8

Allah, her dişinin neye hamile kalacağını, rahimlerin neyi eksilteceğini, neyi artıracağını bilir. O'nun katında herşey bir ölçü İledir.

Bu âyete dair açıklamalarımızı sekiz başlık halinde sunacağız;

1- Rahîmlerin Eksiltip Artırmaları:

Yüce Allah'ın:

"Allah her dişinin neye hamile kalacağını... bilir" âyeti, erkek olsun, dişi olsun, güzel olsun, çirkin olsun, salih olsun, olmasın neye hamile kaldılarsa onları bilir, demektir.

En'âm Sûresi'nde (6/59. âyet, 1. başlık ve devamında) Gaybın bilgisinin yalnızca Allah'a ait olduğuna ve bu konuda Allah'ın ortağının bulunmadığına dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Yine orada Buhârî'de yer alan İbn Ömer'den gelen şu hadisi de zikretmiştik: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Gaybın anahtarları beş tanedir..." ve bunlar arasında: "Rahîmlerin neyi eksilttiğini de Allah'tan başka hiçbir kimse bilemez" ifadesi de yer almaktadır. Buhârî, İstiska 29, Tefsir 6. sûre 1; Müsned, II, 24, 52, 58, 122.

Yüce Allah'ın;

"Rahîmlerin neyi eksilteceğini, neyi artıracağını bilir" âyetinin te'vili hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Katâde der ki: Anlamı şudur: Dokuz aydan önce neyi düşürdüğünü ve dokuz aydan sonra neyi artıracağım bilir, demektir. İbn Abbâs da böyle demiştir.

Mücahid der ki: Kadın hamile iken ay hali olduğu takdirde bu, çocuğunda bir noksanlık demektir, eğer dokuz aydan fazla hamileliği devam ederse bu da eksilenin tamamlanması demektir. Yine Mücahid'den şöyle dediği nakledilmektedir: Eksiltmekten kasıt rahimlerin eksilttikleri kan demektir, artırmaktan kasıt ise onlardaki kan artışı demektir.

Bir diğer açıklamaya göre eksiltmek ve artırmak çocuğa raci'dir. Çocuğun bir parmağının veya başka bir uzvunun eksik gelmesi ve bir parmağının yahut başka bir uzvunun fazla gelmesi gibi.

Bir diğer açıklamaya göre eksiltmek, ay hali kanının kesilmesi demektir. "Artırmak" ise doğumdan sonra gelen lolıusalık kanına işarettir.

2- Hamile Kadının Ay Hali Olup Olmaması ile İlgili Görüşler:

Bu âyet-i kerîmede hamile kadının ay hali olacağına delil vardır. Malik'in ve iki görüşünden birisi de Şâfiî'nin kabul ettiği görüş budur. Atâ, en-Nehaî ve başkaları ise hamile kadın ay hali olmaz, demişlerdir. Ebû Hanîfe de bu görüştedir, delili de (yine) bu âyet-i kerîmedir.

İbn Abbâs ise bu âyet-i kerîmenin te'vili ile ilgili olarak şöyle demektedir: Hamile kadınlar da ay hali olur. İkrime ve Mücahid'den de böyle rivâyet edilmiştir. Aynı zamanda bu Hazret-i Âişe'nin de görüşüdür. Hazret-i Âişe hamile kadınlara gebeliklerinde ay hali olmaları halinde namazı bırakmaları doğrultusunda fetva verirdi. O sırada Ashab-ı Kiram da mevcuttu ve ashabdan hiçbir kimse onun bu görüşüne karşı çıkmamıştı. O bakımdan bu İcma gibidir. Bu açıklamayı İbnu'l-Kassar yapmıştır.

