18Rabblerinin çağrısını kabul edenlere el-Husnâ vardır. O'nun çağrısını kabul etmeyenlere gelince, yeryüzündeki herşey ve onunla beraber bir o kadarı daha kendilerinin olsa, şüphesiz onları fidye olarak verirlerdi Hesabın kötüsü onlar içindir, barınakları cehennemdir. O ne kötü yataktır! Yüce Allah: "O, gökten bir su İndirdi de dereler kendi miktarlarınca sel dolup taşar. Sel de yüze çıkan bir köpük yüklenip götürür..." âyetinde hak ile bâtıla bir örnek vermektedir. Küfrü suyun üstündeki köpüğe benzetmektedir. Bu köpük yok olup gider. Kıyılarda dağılır, rüzgarlar onu itip darmadağın eder. İşte -ileride açıklayacağımız gibi- küfür de böylece gider ve darmadağın olur. "Dereler kendi miktarlarınca" yani dolabildikleri kadarıyla "sel olup taşar." İbn Cüreyc, küçüklük ve büyüklükleri miktarınca diye açıklamıştır. el-Eşheb, el-Ukaylîve el-Hasen; " Kendi miktarlarınca" kelimesini "dal" harfini sakin olarak okumuşlardır. Anlam birdir. Anlamının: Kendileri için takdir olunan miktar kadarıyla, şeklinde olduğu da söylenmiştir. "Dereler" kelimesi "vâdî'nin çoğuludur. Buna "vâdî" adının veriliş sebebi, suyun belli bir yerden çıkması ve akması dolayısıyladır. Buna göre "vâdr akan suyun ismi olmaktadır. Ebû Ali ise "dereler (vadiler) ...sel olup taşar" tabirinde bir genişletme vardır. Yani sulan sel olup taşar demek olup, bu anlamdaki kelime hazfedilmiştir, der. Yine Ebû Ali der ki: "Kendi miktarlarınca" ifadesi de suları kadarıyla... demektir. Çünkü vadiler (dere yatakları) bizatihi kendi miktarları kadar akmaz, (Su aktığı miktarda akar). "Sel de yüze çıkan" yani su üstünde yükselip çıkan "bir köpük yüklenip götürür." îfade burada tamam olmaktadır, bunu Mücahid söylemiştir. Daha sonra yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Bir süs" yani altın ve gümüşten edindikleri bir süs "veya bir fayda elde etmek için ateşte erittikleri" Mücahid der ki: Demir, bakır ve kurşun gibi "şeylerden de bunun gibi bir köpük çıkar." Bu da ikinci bir misaldir. Yüce Allah'ın: "Bunun gibi bir köpük" âyeti şu demektir: Taşan sel sularının üzerinde bir köpük yükseldiği gibi, bu gibi şeylerin üzerinde de bir köpük yükselir. Sel sularının üzerinde köpüklerin yükselmesi, suya yerin toprağının da karışması ve bunun bir köpük oluşturmasından dolayıdır. Aynı şekilde üzerinde ateş yakılan mücevherat, altın ve gümüş gibi yeryüzünde dağınık bulunan madenlere de toprak karışmış bulunuyor. Bu madenler üzerinde ateşin yakılmasının sebebi ise, madenlerin eriyerek yerin toprağının ondan ayrılmasını sağlamaktır. "İşte Allah hak ile bâtılı böyle örneklendirir. Ancak köpük atılır, gider" âyeti ile ilgili olarak Mücahid; " Atılır, gider" tabirini katı olarak (atılır) diye açıklamıştır. Ebû Ubeyde ise der ki: Ebû Amr b. el-Ala dedi ki: -Aynı kökten fiil olan-: tabiri, tencere köpüğü dökülünceye ve dibinde de katılaşıncaya kadar kaynadı, anlamındadır. Vadinin uzaklaştırdığı yani bir kenara attığı şey, demektir. Ebû Ubeyde'nin