17

Güneş doğduğu zaman, mağaralarının sağ tarafına yöneldiğini, battığında da onların sol yanlarından kayıp gittiğini görürdün. Kendileri ise oranın geniş bir yerinde idiler. Bu, Allah'ın âyetlerindendir. Allah kime hidâyet verirse o doğru yola erdirilmiştir. Kimi de saptırırca, artık onun için doğru yola erdirecek bir veli bulamazsın.

"Güneş doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafına yöneldiğini... görürdün." Yani, ey bu âyetlere muhatap olan kimse! Sen, güneşin doğduğu sırada onların mağaralarından meyledip gittiğini görürdün. Yani, sen onları görmüş olsaydın, bu halde olduklarını görecektin. Yoksa burada muhatabın, onları muhakkak gördüğü anlamında bir hitap değildir.

"Meyledip bir tarafa çekilmek" anlamındadır. " Meyletmek" demektir. Gözü bir tarafa kaymış olan bir kimseye "el-Ezver" denilmesi de buradan gelmektedir. Gözün dışındaki kaymalar hakkında da kullanılır. Nitekim İbn Ebi Rebia şöyle demiştir:

"Ve onların korkusuyla yanım meyl etmektedir (ezver)."

Antere'nin şu mısraında da bu kelimenin kökünden gelen fiil kullanılmaktadır:

"Mızrakların boynuna indirdiği şiddetli darbelerden dolayı yana meyletti."

Mute Gazvesi ile ilgili hadiste de Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın, Abdullah b. Revâha'nın tahtında Cafer ile Zeyd b. Hârise'nin tahtına nisbetle bir meyil (izvirâr) gördüğü zikredilmektedir." İbn Hişnm, Siret, IV, 18.

Haremeyn ahalisi ile Ebû Amr, "Yöneldi" kelimesini "te" harfini "ze" harfine idğam ile okumuşlardır. Bunun da aslı: şeklindedir. Âsım, Hamza ve el-Kisaî "ze" harfini şeddesiz olarak diye okumuşlardır. İbn Âmir: diye okumuştur. el-Ferrâ'', şeklinde okunduğunu nakletmiştir ki, hepsinin de anlamı birdir.

"Battığında da onların sol yanlarından kayıp gittiğini görürdün" anlamındaki âyette geçen; “Onların ...dan kayıp gittiğini" âyetini Cumhûr, "onları öylece bırakıp gittiği" anlamında "te" ile okumuşlardır. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. Katade ise, "onları bu hallerinde terkettiğini" diye açıklamıştır. en-Nehhâs bu, dilde bilinen bir manadır derken, Basralılar, bir kimseyi terk etmeyi anlatmak üzere; "Onu terk etti, eder" denildiğini nakletmektedirler.

Âyetin anlamı şudur Onlara bir keramet olmak üzere güneş hiç bir şekilde isabet etmiyordu. Bu da İbn Abbâs'ın görüşüdür. Yani, güneş doğduğunda, mağaralarının sağ tarafına doğru meylederdi. Güneş battığı takdirde ise mağaralarının sol tarafından meylederdi. Böylelikle günün başlangıcında da, sonunda da güneş onlara isabet etmezdi. Onların mağaraları, Rum diyarında (küçük ve büyük) ayı yıldızlarına doğru bakıyordu. Güneş doğarken de, batarken de, doğudan batıya doğru hareket ederken de onlardan başka tarafa kayıyor ve sıcağı ile onları rahatsız etmemek, tenlerinin rengini değiştirmemek, elbiselerini de eskitmemek için güneş ışığı onlara ulaşmıyordu.

Şöyle de denilmiştir: Mağaralarının güney tarafından da batı tarafından da güneşe karşı birer engeli vardı. Onlar da bu iki engelin köşesinde bulunuyorlardı. ez-Zeccâc'ın kanaatine göre ise, mağaranın herhangi bir tarafa açılan ve bunu gerektiren bir kapısı bulunmaksızın güneşin bu durumu, Allah'ın âyetlerinden bir âyet idi.

Bir kesim, bu kelimeyi; şeklinde "ye" ile kesmek anlamına gelen; mastarından gelen bir fiil olarak okumuşlardır. Yani, mağara gölgesi ile onlara gelen güneş ışığını kesiyordu.

"Battığında da onların sol yanlarından kayıp gittiğini" âyetinin şu anlama geldiği söylenmiştir: Yani, güneş ışığından az miktar onlara cleğiyordu. Bu ise altın ve gümüşün kırıntısı anlamına gelen; kelimesinden alınmadır. Güneş ışınlarının az bir bölümü onlara ulaşıyordu, anlamındadır. Bunlar, bu görüşlerini şöyle açıklamaktadırlar: Akşam vakti güneş ışıntarının onlara değmesi, bedenlerini ıslah edici bir özelliğe sahipti.

Özetle söyleyecek olursak, bu konudaki âyet (ilâhî belge) şudur: Yüce Allah, bu niteliklere sahip bir mağarada onları barındırdı. Günün büyük bir bölümünde üzerlerine güneş ışığının gelmesi dolayısıyla rahatsız olacakları bir başka mağarada onları barındırmadı. Bu açıklamaya göre, bir bulutun gölge yapması, yahut bir başka sebep dolayısıyla güneş ışığının onlara ulaşmasının engellenmesi mümkündür. Maksat onların, gerek bedeni değişiklik, gerekse de tenlerinin renginin değişmesi, diğer taraftan sıcak ya da soğuktan rahatsız olmak gibi rahatsız edici her bir şeyin, ulaşmasına karşı korunduklarının açıklanmasıdır.

"Kendileri ise oranın" yani mağaranın

"geniş bir yerinde idiler” âyetindeki: Geniş yer" demektir. Çoğulu; İle şeklinde gelir. Şair de şöyle demektedir:

"Kimse başka bir tarafa sapmaksızın ve yalnız başına ayrı da kalmaksızın

Her bir vadiyi ve her bir genişliği adamlarla ve atlarla dolduranlar bizleriz."

Âyet, onların kendilerine hava, esinti ve meltemlerinin isabet edeceği bir halde olduklarını anlatmaktadır.

"Bu, Allah'ın âyetlerindendir." Allah'ın onlara bir lütrudur. Bu da ez-Zeccâc'ın konu ile ilgili açıklamasını pekiştirmektedir. Tefsir bilginleri şöyle demektedir: Onlar, uyuyor oldukları halde, gözleri açıktı. O bakımdan onları gören herhangi bir kimse onları uyanık zannederdi. Şöyle de açıklanmıştır; Uyanık bir kimsenin yattığı yerde çokça dönüp durması gibi, onların da çokça dönüp durmalarından ötürü, sen onların uyanık olduklarını zannederdin.

17 ﴿