22Onlar Rabblerinin rızasını isteyerek sabrederler. Namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak ederler. Kötülüğü, iyilikle Savarlar. İşte yurdun akıbeti bunlaradır. "Onlar Rabblerinin rızasını isteyerek sabrederler." Buradaki; "Onlar'ın yeni bir cümle olduğu söylenmiştir. Çünkü; "Sabrederler (sabrettiler)" fiili mazi olup; "Bitiştirirler" şeklindeki (muzari) fiile atfedilemez. Bunun, önce sözü edilenlerin sıfatlarından olduğu da söylenmiştir. Sıfat ise kimi zaman mazi lâfzı ile kimi zaman müstakbel (müzari) lâfzı ile yapılabilir. Çünkü âyet; kim bunu yaparsa, ona şu vardır anlamındadır. "Onlar" anlamındaki kelime aynı zamanda şart manasını da ihtiva ettiğinden ve şart cümlesinde de mazi tıpkı müstakbel (muzari) gibi olduğundan da bu şekilde fiilin gelmesi mümkün olmuştur. Bundan dolayı önce "onlar... yerine getirirler" diye (muzari fiil ile) buyurulduktan sonra (mazi fiil ile): "onlar... sabrederler" diye buyurulmakta, daha sonra da ona "kötülüğü iyilikle Savarlar" diyerek (yine muzari fiil kullanılarak) atıf yapılmaktadır. İbn Zeyd der ki: Bunlar hem Allah'a itaate sabrettiler. Hem de Allah'ın masiyetlerine karşı sabrettiler. Atâ da der ki: Bunlar musibetlere ve acılara, türlü türlü büyük musibetlere sabrettiler, Ebû İmrân el-Cevnî de der ki: Bunlar Allah'ın rızasını arıyarak, dinleri üzere sabır ve sebat gösterdiler. "Namazı dosdoğru kılarlar." Namazı farzlarıyla, huşu'uyla, vakitlerinde edâ ederler. "Ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak ederler." İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre bununla farz zekât kastedilmektedir. Bu hususta açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi'nde (2/3- âyet, 25. başlıkta) ve başka yerlerde geçmiş bulunmaktadır. "Kötülüğü iyilikle Savarlar." Yani salih amel ile kötü amelleri uzaklaştırırlar. Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır. İbn Zeyd der ki: Bunlar şerri hayır ile Savar ve bertaraf ederler. Saîd b. Cübeyr de: Münkeri, maruf ile bertaraf ederler diye açıklamıştır. ed-Dahhâk'ın açıklamasına göre; onlar kötü ve çirkin sözleri selâm ile; Cüveybir'e göre zulmü affetmek ile; İbn Şecere'ye göre günahı tevbe ile; el-Kutebî'ye göre cahilin saygısızlık ve edebsizliğîni hilm ile bertaraf ederler. Buna göre saygısızlık, edebsizlik (sefeh) kötülük, hilm ise iyilik olmaktadır. Şöyle de açıklanmıştır: Bir kötülük işlemek istediklerinde ondan vazgeçer ve Allah'tan mağfiret dilerler. Bir diğer açıklamaya göre şirki, lâ ilahe illallah ile uzaklaştırırlar. İşte bu hususta toplam dokuz ayrı açıklama ve görüş. Hepsinin de anlamı birbirine yakındır. Bunların birincisi ise umumî bir anlam ifade ettiğinden hepsini kapsamaktadır. Bu âyetin bir benzeri de yüce Allah'ın: "Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir." (Hûd, 11/114) âyetidir. Hazret-i Peygamber'in, Muâz b. Cebel (radıyallahü anh)a söylediği: "Ve kötülüğün ardından hemen iyiliği yetiştir ki onu silsin. İnsanlarla da güzel bir ahlâk ile geçin" Tirmizî, Birr 55; Müsned, V, 228, 236'da Muâz b. Cebel’den 153, 177'de Ebû Zerr'den. âyeti da bu kabildendir. "İşte yurdun" yani âhiretin "akıbeti bunlaradır." Bu da cehennem yerine cennettir. Yurt demek olan "eddâr" yarın iki tanedir. İtaat edenlere cennet, isyan edenlere de cehennemdir. Yüce Allah, burada itaatkârları söz konusu ettiğine göre, onların da yurdu elbetteki kaçınılmaz olarak cennettir. Buradaki "yurt" ile dünyanın kastedildiği de söylenmiştir. İşledikleri itaatlerin karşılığı, dünya yurdunda da onlara verilecektir, demek olur. |
﴾ 22 ﴿