Yine İbnu'l-Kassar'ın naklettiğine göre; iki kişi bir çocuğun kendilerine ait olduğu hususunda anlaşmazlık gösterdiler. Ömer (radıyallahü anh)’ın huzurunda davalaştılar, Hazret-i Ömer de çocuğu (benzerliklerden hareket ederek, neseb tesbit eden) kıyafet uzmanlarına arzetti. Kıyafet uzmanları çocuğun her ikisine de ait olduklarını söylediler. Bu sefer Hazret-i Ömer elindeki kamçı ile ona vurmak istedi. Kureyşli bazı kadınlara durumu sorup: Bu çocuğun durumunun ne olduğuna bir bakınız, dedi. Onlar şu cevabı verdiler: Birinci koca bu kadın ile halvete girdi, sonra da onu bıraktı. Bu kadın hamile olduğu halde ay hali oldu, sonra da iddetinin bittiğini zannetti, İkinci koca da bu kadın ile gerdeğe girince, çocuk ikincisinin suyu ile gelişti. Bunun üzerine Hazret-i Ömer: Allahu Ekber! diyerek (hayretini izhar etti) ve çocuğun birinci adama ait olduğunu söyledi. Hamile kadının ay hali olmayacağını söylemediği gibi, Ashab-ı Kiram'dan herhangi bir kimse de böyle bir görüş belirtmemiştir. Bu da bu hususta icma olduğunun delilidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

Muhalif kanaati benimseyenler de şöylece görüşlerine delil gösterirler; Hamile eğer ay hali olsaydı ve kadının gördüğü kan ay hali olarak kabul edilseydi, cariyenin istibrâsının bir defa ay hali olması şeklindeki hükmün sahih olmaması gerekirdi. Oysa bu hükümde icmâ' vardır.

İmâm Mâlik'ten de "Muhammed'in Kitabı"nda hamileyken görülen kanın ay hali olmamasını gerektiren bir görüş de rivâyet edilmiştir.

3- Hamilelik Süresi:

Bu âyet-i kerîmede hamilenin bazen yükünü dokuz aydan daha erken, bazen de daha fazla bir süre sonra bırakacağına delil vardır. İlim adamları da hamileliğin asgari süresinin altı ay olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Yine onların görüşlerine göre Abdu'l-Melik b. Mervan altı aylıkken doğmuştur.

4- Hamilelik Süresindeki Ay Hesabı:

Sözü geçen altı ay, şeriatçe muteber diğer aylarda olduğu gibi, hilal ile sabit olan aylardır. Bundan dolayı mezheb(imiz) de Malik'in bazı arkadaşlarından -zannederim İbn Haris'in kitabında- şu rivâyet kaydedilmektedir: Şayet altı aydan üç gün eksik olduğu anlaşılırsa, çocuğun kaldığı bu eksik süre, ayların eksik ve fazla çekmelerinin bir sonucu kabul edilir. Bunu İbn Atiyye nakletmektedir.

5- Azami Hamilelik Süresi:

İlim adamları azami hamilelik süresi hususunda farklı görüşlere sahiptir. İbn Cüreyc, Hazret-i Sa'd'ın kızı Cemile'den, o Âişe'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Hamilelik süresi yün eğirmekte kullanılan kirmenin gölgesinin yer değiştireceği kadar bir süre dahi iki yıldan fazla olamaz. Bunu Darakutnî nakletmektedir. Darakutnî, III, 322

Ubeyd b. Sa'd'ın kızkardeşi, Sa'd kızı Cemile dedi ki: Hamileliğin azami süresi üç yıldır. el-Leys b. Sa'd'dan da böyle nakledilmiştir. Şâfiî'den ise dört yıl diye nakledilmiştir. Malik'ten bu hususta gelen İki rivâyetten birisi de böyledir. Ancak ondan meşhur olan rivâyet beş yıl olduğudur. Yine ondan on yılı aşacak olsa dahi, azami bir sınırının olmadığı rivâyeti vardır. Bu da ondan gelen üçüncü bir rivâyettir.

ez-Zührî'den altı ve yedi (yıl) rivâyeti gelmiştir. Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki: Ashab-ı Kiram'dan hamileliği yedi yıla kadar uzatanlar vardır. Şâfiî ise bunun azami süresi dört yıldır, demektedir. Kûfeliler ise sadece iki yıldır, derler ve daha fazla bir süre kabul etmezler. Muhammed b. Abdu'l-Hakem der ki: Hamilelik bir senedir, daha fazlası olmaz. Davud (ez-Zahirî.) der ki: Süresi dokuz aydır. Ona göre bu süreden daha fazla bir süre hamile kalınmaz.

