23

Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin. Anne ve babaya iyi davranın. Eğer onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlığa ererse sakın onlara öf deme. Onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle.

Bu âyete dair açıklamalarımızı onaltı başlık halinde sunacağız:

1. Allah'ın Hükmü ve "Kadâ" Kelimesinin Anlamları:

"Rabbin şunları hükmetti." Yani, bağlayıcı ve vacip olmak üzere emretti. İbn Abbâs, el-Hasen ve Katade şöyle demişlerdir: Bu hüküm, kazaî bir hüküm değil; emir vermek anlamındaki bir hükümdür.

İbn Mes'ûd'un Mushafında ise Tavsiye etti..." şeklindedir. Bu, aynı zamanda İbn Mes'ûd'un arkadaşlarının da, İbn Abbâs, Ali ve diğerlerinin de kıraatidir. Ubey b. Ka'b'ın nezdinde de böyledir. İbn Abbâs der ki: Bu âyet aslında; Ve Rabbin şunları tavsiye etti" şeklinde olup, iki vav'dan birisi (diğerine) bitiştiğinden dolayı Rabbin şunları hükmetti" diye okunmuştur. Çünkü eğer bu Allah'ın takdiri anlamında bir hükmü olsaydı, hiç bir kimsenin Allah'a asi olmaması gerekirdi. ed-Dahhâk da der ki: Mushaf in yazılışı esnasında "vav" ile "sad" birbirine karışarak; Vasiyet etti" kelimesi; Hükmetti" şeklinde tashif (hat itibariyle yakın kelimelerde benzer harflerden birini diğerinin yanına yazmak) olmuştur.

Ebû Hatim İbn Abbâs'tan ed-Dahhâk'ın görüşüne benzer bir söz nakletmektedir. Meymun b. Mehran'ın şöyle dediği nakledilmektedir: Hiç şüphesiz İbn Abbâs'ın bu görüşü, bir nûr ve bir aydınlığa sahiptir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"O, dinden Nûh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi... size de şeriat yaptı." (eş-Şura, 42/13) Diğer taraftan Ebû Hatim, İbn Abbâs'ın böyle bir sözü söylemiş olduğunu kabul etmemekte ve şöyle demektedir: Biz bu görüşü kabul edecek olursak, zındıklar elimizdeki mushafa dil uzatırlar. Diğer taraftan dil bilgini ilim adamlarımız ve başkaları da şöyle demektedir: "Kaza (hüküm vermek) sözlükte bir kaç anlamda kullanılır: Birisi emretmek anlamındadır. Yüce Allah'ın: "Rabbin şunları hükmetti (emretti): Kendisinden başkasına ibadet etmeyin" âyetinde hükmetmek, emir vermek anlamındadır. Bir diğer anlamı yaratmaktır. Yüce Allah'ın:

"Böylece onları yedi gök olmak üzere yarattı." (Fussilet, 41/12) Görüldüğü gibi burada "kaza" kelimesi, halketti, yarattı, anlamındadır. Bir diğer anlamı hükmetmek, hüküm vermek anlamındadır. Yüce Allah'ın:

"İstediğin hükmü ver."(Tâ-Hâ, 20/72) Yani, ne hükmedeceksen et, demektir. Yine bu kelime, işi bitirmek anlamındadır. Yüce Allah'ın:

"İşte hakkında sorduğunuz iş olup bitmiştir" (Yusuf, 12/41) âyetinde olduğu gibi. Yani bu işiniz (böylece) olup bitmiştir, demektir. Yüce Allah'ın:

"Menâsikinizi bitirince" (el-Bakara, 2/200.) âyeti ile:

"Namaz bittiğinde" (el-Cuma, 62/10) âyeti da böyledir. İrade etmek, dilemek anlamında da kullanılır. Yüce Allah'ın şu âyetinde olduğu gibi:

"Bir işe hükmedince, ona yalnızca ol der, o da oluverir." (Ali-İmrân, 3/47) Ahid anlamında da kullanılır. Yüce Allah'ın:

"Biz, Mûsa'ya o âyeti vahyettiğimizde sen batı tarafında değildin" (el-Kasas, 28/44) âyetinde olduğu gibi.

