24Merhametinden dolayı onlara alçak gönüllülük kanadını indir ve de ki: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse, Sen de onlara öyle rahmet et!" 14. Anne-Babaya Karşı Şefkat ve Merhamet: Yüce Allah'ın: "Merhametinden dolayı onlara alçak gönüllülük kanadını indir" âyeti, onlara karşı duyulacak şefkat ve merhameti onlara karşı gösterilecek alçak gönüllülüğü anlatmak için kullanılan bir istiaredir. Onlara karşı gösterilecek alçak gönüllülük, tıpkı yönetilenlerin emire, kölelerin de efendilerine gösterdikleri gibi olmalıdır. Nitekim Said b. el-Müseyyeb de buna işaret etmektedir. Yüce Allah burada, kanadın yukarı doğru kaldırıp aşağı doğru alca İtinasını, kuşun yavrusu kanadını kaldırmasına misal olarak vermektedir. "Zül", yumuşaklık demektir. Cumhûr bunu "zel" harfini ötreli olarak okumuştur ve buna göre bu kelime; Yumuşadı, yumuşar" kökünden gelir. Zillet, mezellet kelimeleri de buradan geldiği gibi, bu nitelikte olana da denilir. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbâs ve Urve b. ez-Zübeyr ise, "zili" şeklinde "zel" harfini esreli okumuşlardır. Bu kıraat Âsım'dan da rivâyet edilmiştir ki; Kolaylıkla bilinebilen, idare olunabilen ve bu vasfı açıkça ortada bulunan binek" ifadesinden alınmadır. Bu tabir, çekilmesi, istenen tarafa götürülmesi kolay olan hayvanlar, binekler hakkında kullanılır. Bu âyetin hükmü gereğince insanın anne ve babasına karşı sözlerinde, davranışlarında, onlara bakışında en hayırlı bir alçak gönüllülük niteliğinde olması gerekir. Onlara sert ve keskin bakmamalıdır. Çünkü böyle bir bakış onlara gazap edenin bir bakışıdır. Bu âyet-i kerimede hitap Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a olmakla birlikte maksat, onun ümmetidir. Çünkü o dönemde Hazret-i Peygamber'in anne-babası yoktu. Diğer taraftan yüce Allah'ın: "Sana uyan mü’minlere de kanadını indir." (eş-Şuarâ, 26/215) âyetinde ise, "alçakgönüllülük" ifadesi zikredilmemektedir. Bu âyet-i kerimede zikredilmesinin sebebi ise, hakkın büyüklüğü ve te'kid edilmesidir. Merhametinden dolayı" âyetindeki;...den" edatı, cinsi beyan etmek içindir. Yani, alçak gönüllülük kanadının indirilmesi insanın ruhunda yer etmiş bulunan merhametten ötürü olmalıdır. Yoksa böyle bir şey İzhar edilsin diye olmamalıdır. Gayenin son noktasını ifade etmek için olması da mümkündür. Daha sonra yüce Allah kullarına, babalarına, anneferine rahmet okumalarını, onlara dua etmelerini emretmektedir. Onlar sana nasıl merhamet etti iseler, sen de onlara öylece merhamet etmelisin. Onlar sana nasıl şefkatle davrandılarsa, sen de onlara öylece şefkatli davranmalısın. Çünkü sen küçükken, birşey bilmezken ve ihtiyaç içindeyken seni koruyup gözettiler, seni tercih ettiler, gecelerini uykusuz geçirdiler. Kendileri aç kaldılar, seni doyurdular, çıplak kaldılar, seni giydirdiler. O bakımdan, senin onlara yaptıklarının karşılığını verebilmen, ancak küçüklükteki haline onlar büyüklüklerinde ulaştıkları takdirde mümkün olabilir ve onların (vaktiyle) sana yaptıklarını sen de onlara yapabilirsin. Bununla birlikte onların bu konuda öncelikli davcanma faziletleri vardır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmaktadır: "Bir evladın babasına karşılığını vermesi, ancak onu köle bulup satın alması ve sonra da onu azad etmesi halinde düşünülebilir." Müslim, Itk 25; Ebû Dâvûd, Edeb 120; Tirmizî, Birr 8; İbn Mâce, Edeb 1; Müsned, II, 230, 263, 516, 445. İleride bu hadise dair açıklamalar Meryem SÛRESİ'nde (19/92. âyet, 2, başlıkta) gelecektir. 16, Anne-Baba'ya Mağfiret Dilemek: Yüce Allah'ın: "Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse..." âyetinde özellikle terbiye etmelerinin sözkonusu edilmesi, kulun anne-babasının şefkatini, onu terbiye ederken yorgunluklarını hatırlasın diyedir. Bu, onun anne-babasına karşı şefkat ve bağlılığını daha bir artırsın, diyedir. Bütün bunlar mü’min olan anne-baba hakkındadır. Kur'ân-ı Kerîm ise, önceden de geçtiği üzere (et-Tevbe, 9/113- âyet, 2. başlık ve devamında) ötmüş müşriklere en yakın akrabalardan olsalar dahi, mağfiret dilemeyi yasaklamış bulunmaktadır. İbn Abbâs ve Katade'den ise bütün bunların: "O çılgın ateşlikler oldukları açıkça ortaya çıktıktan sonra akrabaları dahi olsalar müşriklere Peygamberin de mü’minlerin de mağfiret dilemeleri olur şey değildir" (et-Tevbe, 9/113) âyeti ile bütün bunlar nesh edilmiştir. Buna göre müslüman bir kimsenin anne-babası eğer zırnmi iseler, Allah'ın burada ona kendisine emrettiği şekilde onlara karşı davranır. Ancak, küfür üzere öldükten