37

Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! çünkü sen hiç bir zaman yeri de yaramazsın, boyca da asla dağlara erişemezsin.

Bu âyete dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:

1. Kibirle Yürümek Yasağı:

Yüce Allah'ın:

"Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme" şeklindeki bu âyeti, böbürlenip kibirlenmeyi yasaklamakta, alçak gönüllülüğü emretmektedir.

"Aşırı derecede sevinip şımarmak" demektir. Yürürken büyüklenmek anlamında olduğu söylendiği gibi, insanın kendi haddini, hududunu aşması diye de açıklanmıştır.

Kalede: Bu, yürüyüşte büyüklenip böbürlenmek demektir, der. Yine bunun, azgınlık etmek ve kibirlenmek anlamında olduğu söylendiği gibi, gayret ve çalışkanlık ile işe sarılmak anlamında olduğu da söylenmiştir.

Bu görüşler birbirlerine yakın olmakla birlikte, iki kısma ayrılırlar: Bu kısımların birisi verilmiştir, diğeri övülmüştür. Büyüklenmek, azmak, böbürlenmek, insanın haddini aşması verilmiştir. Ama sevinmek ve gayret ise ovülmiş bir şeydir. Şanı yüce Allah, bunlardan birisi ile kendisini vasf'etmiş bulunmaktadır. Meselâ; sahih hadiste: "Allah'ın, kulunun tevbesi dolayısıyla sevinmesi..." Buhârî, Deavât 4; Müslim, Tevbe 2-8: Tirmizî, Sıfatu'l-Kıyame 49, Deavât 98; Dârimî, Rikak 19; Müsned, I, 383, II. 316. VI, 61. 98 denilmektedir. Tembellik ise şer'an yerilmiş bir şeydir ama, ciddiyet ve gayret onun zıddidır. Hatta bazen büyüklenmek ve onun anlamındaki tutumlar da övülen bir davranış olabilir. Bunun hükmü, Allah'ın düşmanlarına ve zâlimlerine karşı yapılırsa böyledir,

Ebû Hatim Muhammed b. Hibban, İbn Cabir b. Atik'den, o babasının senediyle Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Gayret (kıskançlık)'ın bazısını aziz ve celil olan Allah buğz eder. Bazısını da Allah sever. Kibirin kimisini yüce Allah sever, kimisine de Allah buğzeder. Allah'ın sevdiği gayret, din hususundaki gayrettir. Allah'ın buğzettiği gayret ise, din dışı hususlardaki gayrettir. Allah'ın sevdiği büyüklenmek kişinin, Savaşırken kendi kendisine büyüklenip böbürlenmesidir, sadaka verirken (halinden memnun olması) dır. Allah'ın buğzettiği böbürlenmek ise, batıldaki böbürlenmedir." Bunu, Ebû Dâvûd da Musennefinde (Sünen'inde) ve başkaları da rivâyet etmiştir. Ebû Dâvûd, CihSd 104; Nesâî, Zekat 66; Dârimî, Nikâh 37; Müsned, V, 445, 446 (lafzî bazı farklılıklarla) Şu beyitler bu hususa dairdir:

"Yer üzerinde ancak mütevazı olarak yürü.

Çünkü onun altında senden çok daha yüce nice kimseler vardır.

Eğer sen güç, kuvvet, koruma ve koruyuculara sahip isen,

Senden daha güçlü ve daha çok korumaları bulunan nice kimseler ölmüş bulunuyor."

2. İhtiyaç Sahibi Olmadığı Halde Avcılık Yapmak:

İnsanın, ihtiyacı bulunmaksızın, -kendisini yüce bilerek- avlanmaya ve benzeri şeylere yönelmesi bu âyet-i kerimenin kapsamına girmektedir ve böyle bir tutum hayvana işkencedir, anlamsız ve boş yere böyle bir iş yapmaktır.

Bir kimsenin, nadiren bir gün dinlenmesi veya bir günün bir saatinde dinlenmesi ve böylelikle ilim okumak, yahut namaz kılmak gibi hayırlı işleri yapabilmek için gerekli gücü toparlamak kastıyla rahat edip dinlenmeye çalışması, kendisine gelmeye çalışması, bu âyetin kapsamına girmez.

"Kibir ve azametle" kelimesini Cumhûr, "ra" harfini Üstün olarak okumuşlardır. Yakub'un naklettiğine göre ise bazıları İsm-i fail olarak, (kibirli ve azametli anlamında) "ra" harfini esreli okumuşlardır. Ancak, birincisi daha beliğdir. Çünkü; Zeyd koşarak geldi" ifadesi, Zeyd koşucu olarak geldi" ifadesinden daha beliğdir. İşte bu kelime de böyledir. Bunun mastar olarak kullanılması, ism-i fail olarak kullanılmasından daha beliğdir.

3. Kibirlenmek, Fıtrata da, Tabiata da, Kâinata da Aykırıdır;

"Çünkü sen hiç bir zaman yeri de yaramazsın." Yani, yerin iç tarafına girerek orada neler olduğunu bilemezsin.

"Boyca da asla dağlara erişemezsin." Yani, boyunun uzunluğunu ve haddini aşmaya kalkışmak suretiyle hiçbir zaman dağların seviyesine ulaşamazsın.

"Elbiseyi yardı"; yeri katetti" demektir. yerdeki geniş bir bölüm" demektir.

Yani sen, büyüklenmenle ve üzerinde yürümek suretiyle yeryüzünü asla yaramayacaksın.

"Boyca da asla dağlara erişemezsin." Azametinle yani kendi gücünle sen bu seviyeye gelemezsin. Aksine sen zelil bir kulsun. Altından da üstünden de kuşatılmış bulunuyorsun. Kuşatılmış bir kimse, muhasara atlında ve güçsüz demektir. O bakımdan büyüklenmek sana yakışmaz.

Burada "yerin yarılması "ndan kasıt, mesafesinin kat edilmesi değil, aşağı doğru delinmesidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

el-Ezheri der ki: Sen onu katedemezsin anlamındadır. en-Nehhâs da bu daha açıkça anlaşdan bir ifadedir, der. Çünkü bu, genişlik düzlük ve ova anlamındaki; dan alınmıştır. Yine, Filanın yolculuğu, güç ve kuvveti ve koruması filandan daha ileridir" denilir.

Rivâyet olunduğuna göre Sebe', dünyanın doğusundan batısına kadar dağıyla, ovasıyla bütün yer yüzünü eline geçirmişti. İleri gelen bir çok kimseyi öldürmüş ve esir almıştı. Bundan dolayı da ona Sebe' denilmiştir. Herkes onun itaatine girmişti. Bu durumu görünce, arkadaşlarından ayrılıp tek başına üç gün süreyle uzlete çekildi, sonra yanlarına çıkıp şöyle dedi: Ben, hiç bir kimsenin nail olmadığı şeylere nail olduğumu gördüğümden, öncelikle bu nimetlere şükretmekle İşe başlamayı uygun gördüm. O bakımdan, görüşüme göre en uygun şey, güneşe doğduğu vakit secde etmektir. Bunun üzerine güneşe secde etmeye başladılar. İşte güneşe İbadetin başlangıcı böyle olmuştur. Büyüklenmenin, tekebbürün ve şımarmanın akıbeti işte budur. Bundan Allah'a sığınırız.

37 ﴿