"Kaza" kelimesinin bütün bu anlamlara gelme ihtimali olduğuna göre, masiyetlerin Allah'ın kazası (hükmü) ile olduğunu söylemek câiz olmaz. Çünkü şayet bu kelime ile "emretmek" kastedilecek olursa, böyle bir şeyin kabul olunmayacağında görüş ayrılığı yoktur. Çünkü'yüce Allah masiyetlerin işlenmesini emretmiş değildir. Çünkü O, fahşâyı (kötülükleri, hayasızlığı) emr etmez.

Zekeriya b. Sellâm dedi ki: Bir kişi, el-Hasen'e gelerek, hanımını üç talâk ile boşadığını söyledi. Ona: Sen, hem Rabbine asi oldun, hem de hanımın senden bâin talâk ile boş oldu, dedi. Adam: Allah bunu benim hakkımda böylece hükmetmiştir (kaza etmiştir) deyince, fasüı bir kişi olan el-Hasen ona şöyle dedi: Hayır, Allah böyle bir şeyi hükmetmiş (kaza etmiş) değildir. Yani Allah bunu emretmemiştir, diyerek şu: "Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin..." âyetini okudu.

2. Anne Babaya İyi Davranmanın Önemi:

Şanı yüce Allah kullarına, kendisine ibadet edip kendisini tevhid etmelerini emretmiş, anne ve babaya İyilikte bulunmayı da bununla birlikte zikretmiştir. Tıpkı onlara şükretmeyİ kendi yüce zatına şükretmekle birlikte zikrettiği gibi. O hem:

"Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin, anne ve babaya iyi davranın" diye, hem de:

"Bana ve ana-babana şükret. Dönüş yalnız Banadır" (Lukman, 31/14) diye buyurmaktadır.

Sahih'-i Buhârî'de, Abdullah b. Mes'ûd'dan şöyle dediği nakledilmektedir Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a: Aziz ve celil olan Allah'ın en sevdiği amel hangisidir, diye sordum, o: "Vaktinde kılınan namazdır" diye buyurdu. Sonra hangisidir, diye sordum, "Anne-babaya iyilik yapmaktır" diye buyurdu. Ben: Sonra hangisidir diye sordum, o da: "Allah yolunda cihaddır" dedi. Buhârî, Mevakîtu's-Salât 5, Cihâd 1, Edeb 1, Tevhid 48; Müslim, Îman 137-139; Tirmizî, Salât 13, Birr 2; Nesâî, Mevâkît Slj Müsned, I, 409-410, 418, 421, 444, 448, 451.

Böylelikle Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem), anne-babaya iyilik yapmanın, İslâm'ın en büyük direklerinden birisi olan namazdan sonra amellerin en faziletlisi olduğunu haber vermekte ve bunu tertip ve mühlet anlamını veren "sümme; sonra" ile sıralamış bulunmaktadır.

3. Anne-Baba'ya Sövülmesine Sebep Teşkil Etmemek, Onlara Kötü Davranmamak:

Anne-babanın sövülmesine sebep olmamak, onlara kötü davranmamak anne-babaya iyilik yapmak ve iyi davranmak çerçevesi içerisindedir. Çünkü bunların aksini yapmanın büyük günahlardan olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Bu husustaki sabit sünnet de böylece varid olmuştur. Nitekim Müslim'in Sahih'inde Abdullah b. Amr'dan rivâyete göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kişinin anne babasına sövmesi büyük günahlardandır." Ey Allah'ın Rasûlü, hiç bir kimse anne babasına söver mi? diye sormaları üzerine o şöyle buyurdu: "Evet, bir başkasının babasına söver, o da onun babasına söver. Başkasının annesine söver, o da onun annesine söver." Müslim, İmnn 146; Tirmizî, Birr 4: Müsned, II, 164,

4. Anne-Baha'nın Câiz olan Taleplerine Muhalefet Etmemek:

Anne-babanın, câiz olan istek ve maksatlarında muhalefet etmek anne babaya kötü davranma çerçevesindedir. Nitekim onların maksatlarına uygun hareket etmek de onlara iyilikte bulunmaktır, Buna göre anne-baba yahut onlardan herhangi birisi çocuklarına, kendilerine itaat edilmesi vacip olan bir işi emredecek olursa ve eğer bu emir masiyeti gerektirmiyor İse, o emr olunan husus aslı itibariyle mubah kabilinden olsa bile, onlara itaat etmek vacip olur. Mendup kabilinden olması halinde de durum böyledir. Bazı kimselerin kanaatine göre ise, onların mubah emirleri, çocuk hakkında o emrin mendup olmasını gerektirir. Mendubu emretmeleri ise, o emrin mendupluğundaki tekidi daha bir artırır.