sonra onlara Allah'tan rahmet dileyemez. Çünkü sözü geçen âyet-i kerîme ile yalnızca bu nesh edilmiştir. Şöyle de denilmiştir: Bu âyet, neshe konu olacak bir yer değildir. Çünkü, -önceden de geçtiği gibi- burada sözkonusu edilen, hayatta kaldıkları sürece müşrik anne ve babaya dünyada rahmet ile dua etmektir. Yahut da bu âyetin (et-Tevbe Sûresi'ndeki âyetin) umumî ifadesi öbürü ile tahsis edilmiştir ve âhiret için rahmet kastedilmemiştir. Özellikle de yüce Allah'ın: "Rabbim... Sen de onlara öyle merhamet et" âyetinin Sa'd b. Ebi Vakkas hakkında indiği de söylenmiştir. Çünkü o, İslâm'a girdikten sonra, annesi de kendisini elbisesiz vaziyetle güneşte kızmış taşlar üzerine almıştı. Durum Hazret-i Sa'd'a anlatılınca o da: Ölürse ölsün demişti, bunun üzerine bu âyet-i kerîme inmiştir. Âyet-i kerimenin müslüman olan anne-babaya dua etmek hakkında hususi olduğu da söylenmiştir. Doğrusu, önceden de belirttiğimiz gibi, âyetin umum ifade ettiğidir. İbn Abbâs da şöyle demektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Kim anne-babasını razı ederek akşamı eder ve öylece sabahı ederse o, cennetle açılmış iki kapısı bulunduğu halde akşamı ve sabahı etmiş olur. Eğer onlardan birisini razı etmişse bir kapısı bulunur. Kim de anne-babasını kızdırarak akşam ve sabah edecek olursa o da, cehennem ateşine giden açık iki kapısı bulunarak akşam ve sabahı eder. Onlardan birisini kızdırmışsa bir kapısı bulunur." Bir adam: Ey Allah'ın Rasûlü! Anne-babası ona zulmederse de mi? diye sorunca, Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Anne-babası ona zulmetse dahi, anne-babası ona zulmetse dahi, anne-babası ona zulmetse dahi" diye buyurdu, Süyûtî, ed-Durru’l-Msnsûr, V, 268. Biz, Câbir b. Abdullah (radıyallahü anh)'dan, muttasıl bir isnad ile şöyle dediğini rivâyet etmekteyiz: Bir adam, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a gelip şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasûlü, babam benim malımı aldı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): "Babanı bana getir" dedi. Cibril (aleyhisselâm), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a inerek şöyle dedi: "Aziz ve celil olan Allah sana selam söylüyor ve sana şöyle diyor: O yaşlı adam yanına gelecek olursa, sen ona kulaklarının işitmediği, fakat içinde söylemiş olduğu bir şeyi sor." Yaşlı adam gelince, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona şöyle sordu: "Neden senin oğlun seni şikâyet ediyor? Sen onun malını almak mı istiyorsun?" Yaşlı adam: Ona sor ey Allah'ın Rasûlü. Ben, ondan islediğim o malı ya halalarından birisine, ya teyzelerinden birisine, ya kendime harcamayacak mıyım? Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona şöyle buyurdu: "Hadi sen bunları bir kenara bırak da, senin kulaklarının işitmediği, fakat içinde söylediğin bir şeyi bana haber ver!" Yaşlı adam şöyle dedi: Allah'a yemin olsun, ey Allah'ın Rasûlü! Yüce Allah, sana olan kesin inancımızı artırıp durmakladır. Ben, gerçekten içimde bir şey söyledim ama, kulaklarım daha onu işitmiş değildir. Hazret-i Peygamber: "Haydi söyle ben de dinleyeyim" diye buyuranca adam (şu beyitleri) söyledi: "Yeni doğmuş bir bebekken seni besledim. Gençken de senin ihtiyaçlarını karşıladım. Senin için kazandıklarımdan ardı arkasına sen içip durdun. Bir gece, hastalığıyla misafirin olsa eğer, benim gecem Senin o hastalığın dolayısıyla ancak uykusuz geçer ve yerimde rahat edemem. Sanki sana isabet eden, senden Önce bana isabet etmiş de o bakımdan Göz yaşlarım durmayıp akıyordu. Senin helâk oluşundan dolayı korkup duruyordum ve şüphesiz ki ben, Ölüm vaktinin tayin edilmiş olduğunu da bilmekteyim. Nihayet senden birşeyler umduğum bu yaşına ulaştığın vakit Bana verdiğin karşılık, bir sertlik ve bir kabalık oldu. Sanki nimetler verip lütufta bulunan senmişsin gibi. Ah! Keşke benim babalık hakkıma riâyet etmesen bile, Hiç olmazsa yakın komşunun yaptığını yapabilseydin Ve bana komşuluk hakkını verip de senin olmayan bir maldan Bana karşı cimrilik etmeseydin." Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) oğlunun yaka tarafından elbiselerini yakalayarak şöyle dedi: "Sen de, malın da babana aitsiniz." et-Taberânî dedi ki: el-Lahmî bu hadisi, İbnü’l-Munkedir'den bu şekilde tamam olarak ve şiir ile birlikte yalnızca bu sened ile rivâyet etmektedir. Bunu da Ubeydullah b. Halasa münferiden rivâyet etmiştir. Taberânî, el-Mu'cemu's-Sağîr, s. 392-2; el-Mu'cemu'l-Kebir, VII, 293-295. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. |
﴾ 24 ﴿