106Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah'a îman etmezler. "Onların çoğu şirk koşmaksızın Allah'a Îman etmezler." Bu âyet-i kerîme yüce Allah'ın kendilerinin ve bütün herşeyin yaratıcısı olduğunu kabul eden ve bununla birlikte putlara ibadet eden bir topluluk hakkında inmiştir. Bu açıklamayı el-Hasen, Mücahid, Âmir, en-Nehaî ve müfessirlerin bir çoğu yapmıştır. İkrime de der ki: Bununla kastedilen yüce Allah'ın: "Yemin olsun ki sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorarsan, elbette: Allah diyeceklerdir." (ez-Zuhruf, 43/87) âyetinde sözü edilenlerdir. Böyle demekle birlikte diğer taraftan yüce Allah'ı asıl sıfatlarından başkaları ile nitelendirir ve O'na ortaklar koşarlar. Yine el-Hasen'den nakledildiğine göre bunlar hem şirk koşan yanlan, hem de îman eden yanları bulunan kitap ehli kimselerdir, Bir taraftan Allah'a îman etmekle birlikte Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)ı da inkâr etmişlerdir, bunların îmanları sahih olamaz. Bunu İbnu'l-Enbarî nakletmektedir. İbn Abbâs da der ki: Bu âyet-i kerîme Arap müşriklerinin şu şekildeki telbiyeleri hakkında nazil olmuştur; Buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur, ancak kendisi de senin olan kendisine de, malik olduğu şeylere de malik olduğun bir tek ortağın vardır, diye telbiye getiriyorlardı. Yine İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre bununla kastedilenler hristiyanlardır. Ondan nakledilen bir başka rivâyete göre bunlar müşebbihedir. İcrhalî olarak îman etmekle birlikte, tafsili olarak şirk koşmuşlardır. Ayet-i kerîmenin münafıklar hakkında indiği de söylenmiştir. Buna göre anlam şöyle olur: "Onların çoğu” kalbiyle kâfir olup "şirk koşmaksızın" diliyle "Allah'a îman etmezler." Bu açıklamayı da el-Maverdî yine el-Hasen'den nakletmiştîr. Atâ der ki: Bu, dua ile ilgilidir. Çünkü kâfirler bolluk ve rahatlık zamanlarında Rabblerini unuturlar. Onlara belâ ve musibet gelip çattığında ise yalnız O'na ihlasla dua ederler. Bunu açıklayan: "Her taraftan da şiddetli dalgalar onlara hücum etmeye başlayıp kendilerinin çepeçevre kuşatıldıklarını sandıkları bir sırada..." (Yûnus, 10/22); "İnsana bir sıkıntı gelip çattığında yanı üzereyken... Bize dua eder." (Yûnus, 10/12) âyetinde sözü edilen hallerdir. Bir başka âyet-i kerîmede de şöyle buyurulmaktadır: "... Eğer ona kötülük isabet ederse, bu sefer de uzun uzadıya dua eder." (Fussilet, 41/51) Bir diğer açıklamaya göre âyet-i kerîmenin anlamı şöyledir: Onlar yüce Allah'a bu helâk edici musibetten kendilerini kurtarması için dua ederler. Onları kurtardığı vakit onlardan herhangi birisi: Filan kişi olmasaydı, biz kurtulamazdık. Köpek olmasaydı, hırsız evimize girerdi ve buna benzer sözler söyleyerek Allah'ın nimetini filan kişiye nisbet ederler. Allah'ın koruyup himaye etmesini de köpeğe nisbet ederler. Derim ki; Müslümanların avamından pek çoğu bu duruma da, bundan önce söz edilen duruma da düşmektedir. Lâ havle ve lâ kuvvete İllâ billahi'l-aliyyi’l-azîm. Yine denildiğine göre bu âyet-i kerîme ed-Duhan (Duman) kıssası hakkında inmiştir. Şöyle ki Mekkelileri kıtlık yıllarında duman sarınca: "Rabbimiz! Bizden bu azâbı kaldır. Çünkü biz îman edeceğiz" (ed-Duhan, 44/12) demişlerdi. İşte onların îmanları da budur. Şirk koşmaları ise azâbın kaldırılmasından sonra küfre geri dönmeleridir. Bunu açıklayan da yüce Allah'ın: "Biz o azâbı az bir zaman açıp kaldıracağız. Fakat şüphesiz siz yine geri dönenlersiniz" (ed-Duhan, 44/15) âyetidir. Geri dönmek ise ancak bir şeye başladıktan sonra mümkün olur. Buna göre yüce Allah'ın: "Şirk koşmaksızın" âyeti onlar şirke geri dönmeksizin... takdirinde olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. |
﴾ 106 ﴿