naklettiğine göre o Ru'be'yi bu kelimeyi; diye okuduğunu dinlemiştir. Ebû Ubeyde der ki: Tencere köpük atmaya başladığı zaman; denilir. Esen rüzgar bulutu parçalayıp dağıttığı zaman da; denilir. "İnsanlara fayda verecek olan şeye gelince, işte bu yerde kalır." Mücâhid der ki: Bu da saf ve katıksız sudur. Şöyle de açıklanmıştır: Bundan kasıt su ile anlaştırılmış hale getirilen altın, gümüş, demir, bakır ve kurşundur. Bu iki örnek de yüce Allah'ın sebatı itibariyle hakka, yok olup gitmesi itibariyle de batıla verdiği İki örnektir. Batıl bazı hallerde yükselip kabarsa dahi tıpkı köpüğün ve işe yaramayan kötü karışımların yok olup gitmesi gibi yok olur, gider. Şöyle de açıklanmıştır: Bu yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'e ve onun kalplere girip etkileyen buyruklarına verdiği bir misaldir. Yüce Allah, Kur'ân-ı Kerîm'i hayrının genelliği, faydasının da kalıcılığı itibariyle yağmura benzetmektedir. Kalpleri de dere yataklarına benzetmektedir. Bu kalplere Kur'ân-i Kerîm'den girip yerleşeni, dere yataklarına genişlik ve darlıklarına uygun olarak giren sulara benzetmektedir. İbn Abbâs: "O gökten bir su" Kur'ân "indirdi" diye açıklamıştır. "Dereler kendi miktarlarınca sel dolup taşar." İbn Abbâs der ki: Derelerden kasıt kulların kalpleridir. "Sûku'l-Arûs" adlı eserin sahibi (Ebû Ma'şer et-Taberî) der ki: Eğer bu açıklama sahih olarak gelmişse yüce Allah Kur'ân-ı Kerîm'e suyu, kalplere dere yataklarını, muhkem âyetlere saf olanı, müteşabihe de köpüğü misal verip benzetmesi anlamındadır. Bir diğer açıklamaya göre ise köpük nefsin kibiri, şüphe gaileleridir. Bunlar sebebiyle nefis sahip olmadığı şeylerle kabarır ve yükseldiği bu noktalarda ise çırpınıp durur. Tıpkı sel sularının saf ve berrak akarken derede bulduğu şeyleri suyun üzerine yükseltmesi gibi. Altın ve gümüş süsüne gelince, bu da üstün ve yüce hallere bir misaldir, tertemiz ahlâka örnektir. Erkeklerin güzellikleri bunlarla ortaya çıkar, salih ameller bunlarla ayakta durur. Tıpkı altın ve gümüşün kadınların süsü olması ve eşyaların kıymetlerinin bunlarla ölçülmesi gibi. Humeyd, İbn Muhaysın, Yahya, el-A'meş, Hamza, el-Kisaî ve Hafs; " Ateş yakarlar" (mealdeki: Ateşte erittikleri anlamındaki fiil.) âyetini "ya" ile okumuşlardır, Ebû Ubeyd de; "İnsanlara fayda veren" âyetinden dolayı bunu tercih etmiştir. Çünkü yüce Allah, bu âyette bir haber vermektedir ve burada muhatab almak söz konusu değildir. Diğerleri ise ifadelerin baş tarafında yer atan: "Öyle iken Onu bırakıp da... bir takım veliler mi edindiniz?" âyeti dolayısı ile "ta" ile okumuşlardır. (Bu şekildeki okuyuşa göre de anlam: ... ateşte erittiğiniz şeylerden... şeklinde olur). Yüce Allah'ın: "Ateşte" âyeti hazfedilmiş bir kelimeye taalluk etmektedir. Hal mahallindedir. Bunun zülhali ise; Ateşte erittikleri) ifadesindeki "he"dir. İfadenin takdiri de şöyle olur: Üzerinde ateşte yakıp erittikleri esnada ateşte bulunan... demektir. Şanı yüce Allah'ın; "Ateşte" âyetinde