5. Ebeveynin İsteklerine İtaate Bir Örnek:

Tirmizî, İbn Ömer'den şöyle dediğini rivâyet eder: Nikâhım altında sevdiğim bir kadın vardı. Babam ise ondan hoşlanmıyordu. Bana, onu boşamamı emrettiği halde ben kabul etmedim. Durumu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a açınca o şöyle buyurdu: "Ey Ömer'in oğlu Abdullah! Hanımını boşa." (Tirmizî) dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir. Tirmizî, Talâk 13; Ebû Dâvûd, Edeb 120: İbn Mâce, Talâk 36; Müsned, 51, 42, 53, 157.

6. Anne İle Babanın Hakları Arasında Bir Karşılaştırma:

Sahih'in rivâyetine göre Ebû Hüreyre şöyle demiş: Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a gelerek şöyle sordu: Benim güzel sohbet ve arkadaşlığıma insanlar arasında en lâyık kimdir? Peygamber: "Annendir" diye buyurdu. Sonra kimdir, diye sorunca, Hazret-i Peygamber; "Sonra yine annendir" diye buyurdu. Adam: Sonra kimdir, diye sorunca, Hazret-i Peygamber yine: "Sonra yine annendir" diye buyurdu. Adam, sonra kimdir diye sorunca, bu sefer Hazret-i Peygamber: "Sonra babandır" diye buyurdu. Buhârî, Edeb 2: Müslim, Birr 1, 2; Tirmizî, Birr 1; İbn Mâce, Ecieb 1; Müsned, II, 327-328, 391.

İşte bu Hadîs-i şerîf, anneyi sevip ona şefkat göstermenin baba sevgisinin Üç misli olması gerektiğine delildir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) anneyi üç defa, babayı da dördüncüsünde yalnızca bir defa söz konusu etmiştir. Şimdi bu husus bu şekilde anlaşıldığı gibi, esasen vakıa da buna tanıklık etmektedir. Şöyle ki: Hamileliğin zorluğu, doğumun zorluğu, süt emzirme ve terbiye zorluğu yalnızca annenin çektiği zorluklardır. Babanın bu zorluklarla bir İlgisi yoktur. İşte bu üç aşamada babanın herhangi bir katkısı bulunmamaktadır,

Malik'ten de rivâyet edildiğine göre, adamın birisi ona şöyle demiş: Benim babam Sudan'da bulunuyor. Bana, yanıma gel diye mektup yazdı. Annem ise benim gitmemi engelliyor. Bu sefer İmâm Mâlik: Babana itaat et, annene de asi olma, dedi.

Malik'in bu sözlerinden, onun her ikisine de itaat edilmesinin eşit olduğu kanaatine sahip olduğu anlaşılmaktadır.

el-Leys (b. Sa'd)'a da bu mesele hakkında sorulunca, o da anneye itaati emretmiş ve annenin ebeveyne gösterilecek itaat ve iyi davranışın Üçte ikisi miktarda sahip oluduğunu ileri sürmüştür. Ebû Hüreyre'nin rivâyet ettiği hadis ise annenin, ebeveyne gösterilmesi gereken itaat ve iyiliğin dörtte üçüne sahip olduğuna delildir. Ve bu, bu konuda muhalif kanaate sahip olanlara karşı da bir delildir. el-Muhasibi "Kitabu'r Riâye"de ebeveyne gösterilmesi gereken iyilik ve itaatin, dörtte üçünün annenin hakkı, dörtte birinin de babanın hakkı olduğu hususunda İlim adamları arasında hiç bir görüş ayrılığı bulunmadığını iddia etmektedir. Bu, Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) yoluyla rivâyet edilen hadisin muktezasına göre ileri sürülmüş bir görüştür. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