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) der ki: Bu meselenin içtihaddan başka ve kadınların hamilelik ile ilgili bilinen durumlarına havale edilmesinden başka bir dayanağı yoktur. Başarı Allah'tandır.

Dârakutnî, el-Velid b. Müslim'den şöyle dediğini rivâyet eder: Ben Malik b. Enes'e dedim ki: Bana Âişe'den nakledildiğine göre o şöyle demiştir: Kadının hamile kalma süresi İki yıldan fazla bir kirmenin gölgesKnin değişmesi) bir süre kadar dahi artmaz. Bunun üzerine: Subhanallah dedi, böyle bir şeyi kim söyler? İşte bizim komşumuz Muhammed b. Aclân'ın karısı dört yılda hamile kalır ve doğumunu yapar. O doğru sözlü bir kadındır, kocası da doğru sözlü birisidir. Oniki yıl zarfında üç batın gebe kalmıştır. Herbir batında gebeliği dört yıldır. Dârakutnî, III, 322.

Ayrıca hunu el-Mübârek'den İbn Mücâhid de naklederek der ki: Bizde meşhurdur, Muhammed b. Aclân'ın hanımı dört yıllık bir sürede gebe kalır ve doğumunu yapardı. O bakımdan ona "fil'e hamile kalan kadın" ismi verilirdi.

Yine şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Bir gün Malik b. Dinar oturmakta iken bir adam ona gelerek şöyle dedi: Ey Ebû Yahya! Dört yıldan beri hamile bulunan ve artık çok büyük bir sıkıntı içerisinde olan bir kadına dua et. Bunun üzerine Malik kızdı, mushafi kapattı ve şöyle dedi: Bunlar bizim peygamber olduğumuzu mu zannediyorlar? Sonra da Kur'ân okumaya devam etti, arkasından dua ettikten sonra şöyle dedi: Allah'ım şayet bu kadının karnında bir afet var ise onu derhal karnından çıkart. Eğer karnındaki dişi ise sen onun yerine ona oğlan ver. Sen dilediğini siler, dilediğini tesbit edersin. Kitabın anası da senin yanındadır. Malik te dua ederken ellerini kaldırdı, etrafındakiler de ellerini kaldırıp dua etti. Daha sonra haberci bu istekte bulunan adama gelerek: Koş hanımına yetiş, dedi. Adam gitti, Malik ellerini indi rmemişti ki adam mescidin kapısında boynu üzerinde dört yaşında siyah saçlı bir oğlanla çıka geldi. Dişleri çıkmış ve göbek bağı kesilmemişti,

Yine rivâyete göre bir adam Ömer b. el-Hattâb'a gelerek şöyle demiş: Ey Mü’minlerin Emiri! İki yıl süreyle evimde değildim. Geldiğimde hanımımın hamile olduğunu gördüm. Hazret-i Ömer bu kadını recm etmek hususunda çevresindekilerle istişare etti. Muaz b. Cebel şöyle dedi: Ey Mü’minlerin Emiri! Eğer senin bu kadının aleyhine bir yolun varsa da karnındaki yavruya karşı senin lehine bir yol yoktur. O bakımdan bu kadına doğum yapıncaya kadar ilişme. Hazret-i Ömer o kadına ilişmedi. Nihayet dişleri çıkmış bir oğlan doğurdu. Adam çocuğun kendisine benzediğini görünce; Kabe'nin Rabbine yemin ederim, benim oğlumdur, dedi. Bu sefer Hazret-i Ömer şöyle dedi: Kadınlar Muaz gibisini doğurmaktan acizdir. Muaz olmasaydı, Ömer helâk olup gitmişti.

Yine ed-Dahhâk der ki: Annem beni iki yıl hamilelikten sonra doğurdu. Beni doğurduğunda dişim çıkmıştı.

Yine Malik'ten nakledildiğine göre o, annesinin karnında iki yıl kalmıştır. Üç yıl kaldığı da söylenmiştir. Yine denildiğine göre Muhammed b. Aclân annesinin karnında üç yıl kalmış ve annesi ona hamileyken vefat etmiş, annesinin karnında oldukça şiddetli hareket etçiği görülünce karnı yarılarak çıkartıldığında dişlerinin çıkmış olduğu görülmüş.

