109

Senden önce gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz şehirli erkeklerden başkaları değildi. Kendilerinden öncekilerin nasıl bir akıbete uğradıklarını görmeleri için hiç de yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Âhiret yurdu sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?

“Senden önce gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz şehirli ilerden başkaları değildi" âyeti;

"Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" (el-En'âm, 6/8) diyenlerin görüşlerini reddetmektedir. Yani biz senden önce -aralarında kadın, cin ya da melek bulunmayan- erkeklere risalet ve peygamberlik vermişizdir. İşte bu, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)den hadis olarak gelen şu rivâyeti(n hadis oluşunu) reddetmektedir: "Kadınlar arasında dört peygamber vardır. Havva, Âsiye, Mûsa'nın annesi ve Meryem" buna dair kısmen açıklamalar önceden Al-i İmrân Sûresi'nde (3/42. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

"Şehirlilerden" lâfzı, şehir halkından demektir. Bedevilerin çoğunlukla sert ve katı olduklarından dolayı yüce Allah çölde yaşayanlardan peygamber göndermemiştir. Diğer taraftan şehir ahalisi daha makul, daha tahammülkâr, daha faziletli ve daha bilgilidirler.

el-Hasen der ki: Yüce Allah ne çölde yaşayan bedevilerden, ne kadınlardan, ne de cinlerden hiçbir peygamber göndermiş değildir.

Katâde der ki:

"Şehirli erkeklerden" ifadesi büyük şehir ahalisinden, anlamındadır. Çünkü onlar daha bilgili ve daha tahammülkârdırlar.

İlim adamları derler ki: Rasûl'ün şartlarından birisi de erkek, İnsan evladı ve şehirde yaşayan birisi olmasıdır. "İnsan evladı" demelerinden kasıt ise yüce Allah'ın:

"İnsanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı" (el-Cin, 72/6) âyetine istinaden aksi iddia edilmesin diyedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

" ... Nasıl bir akıbete uğradıklarını görmeleri için hiç de yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı?" Peygamberlerini yalanlayan ümmetlerin azâb ile yıkıldıkları yerleri görüp ibret almadılar mı?

"Âhiret yurdu... daha hayırlıdır" anlamındaki âyet, mübtedâ ve haberdir. el-Ferrâ' ise buradaki "yurt"un âhiret ile aynı şey olduğunu ve lâfız farklı olduğundan dolayı bir şeyin bizzat kendisine izafe edildiğini iddia etmiştir. "Perşembe günü" ve; "Dün" tabirlerinde olduğu gibi. Şair de der ki:

"Şayet Abslılar diyarı senin aleyhine olmak üzere kıtlıkla karşı karşıya kalırsa,

Sen de zilleti kesin bir tanıyış ile tanırsın.”

Buradaki "kesin tanıyış" anlamındaki ifade; gibidir. el-Kisaî ise Arapların; " Birinci namaz" ifadelerini el-Ahfeş ise; "Cami' mescid" tabirlerini delil göstermiştir.

en-Nehhâs der ki: Bir şeyin kendisine izafe edilmesi imkansızdır. Çünkü bir şey ancak onun vasıtası ile bilinen bir şey olsun diye başkasına izafe edilebilir. O bakımdan daha güzel olan; "İlk namaz" denilmesidir. Bununla birlikte; diyenin bu ifadesi; "Farz ilk namazın vaktinde" anlamındadır. Buna "ilk" niteliğinin verilmesi ise namazın farz kılındığı esnada ilk kılınan namaz o olduğundan dolayıdır. Ancak birinci görüş daha kuvvetli görünmektedir. Bundan dolayı o namaza aynı zamanda "zuhr" (öğlen) namazı da denilmiştir. Âyetteki ifadenin takdiri şöyledir: "Âhiret halinin yurdu elbette daha hayırlıdır," Basralıların görüşü budur. Bu yurttan kasıt cennettir. Yani orası takva sahipleri için daha hayırlıdır. Bununla birlikte bu âyet; şeklinde tarifli (belirtili) de okunmuştur.

Nafî, Âsım, Ya'kub ve başkaları ise; "Siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?" şeklinde muhatab kipi olarak "te" ile okumuşlardır. Diğerleri ise (akıllanmayacaklar mı anlamında) "ya" ile okumuşlardır.

109 ﴿