7. Anne ve Baba Kâfir İseler:

Anne babaya iyi davranmak müslüman olmaları haline mahsus değildir. Aksine, anne-baba kâfir iseler dahi evlatları onlara iyi davranır ve eğer onların zimmet ve benzeri ahidleri var ise, iyi muamelede bulunur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Sizinle din hususunda Savaşmamış, sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik yapmanızı... Allah size yasaklamaz." (el-Mümtehine, 60/8)

Buhârî'nin Sahih'inde de Esma (radıyallahü anha)'dan şöyle dediği nakledilmektedir: Kureyşliler, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile antlaşma yaptıkları sırada banş süresi içerisinde annem, babası ile birlikte müşrik olduğu halde yanıma geldi. Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a durumu sorup şöyle dedim: Annem benim ona iyilikte bulunmam ümidi ile yanıma geldi. Ona iyilikte bulunayım mı, onu gözeteyim mi? O: "Evet, ona iyilikte bulun, onu gözet" diye buyurdu. Buhârî, Cizye 18, Edeb 8; Müslim, Zekât 50, Hibe 29; Ebû Dâvûd, Zekât 34; Müsned, VI, 544, 347.

Yine Hazret-i Esma'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) döneminde annem, benim kendisine iyilik yapmam ümidiyle yanıma geldi. Ben, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a; Ona iyilikte bulunayım mı, akrabalık bağını gözeteyim mı? diye sordum. O: "Evet" diye buyurdu. Buhârî, Edeb 7; Müslim, Zekât 49.

İbn Uyeyne dedi ki: Aziz ve celil olan Allah da onun hakkında:

"Sizinle din hususunda Savaşmamış... olanlara adaletli davranmanıza Allah size yasaklamaz" (el-Mümtahine, 60/8) âyetini indirdi. Buhârî, Edeb 7. Birincisi muallaktır, ikincisi ise müsneddir. Meıhıun Kurlubî, bu sözleriyle her iki hadisi kastediyorsa, ikisi de müsneddir.

8. Cihad İçin Anne-Babanın İzni:

Anne babaya iyilikte bulunmak, onlara karşı iyi davranmanın kapsamına -eğer cihad farz-ı ayn değilse- onların iznini almadan cihad etmemek de vardır. Sahih'te, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in yanına gelerek, cihad etmek için ondan izin istedi. Hazret-i Peygamber: "Annen baban hayatta mıdır?" diye sordu. O, evet deyince Hazret-i Peygamber: "Sen onlar hakkında (onlara iyilik yapmak suretiyle) cihad et." diye buyurdu. Bu, Müslim'in lâfzıdır. Buhârî, Cihâd 138, Edeb 3; Müslim, Birr 5; Ebû Dâvûd, Cihâc) 31; Nesâî, CiVıâd 5: Müsned, II, 165, 188. 193, 197, 221.

Sahih'in dışındaki hadis kitaplarında da şöyle demektedir: Evet, ve onları ben ağlıyor bırakıp geldim. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Git, onları ağlattığın gibi güldür." Ebû Dâvûd, Cihâd 31; Nesâi, Bey al 10; İbn Mâce, Cihâd 12; Müsned, II, 160, 194, 198. Bir başka rivâyette de şöyle denilmektedir: "Senin, annen baban ile birlikte onların (yanlarındaki) yatakta uyuman, onların seninle gülüşüp seninle oynaşmaları, senin için benimle cihad etmenden daha faziletlidir." Bunu da İbn Huveyzimendad nakletmektedir. Suyûtî, ed-Durru'l-Mensûr, V, 263.