Hammâd b. Seleme der ki: Herim b. Hayyan'a, "Herim (çok yaşlı)" denilmesinin sebebi annesinin karnında dört yıl kalmış olmasıdır.

el-Ğaznevî'nin de naklettiğine göre, ed-Dahhâk annesinin karnında iki yıl süreyle kaldıktan sonra doğmuş ve doğduğunda dişleri çıkmış olduğundan ona Dahhâk (çok gülen) ismi verilmiştir.

Abbâd b. el-Avvâm der ki: Bizim komşumuz olan bir kadın dört yıl hamilelikten sonra saçları omuzlarına kadar uzamış bir oğlan doğurdu. Yanından uçan bir kuşa da "kış" diye söylemişti.

6- Ay Hali, Lohusalık Ve Hamilelik Süreleri:

İbn Huveyzimendâd der ki: Ay halinin, lohusalığın en az ve azami süreleri ile hamileliğin asgari ve azami süreleri hep içtihad yoluyla tesbit edilmiştir. Çünkü bu gibi şeylerin bilgisini yüce Allah insanlara bildirmemiştir. O bakımdan bunlar hakkında herhangi bir hüküm verilirken ancak bizim için zahir olan kadarıyla ve kadınlarda nadir veya mutad olarak görünen kadarıyla hüküm verilir. Biz bir kadının dört veya beş yıl süreyle hamile kaldığını tesbit edersek, buna dayanarak hüküm veririz. Lohusalık ve ay hali ile ilgili olarak, istikrar bulmuş bir durum ile karşı karşıya bulunmadığımızdan, kadınlarda nadiren görülen hususları nazar-ı itibara aldık.

7- Tabiatçıların Bu Husustaki Kanaatleri:

İbnu'l-Arabî der ki: Mâlikîlerden mütesâhil (ilmî delillere itibar etmekte gereken titizliği göstermeyen, gevşek davranan) bazı kimseler, hamileliğin azami süresinin dokuz ay olduğunu nakletmektedir. Ancak böyle bir şeyi (Maliki değil de) ancak Hâlikı (helake mensub olan) kişi söyler. Bunlar rahimde hamileliği yönetenlerin yedi gezegen olduğu İddiasında bulunan tabiatçılardır. Bunlara göre bu gezegenlerin herbirisi anne karnında çocuğu birer ay alır, dördüncü ay da güneşe aittir. İşte çocuk bundan dolayı hareket eder ve kıpırdanmaya başlar. Yedi gezegen arasında yedi ay dolaşması tamamlandıktan sonra sekizinci ayda Zuhal (Satürn) gezegenine avdet eder. Zuhal gezegeni de soğukluğuyla onun yetişmesini sağlar. Keşke bunlarla tartışabilsem yahut onlara karşı çarpışabilsem. Ne diye devre tamamlandıktan sonra yine Zühal'e geri dönüyor da başkasına dönmüyor? Bu konuda bilgiyi Allah mı size bildirdi? Yoksa Allah'a İftira mı ediyorsunuz? Eğer iki gezegenden birisine dönmesi mümkün ise, niçin bu hamileliği düzenleme işi üç veya dört gezegene avdet etmiyor yahut onların hepsine İkişer ya da üçer defa dönmüyor? Bu gizli hususlar hakkında batıl zanlara dayanarak tahakküm niye?

8- Herşeyin Miktarını Tesbit Ve Tayin Eden, Herşeyi Bilen Yüce Allah'tır:

"O'nun katında herşey bir ölçü iledir." Yani eksiklik olsun, fazlalık olsun herşeyin ölçüsünü tesbit etmiştir.

"Bir ölçü iledir" âyeti şöyle de açıklanmaktadır: Çocuğun annesinin karnından çıkışının ölçüsü ve annesinin karnında çıkacağı vakte kadar geçireceği sürenin miktarı hep bellidir.

Katâde ise, rızık ve ecel ile ilgilidir, der.

"Miktar (ölçü)" ise miktar anlamındadır. Âyetin genel ifadesi ise bütün bu hususları kapsamaktadır. Şanı yüce Allah en iyi bilendir.

8 ﴿