevresinde bulunanlara: "Bana bunak demeyecekseniz, inanın ki Yûsuf’un kokusunu alıyorum" demiş olma ihtimali de vardır.

İbn Abbâs der ki: Esen bir rüzgar Hazret-i Yûsuf'un gömleğinin kokusunu ona taşıyıp götürdü. Aralarında sekiz günlük bir uzaklık vardı. el-Hasen ise on günlük bir uzaklık demiştir. Yine ondan nakledildiğine göre, bir aylık uzaklık demiştir. Malik b. Enes (radıyallahü anh) der ki: Süleyman (aleyhisselâm) gözünü açıp kırpmadan önce yanına Belkıs’ın tahtını ulaştıran kimse, Hazret-i Yûsuf’un gömleğinin kokusunu ulaştıran odur.

Mücahid'de der ki: Esen bir rüzgar gömleği evirip çevirdi, dünyada cennet rayihaları saçıldı ve Hazret-i Ya'kub'a ulaştırıldı. Böylelikle o cennet kokusunu aldı, o dünya da cennet kokusunun ancak bu gömlekte bulunan koku olduğunu biliyordu. İşte bunun üzerine: "İnanın ki Yûsuf’un kokusunu alıyorum" yani kokluyorum, demişti. O halde buradaki kokuyu hissetmek ve almak, koku alma duyusuyla hissetmekten ibarettir.

"Bana bunak demeyecekseniz" ifadesini İbn Abbâs ve Mücahid: Bana akılsız, beyinsiz demeyecekseniz, diye açıklamışlardır. Nâbiğa'nın şu beyiti de bu kabildendir:

"(Onun) Süleyman müstesna benzeri yoktur. Hani o mutlak melik ona:

İnsanlar arasında dikil ve onları görüşlerindeki hatalardan alıkoy, demişti."

Burada da "görüşteki hatadan" kelimesi akılsızlıktan, beyinsizlikten alıkoy, anlamındadır. Saîd b. Cübeyr ve ed-Dehhâk ise: Eğer beni yalanlamayacaksanız, diye açıklamışlardır. Çünkü; " Yalan" demektir. " Yalan söyledi" anlamındadır. Şairin şu beyiti de bu türdendir:

"Soylu ve şerefli kimsenin övünmesinde hiç eğrilik olur mu?

Yahut çok doğru söz söyleyen kimsenin sözünde hiç yalan olur mu?"

Bu âyet, beni takbih etmeyecekseniz... diye de açıklanmıştır ki, bu açıklamayı Ebû Amr yapmıştır. Çünkü; Takbih etmek, demektir. Şair de der ki:

"Arkadaşlarım, vazgeçin beni kınayıp takbih, etmekten.

Benim geçmişte yaptıklarım reddolunacak şeyler değildir."

İbnu'l-A'râbî der ki:

"Bana bunak demeyecekseniz" ifadesi eğer görüşümün zayıf olduğunu ileri sürmeyecekseniz, demektir. İbn İshak da böyle açıklamıştır. Çünkü; Yaşlılıktan dolayı görüşün zayıflaması, anlamındadır. Dördüncü bir görüşe göre; eğer benim şaşkın olduğumu söylemeyecekseniz demektir. Bu açıklamayı da Ebû Ubeyd yapmıştır.

el-Ahfeş der ki: Eğer beni kınamayacaksanız, demektir. Çünkü; " Kınamak ve bir kimsenin görüşünün zayıf olduğunu ifade etmek" anlamındadır. el-Hasen, Katâde ve yine Mücahid der ki: Eğer benim çok yaşlandığımı (bundan dolayı da hezeyan ettiğimi) söylemeyecekseniz demektir.

Hepsinin de anlamı birbirine yakındır ve bütün bu açıklamaların ortak noktası, acizliğini ve zayıf görüşlülüğünü ifade etmektir. Nitekim bir kimse diğerinin âciz olduğunu ifade ettiği vakit; " Onun aciz olduğunu söyledi" fiili kullanılır. Şairin dediği gibi:

"Kınamakla ve acizliğimi söylemekle beni helâk etti."

Hatalı konuşmayı ifade etmek için de kullandır. Çünkü; "Söz ve görüşte hata edip, yanılmak" demektir. Nâbiğa'nın şu sözlerinde olduğu gibi:

"... Sen onları hata etmekten alıkoy,"

Yani akılda bozukluktan onları alıkoy. İşte buradan hareketle "kınamak" da akli bakımdan fesad olduğunu söylemek demektir, denilmiştir. Şair de der ki:

"Ey beni kmayan kişiler, bırakın kınamayı ve vazgeçin bu işten.

Benim aşkım uzayıp gitti. Siz de beni kınamayı uzatıp gidiyorsunuz."

Geçen uzun zaman, bir kimsenin halini bozup ifsad edecek olursa; denilir. İbn Mukbil'in şu beyiti de bu anlamdadır:

"Bırak zaman istediğini yapsın, çünkü o

İnsanların halini bozmakla yükümlü tutulursa, o da bozar, ifsad eder."

94 ﴿