Buhârî bu hadisi "Birrü'l-Valideyn" (Anne-Babaya İyi Davranmak) bölümünde şu lâfızlarla zikretmektedir: Bize Ebû Nuaym haber verdi. Bize Süfyan, Atâ b. es-Saib'den haber verdi. O, babasından, o, Abdullah b. Amr'dan dedi ki: Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a, hicret etmek üzere bey'at etmeye geldi. Ancak bu sırada anne-babasını ağlar bırakıp gelmişti. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Onların yanlarına dön ve onları ağlattığın gibi güldür." Buhârî. el-Edebtı'l-Müfred, Lübnan tarihsiz, s. 5

İbnü’l-Münzir dedi ki: Bu Hadîs-i şerîf nefir (farz-ı ayın olan seberberlik çağrısı) vuku bulmadığı sürece anne babanın izni olmaksızın cihada çıkmanın yasaklığını ihtiva etmektedir. Eğer nefir söz konusu olursa, o takdirde zaten herkesin cihada çıkması vacip olur. Bu husus Ebû Katade yoluyla gelen hadiste gayet açıktır. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem), kumandanlar ordusunu (Mute ordusunu) gönderdi... Bu arada Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talib ve ibn Revâha'nın başından geçenleri de söz konusu etmekle birlikte, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın münadisinin bundan sonra: Topluca namaza! diye nida etmesi üzerine herkesin toplandığını da söz konusu etti. Bunun üzerine (Hazret-i Peygamber) Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Haydi çıkınız, kardeşlerinizin yardımına koşunuz. Hiç kimse de geri kalmasın." Bunun üzerine, oldukça sıcak bir günde insanlar piyade olarak ve binekli olarak Savaşa katılmak üzere yola çıktılar. Müsned, V, 299, 301.

İşte Hazret-i Peygamber'in: "Kardeşlerinize yardımcı olmak üzere çıkınız" diye buyurması, cihaddan geri kalmak hususunda mazur görülebilmenin nefir (umumi seferberlik) çağrısı söz konusu olmadığı hallerde olacağına delildir. Diğer taraftan Hazret-i Peygamber'in: "Ama hep birlikte Savaşa çıkmanız İstenirse, hep birlikte Savaşa çıkınız" Buhârî, Cezâus-Sayd 10, Cihâd 1", 27, 194, Cizye 22; Müslim, Hacc 445, İmâre 85: Ebû Dâvûd, Cihâd 2; Tirmizî, Siyer 33; Nesâî, Bey'at 15: İbn Mâce, Cihâd 9. Dârimî, Siyer 69: Müsned, I, 226, 266, 316, 355, 111, 401, VI, 466 hadisi de bununla birlikle aynı gerçeği dile getirmektedir.

Derim ki: Bu Hadîs-i şerîflerde şuna da delil vardır: Farzlar, yahutmenduplareğer bir arada bulunacak olursa, bunlar arasından daha önemli olana öncelik tanınır. Ru anlamdaki açıklamaları el-Muhasibi, "Kitabu'r-Riâye" adlı eserinde yeterince açıklamış bulunmaktadır.

9. Cihada Çıkmak İçin Müşrik Anne ve Babanın İzni Alınır mı:

Cihad farz-ı kifaye ise, kişinin cihada katılmak için müşrik anne-babasının iznini alıp almayacağı hususunda ilim adamları, farklı görüşlere sahiptirler. es-Scvrî, onların İznini almaksızın gazaya gitmez, der. Şâfiî ise: Onların iznini almaksızın gazaya gidebileceğini söylemiştir.

İbnü'l-Münzir de şöyle demektedir: Dedeler de babalar gibidir, nineler de anneler gibidir. O bakımdan kişi yine onların iznini almaksızın gazaya çıkamaz. Ben, onlar dışında kardeşler ve sair akrabaların da iznini almayı gerektiren herhangi bir delil bilmiyorum. Ama Tavus, kız kardeşlerin ihtiyaçlarını karşılamanın, Allah yolunda cihaddan daha faziletli olduğu görüşünde idi.