de zülhalin ismi olan "he"ye ait merfu bir zamir vardır. "Ateşte" anlamındaki âyetin; "Erittikleri" fiiline taalluk etmesi; " Onun üzerinde ateşte erittim" şeklindeki bir ifade uygun olmayacağından söz konusu olamaz. Çünkü zaten üzerinde ateş yakılan şey ateşin içerisinde bulunur. O takdirde; ın ifade ettiği bir anlam olmaz. "Bir süs... elde etmek için" âyeti mef'ûlün leh olur. "Bunun gibi bir köpük çıkar" anlamındaki âyet da mübtedâ ve haber olup selin üzerindeki köpük gibi bir köpük çıkar, anlamındadır. "Köpük çıkar" ifadesinin haberinin "ateşte" ifadesi olduğu da söylenmiştir. Buna göre ifadenin anlamı: Bunun gibi bir köpük de ateşte çıkar, şeklinde olur. el-Kisaî ise şöyle demektedir: "Köpük" kelimesi mübtedâ "bunun gibi" kelimesi onun sıfatıdır. Haberi ise bundan Önceki cümlede yer alan; "ateşte erittikleri şeylerden" anlamındaki buyruktadır. Buna göre de anlam şöyle olur: Bunun gibi bir köpük de ateşte erittikleri şeylerden çıkar. "Allah örnekleri işte böyle verir." Yani yüce Allah bu örnekleri size açıkladığı gibi, bunları açık ve seçik bir şekilde de verir demek olup ifade burada sona ermektedir. Daha sonra şöyle buyurmaktadır: "Rablerinin çağrısını kabul edenlere..." âyetindeki; " Çağrısını kabul edenler" âyeti; demektir. Bu iki şekil aynı anlamdadır. Nitekim şair şöyle demektedir: "O sırada çağrıya cevap veren hiçbir kimse, onun çağrısına cevap vermedi." Bu, daha önceden de geçmişti. Âyetin anlamı ise: Allah'ın kendisini davet ettiği tevhidi ve nübüvvet ile ilgili bilgileri kabule davet ettiği şeylere icabet eden, bunları kabul eden demektir. İşte bunlara "el-hüsnâ vardır" (Cennete) el-hüsnâ denilmesinin sebebi, güzellikte en ileri derecede oluşundan dolayıdır. Dünyada ilahi yardım, kıyâmette ebedî nimetlerin de el-hüsnâ'nın bir parçası olduğu söylenmiştir. "O'nun” Ona îman etme "çağrısını kabul etmeyenlere gelince yeryüzündeki her şey" bütün mallar "ve onunla beraber bir o kadarı daha kendilerinin" mülkü "olsa, şüphesiz onları" Kıyâmet gününün azabından kurtulmak İçin "fidye olarak verirlerdi." Bu âyetin bir benzeri de Al-i İmrân Sûresi'ndedir: "O kâfirlerin mallarının da, evlatlarının da Allah(ın azâbın)a karşı asla hiçbir faydası olmayacaktır." (Ali İmrân, 3/10); "Şüphesiz kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenlerin hiçbirinden, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verse bile asla kabul olunmaz," (Al-i İmrân, 3/9) "Hesabın kötüsü onlar İçindir." Yani bunların hiçbir iyilikleri kabul olunmayacak ve hiçbir kötülükleri de affedilmeyecektir. Ferkad es-Sebahî der ki: İbrahim en-Nehaî bana şöyle dedi: Ey Ferkad! Hesabın kötüsünün ne demek olduğunu biliyor musun? Ben: Hayır dedim, şöyle cevap verdi: Kişinin bütün günahları dolayısıyla hesaba çekilmesi ve en ufak bir şeyinin dahi ihmal edilmemesidir. "Barınakları" kalacaktan ve yerleşecekleri yer "cehennemdir. O ne kötü yataktır!" Kendileri için hazırladıkları bu yatak ne kötüdür! |
﴾ 18 ﴿