41

Görmediler mi ki Biz arza geliyoruz da, onu etrafından eksiltip duruyoruz. Allah hükmeder. O'nun hükmünü koğuşturup bozacak yoktur. O, hesabı pek çabuk görendir.

"Görmediler mi ki?" âyetinde kastedilenler Mekkelilerdir.

"Biz arza geliyoruz da onu etrafından eksiltip duruyoruz." Bu hususta farklı görüşler vardır.

İbn Abbâs ile Mücahid

"onu etrafından eksiltip duruyoruz" oranın âlimlerinin ve salihlerinin vefatıyla eksiltip duruyoruz diye açıklamışlardır. el-Kuşeyrı der ki: Bu açıklamaya göre arzın etrafından kasıt, onun en şereflileridir.

İbnu'l-Arabî der ki: (Etrafın tekili olan): et-taraf ve et-tarf şerefli, üstün adam demektir. Ancak buna göre bir açıklama uzak bir ihtimaldir. Çünkü âyetten maksat şudur: Biz onlara işlerindeki eksiklikleri gösterdik ki, azaplarının ertelenmesinin Bizim acizliğimizden kaynaklanmadığını bilsinler diye. Ancak İbn Abbâs'ın görüşü yahudİ ve hristiyanların büyük ilim adamlarının ölümlerine yorumlanırsa, uygun bir açıklama olarak görülebilir. (Çünkü âyet-i kerîme kâfirlere tehdit mahiyetindedir).

Yine Mücahid, Katâde ve el-Hasen derler ki: Bunda kastedilenler müşriklerin ellerinde bulunup da müslümanların galip gelerek ellerine geçirdikleri şeylerdir. Bu açıklama, İbn Abbâs'tan da rivâyet edilmiştir. Yine ondan nakledildiğine göre, bundan kasıt, ümranın yeryüzünün yalnızca bir tarafında söz konusu olacağı noktaya kadar harab olması demektir. Mücahid'den nakledildiğine göre yeryüzünün etrafının eksilmesi, harab olması ve yeryüzü halkının ölmesi demektir.

Vekî b. el-Cerralı, Talha b. Umeyr'den, o Atâ b. Ebi Rebah'tan rivâyete göre o, yüce Allah'ın;

"Görmediler mi ki Biz arza geliyoruz da onu etrafından eksiltip, duruyoruz" âyeti hakkında dedi ki: Kasıt fukahâsının ve ahalisinin hayırlılarının gitmesidir.

Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr de der ki: Atâ'nın âyet-i kerîmenin te'vili ile ilgili açıklaması gerçekten güzeldir. İlim ehli bu açıklamayı kabul ile karşılamıştır.

Derim ki: el-Mehdevî de aynı açıklamayı Mücahid ve İbn Ömer'den nakletmektedir. Bu da birinci görüşün aynısıdır, Süfyan, Mansur'dan, o Mücahid'den: "Onu etrafından eksiltip duruyoruz" âyeti hakkında şöyle dediğini nakletmektedir: Kasıt fukaha ve ilim adamlarının vefat etmesidir. Dilde bilindiğine göre ise "ettaıf" herşeyin en değerli ve üstün olanıdır. Bu ise Ebû Nasr Abdu'r-Rahîm b. Abdü ‘l-Kerîm'in, İbn Abbâs'ın beğendiği görüşünden daha farklıdır.

İkrime ve en-Nehaî derler ki: Bundan kasıt noksanlık ve nefislerin kabzedilmesidir, Onlardan birisi de der ki: Eğer yeryüzü gerçek anlamda eksilmiş olsaydı, hiç şüphesiz kişinin defi hacette bulunacak yeri dahi kalmazdı. Bir diğeri de şöyle demektedir: Hiç şüphesiz def-i hacetini yapacağın daracık bir yer dahi bulamazdın, demiştir.

Yine denildiğine göre bu âyetle kastedilen Kureyşlilerden önceki ümmetlerden helâk olanların, helâk edilmesi, onlardan sonra da kaldıkları yerlerin, toprakların helâk edilmesidir. Yani Kureyşliler kendilerinden öncekilerin helâk edildiğini, onlardan sonra da arazilerinin harab olduğunu görmediler mi? Bunun gibi bir şeyin başlarına gelmesinden korkmuyorlar mı?

Bu görüş aynı şekilde İbn Abbâs, Mücahid ve İbn Cüreyc'den de rivâyet edilmiştir. Yine İbn Abbâs'tan nakledildiğine göre bundan kasıt, yeryüzünün bereketlerinin, mahsullerinin ve yaşayan insanların eksilmesidir. Bir diğer açıklamaya göre yeryüzünün eksilmesi, yöneticilerinin zulmü ile olur.

Derim ki: Bu, mana itibariyle doğrudur. Çünkü zulüm ve haksızlıklar ülkeleri, ora ahalisinin öldürülmesi ve halkının topraklarından sürülmesi sonucunda tahrib eder ve yeryüzünden bereketin kaldırılmasına sebeb olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

"Allah hükmeder, O'nun hükmünü kovuşturup, bozacak yoktur." Yani hükmünü eksiltmek veya değiştirmek suretiyle kimse O'nun hükmünü bozamaz.'

"O hesabı pek çabuk görendir." Kâfirlerden intikamı da çabucak alır, mü’minlerin mükâfatını da çabucak verir.

Şöyle de açıklanmıştır: Şanı yüce Allah'ın -bundan önce el-Bakara Sûresî'nde (2/202. âyet, 2. başlıkta) geçtiği üzere- hesaba çekmek İçin düşünmeye ve bu maksatla parmak ile saymaya (vb. tekniklere) ihtiyacı yoktur.

41 ﴿