10, Anne Babanın Sevdiklerini Gözetmek;

Anne babanın sevdikleri kimseleri gözetmek de anne-babaya iyiliğin tamamlayıcı unsurlarındandır, Çünkü Sahih’te İbn Ömer'den şöyle dediği nakledilmektedir: Ben, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "Hiç şüphesiz bir kimsenin babasının sevdiği kimseleri babasının vefatından sonra gözetmesi de ona karşı İyi davranmanın en ileri derecesidir." Müslim, Birr 11-13; Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmizî, Birr 5: Müsned, II, 88, 91, 97, 111

Ebû Useyd -ki, Bedir'e katılmışlardandır- şöyle demektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte oturuyordum. Ona, Ensar'dan bir adam geldi ve şöyle dedi; Ey Allah'ın Rasûlü! Annem ve bababım vefat etmesinden sonra benini onlara karşı iyi davranışım olarak sayılacak ve yapabileceğim bir iyiliğim kaldı mı? Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Evet, onlara dua edersin, onlara mağfiret dilersin. Onlardan sonra onların verdikleri sözleri yerine getirirsin, arkadaşlarına ikramda bulunursun. Ancak onlar vasıtasıyla mevcut bulunan akrabalık bağlarını da gözetirsin. İşte geriye senin üzerinde kalanlar bunlardır." Ebû Dâvûd. Ucleb 120; İbn Mâce, Edeb 2; Müsned, IH, 498.

Hazret-i Peygamber de, Hazret-i Hatice'ye karşı iyi davranmak, ona vefakârlık göstermek kastıyla -hanımı olduğu halde- hanımının arkadaşlarına hediyeler gönderirdi. Ya anne-baba hakkında ne düşünülebilir!

11. Anne Babanın Çocuğu Yanında Yaşlanması Hali:

Yüce Allah:

"Eğer onlardan biri veya ikisi yanında ihtiyarlığa ererse"

âyeti ile, özellikle onların yaşlanma hallerini söz konusu etmiştir. Çünkü bu, zayıflıkları ve yaşlılıkları dolayısıyla durumlarında meydana gelen değişiklikten ötürü anne-babanın, evlatlarının iyiliklerine daha çok muhtaç oldukları bir durumdur. Yüce Allah, böyle bir durumda onların hallerine gereken riâyeti ve titizliği, daha önce emretmiş olduğu dereceden daha ileri boyutlarda emretmektedir. Çünkü böyle bir durumda anne-baba, çocuklarının bakımına muhtaç düşerler. Yaşlılık halinde anne-babanın, çocuklarının bakımına ihtiyaçları, çocuğun küçüklüğünde onların bakımına duyduğu ihtiyaca benzer. O bakımdan yüce Allah bu âyette özellikle bu hali söz konusu etmektedir.

Aynı şekilde kişinin uzun bir süre böyle kalması, âdeta onun bu durumun istiskal etme (ağır bulma, zor görmeye sebep olur) kişiyi usandırır ve çokça sıkıntısı artar. Anne-babasına karşı gazabı su yüzüne çıkar, onlara karşı Öfkelenir, evlatları olmasına rağmen ve dine bağlılığın azlığından ötürü onlara karşı kötü davranmaya kalkışır, Kişinin, hoşlan mayısının açığa çıktığı asgari hal İse, sıkıntıdan dolayı tekrarlayıp duran solumasıdır. Yüce Allah ise onlara yumuşak nitelikte sözler söylemeyi ve onlara öylece karşılık vermeyi, bu sözünün de her türlü kusurdan arınmış olmasını emrederek: "Sakın onlara öf deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle" diye buyurmaktadır.

Müslim, Ebû Hüreyre'den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün, burnu yere sürtülsün." Kim ey Allah'ın Rasûlü! diye soruldu, o da şöyle buyurdu: "Yaşlılık halinde ebeveyninden birisi yahut ikisi yanında bulunup da sonra buna rağmen cennete giremeyen kişinin." Müslim, Birr 9, 10; Müsned, II, 346.

Buhârî de: "Anne babaya iyilik" bahsinde şöyle demektedir: Bize Müsedded anlattı. Bize, Bişr b. el-Mufaddal anlattı, bize Abdurrahman b. İshak anlattı. O, Ebû Said el-Makburi'den, o, Ebû Hüreyre'den, o, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan dedi ki: "Yanında anıldığım halde bana selat (ve selam) getirmeyen adamın burnu yere sürtülsün, Anne-babası yahut onlardan birisi yaşlılık halinde yetişip de onlar vasıtasıyla cennete girmeyen kişinin de burnu yere sürtülsün. Ramazana erişip de sonra kendisine mağfiret olunmadığı halde Ramazan ayını bitiren kişinin de burnu yere sürtülsün." Tirmizî, Deavflt 100; Müsned, II, 254.

Bize İbn Ebi Üveys anlattı. Bana kardeşim, Süleyman b. Bilal'den anlattı. O, Muhammed b. Hilal'den, o, Sa'd b. İshak b. Ka'b b. Ucre es-Sâlimî'den, o babası (radıyallahü anh)'dan dedi ki: Ka'b b. Ucre (radıyallahü anh) dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Minber'in yanında hazır bulununuz." Hazret-i Peygamber (hücresinden) çıkınca minbere çıktı. Minberin ilk basamağına çıktığında: "Amin" dedi, sonra ikincisine çıktı yine: "Amin" dedi, sonra üçüncüsüne çıktı, yine: "Amin" dedi. Konuşmasını bitirip minberden indiğinde biz: Ey Allah'ın Rasûlü, dedik. Bugün senden biz öyle bir söz işittik ki, daha önce bunu söylediğini hiç işitmemiştik. Hazret-i Peygamber: "Dediğimi duydunuz mu?" diye buyurdu, bizler: Evet dedik. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "O, Cibril (aleyhisselâm)'dır. Önüme çıktı ve şöyle dedi: Ramazana yetişip de kendisine mağfiret olunmadan bu ayı bitiren kişi Allah'ın rahmetinden uzak kılınsın. Ben de: Âmin dedim. Yine ikinci basamağa çıktığımda: Yanında senin adın anılıp da sana selât (ve selam) getirmeyen kişi de (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, dedi, ben de: Âmîn dedim. Üçüncüsüne çıktığımda: Yanında anne-babası, yahut onlardan birisi yaşlanıp da onlar sebebiyle cennete giremeyen kişi (Allah'ın rahmetinden) uzak düşsün, dedi, ben de; Âmin dedim." İbn Kesîr, V, 62

Bize Ebû Nuaym anlattı, bize Seleme b. Verdân anlattı (dedi ki): Enes (radıyallahü anh)'ı şöyle derken dinledim: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) minberin bir basamağını çıktı, âmin dedi. Sonra bir basamak daha çıktı yine: Âmin dedi, sonra bir basamak daha çıktı yine: Âmin dedi. Sonra, minberin üzerine çıkıp oturdu. Ashabı ona; Ey Allah'ın Rasûlü! Ne diye âmin dedin diye sordular, o da şöyle buyurdu: "Bana Cibril (aleyhisselâm) geldi ve dedi ki: Yanında adın anıldığı halde sana salât (ve selâm) getirmeyen kişinin burnu yere sürtülsün. Ben, âmin dedim. Yine anne-babasına yahut onlardan birisine yetiştiği halde onlar sebebiyle cennete giremeyen kişinin de burnu yere sürtülsün dedi, ben de âmin dedim" diyerek hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. İbn Kesîr, V, 63

O halde mutlu olan kişi, anne-babaya iyilik yapma firsatını ganimet bilerek bu konuda elini çabuk tutan; böylelikle onların ölümünden sonra fırsatı elinden kaçırmamaya gayret eden kişidir. Çünkü fırsat elinden kaçacak olursa, bundan dolayı pişman olur. Bedbaht olan kişi, onlara karşı kötü davranandır, özellikle de onlara iyilik yapma emri o kişiye ulaşmış ise.

12. Anne-Baba'ya Tahammülün Ölçüsü:

"Onlara öf deme!" Yani, onlara bir sıkıntı ifade edecek en ufak bir söz söyleme. Ebû Recâ el-Utaridi'den şöyle dediği nakledilmektedir: Of, bayağı, basit ve gizli söylenen sözdür. Mücahid de der ki: Yani sen yaştı olandan, küçükken senden gördükleri küçük ve büyük necasetlerini görecek olsan bile, onları tiksinti verici görüp de öf dahi deme. Ancak âyet-i kerîme bundan daha umumidir. "Of" ile "tur" aslında tırnakların pislikleridir. Bu şekilde tiksinti veren ve istiskal olunan her bir şeye "öf ona" denilir.

el-Ezherî der ki: Tut, aynı zamanda önemsiz ve basit şey demektir. Burada bu kelime; şeklinde tenvinli ve esreli olarak okunmuştur. Nitekim bu tür ses ifade eden sözler de esreli ve lenvinli okunur. Mesela kişi; " Sus ve vazgeç" denilir.

Bu kelime "hemze" esreli olarak ve hemze ötreli "fe" harfi sakin olarak; İle, şeklinde "fe" harfi şeddesiz olmak üzere on şekilde kullanılır. Hadiste de; "Elbisesinin bir ucunu burnunun üzerine bıraktı, sonra da uf, uf dedi" İbnu’l-Esir. en-Nîhâye, I, 55. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, , İstiskaa 9 denilmektedir. Ebû Bekir dedi ki: Bu, alınan kokudan tiksinildiğini ifade eder.

Kimisi de bu kelimenin, az ve önemsiz görmek anlamında olduğunu ve bunun, az demek olan; den geldiğini söylemiştir. el-Kutebî der ki: Bu kelimenin aslı, senin üzerine düşen kül, toprak ve buna. benzer şeyleri üflemekten ve yine bir yerde oturmak isterken, orada rahatsızlık verici şeyleri izale etmek kastıyla üflemekten gelmektedir. O bakımdan bu kelime ağır karşılanan her şey için söylenir olmuştur. Ebû Amr b. el-Âlâ der ki: Of, tırnaklar arasındaki kire, tuf ise kesilen tırnaklara denilir.

ez-Zeccâc der ki: Of, pislik demektir. el-Esmaî de şöyle demektedir: Of kulak pisliği, tuf ise tırnak pisliğidir. Bu kelime çokça kullanılarak sonunda rahatsızlık duyulan her bir şey hakkında kullanılır olmuştur.

Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh)'dan da şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Eğer yüce Allah, anne-babaya kötü davranmak hususunda "öf" den daha bayağı bir şey olsaydı, elbetteki onu da zikrederdi. Buraya kadar ve: Zikrederdi" yerine "lüinım ederdi": Süyûtî, ed Durru'l-Mensûr, V. 258 O bakımdan iyi davranan kişi, yapmak istediği şekilde yapsın. O, asla cehenneme girmeyecektir. Anne babasına kötü davranan kişi de istediği şekilde amelde bulunsun, o asla cennete girmeyecektir."

İlim adamlarımız derler ki: Anne-babaya öf demenin en kötü ve adi bir şey olması, onları red ve inkâr etmenin, nimete karşı nankörlük oluşundan, terbiyeyi red ediş ve yüce Allah'ın Kur'ân-ı Kerîm'de tavsiyeyi kabul etmeyiş oluşundan dolayıdır. "Öf" kelimesi, reddedilen, kabul olunmayan her şeye karşı söylenen bir sözdür. Bundan dolayı İbrahim (aleyhisselâm) da kavmine:

"Uf size ve sizin Allah'tan başka taptıklarınıza!" (el-Enbiya, 21/67) Yani, hem sizi kabul etmeyip reddediyorum, hem de sizinle birlikteki bu putları, demiştir.

13. Anne-Baba'yı Azarlamamak:

Yüce Allah'ın; "Onları azarlama" âyetindeki; Azar" şiddetle reddetmek ve kaba davranmak demektir.

Onlara tatlı ve güzel söz söyle" yumuşak ve incelikli söz söyle. Babacığım, anneciğim deyip onları isimleriyle zikretmeyerek, künyeleriyle onları çağırmamak gibi. Bu açıklamayı Atâ yapmıştır. İbn Beddâh et-Tucibi de der ki: Ben, Said b. el-Müseyyeb'e şöyle dedim: Kur'ân-ı Kerîm'de yer alan anne babaya iyilik ile ilgili her bir hususun ne manaya geldiğini biliyorum. Bundan tek istisna, yüce Allah'ın:

"Onlara tatlı ve güzel söz söyle" âyetidir. Bu kavl-i kerimin mahiyeti nedir? İbn Müseyyeb dedi ki: Bu, uslu bir kölenin, kaba ve haşin efendisine karşı söyleyeceği sözler demektir.

23 ﴿