18

Onlar, uyuyor oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Biz onları sağ yanlarına da, sol yanlarına da çeviriyorduk. Onların köpeği ise, giriş yerinde iki kolunu (ön ayaklarını) uzatmıştı. Yanlarına çıkıp onları görseydin, mutlaka onlardan geri dönüp kaçardın ve hiç şüphesiz onların korkusu ile dolardın. 

"Uyanık (kimseler)" kelimesi, (.......) kelimesinin çoğuludur ve bu da uyanık bulunan kimse demektir.

"Onlar uyuyor oldukları halde" ifadesi ise, Arapların; "Onlar, rükû, sücud ediyor ve oturuyor oldukları halde" ifadesine benzemekle olup çoğul olanlar mastar ile nitelendirilmişlerdir.

"Biz onları sağ yanlarına da sol yanlarına da çeviriyorduk" âyeti hakkında İbn Abbâs der ki: Yer onların etlerini yiyip bitirmesin diye böyle yapıyordu. Ebû Hüreyre dedi ki: Her yıl onlar iki defa döndürülüyorlardı. Yılda bir defa döndürüldükleri de söylenmiştir. Mücahid de şöyle demektedir: Her yedi yılda bir defa döndürülüyorlardı. Bir başka kesim de şöyle demektedir: Ancak son dokuz yılda döndürülmüşlerdir. Üç yüz yıl içerisinde ise döndürülmediler. Müfessirlerin konu ile ilgili açıklamalarının zahirinden anlaşıldığına göre; onların bu dondürülmeleri Allah'ın bir fiili idi. Bununla birlikte, Allah'ın emriyle bir melek tarafından yapılması ve böylelikle bu fiilin yüce Allah'a izafe edilmesi de mümkündür.

Yüce Allah'ın:

"Onların köpeği ise giriş yerinde İki kolunu (ön ayaklarını) uzatmıştı" âyetine dair açıklamalarımız ise dört başlık halinde sunacağız:

1. Köpekleri:

Yüce Allah'ın:

"Onların köpeği" âyeti ile ilgili olarak Amr b. Dinar şöyle demektedir: Akrepten alınan sözlerden birisi de, "gece veya gündüz Allah Nûh'a salât ve selâm eylesin" diyen herhangi bir kimseyi sokmaması; köpekten alınan ahidlerden birisi de: "Onların köpeği ise giriş yerinde iki kolunu uzatmıştı" diyerek, üzerine gelen her hangi bir kimseye zarar vermemesidir.

Müfessirlerin çoğunun kanaatine göre burada sözü edilen köpek, gerçek bir köpektir. -Mukâtil 'in dediğine göre- onlardan birisinin av köpeği yahut ekinini veya koyunlarını bekleyen bir köpeği idi. Köpeğin rengi ile ilgili -es-Sa'lebî'nin de sözünü ettiği şekilde- çok fazla görüş ayrılıkları vardır. Bunun hülasası şudur: Hangi renkte olduğunu söylersen isabet edersin. O kadar ki, onun rengi taş rengi veya sema renginde idi dahi denilmiştir. Aynı şekilde köpeğin ismi konusunda da görüş ayrılığı vardır. Hazret-i Ali'den Reyyan, İbn Abbâs'dan Kıtmir, el-Evzaîden Müşir, Abdullah b. Selam'dan Basît, Ka'bdan Silıya, Vehb'den Nîkyâ olduğu söyledikleri nakledilmiştir. Kıtmîr olduğu da söylenmiştir ki, bunları es-Sa'lebî nakletmektedir.

Onların dönemlerinde tıpkı günümüzde bizim şeriatimîzde câiz olduğu şekilde köpek beslemek, alıkoymak da câiz idi.

İbn Abbâs der ki: Kehf ashabı, geceleyin kaçtılar. Ve bunlar yedi kişi idiler. Beraberinde köpeği bulunan bir çobanın yanından geçtiler. O da dinlerini kabul ederek arkalarından gitti.

Ka'b dedi ki: Onlar, bir köpeğin yanından geçtiklerinde köpek onlara havladı. Onu kovdular. Ancak, geri döndü, defalarca onu kovdular. Bu sefer köpek, arka ayakları üzerine dikilip ön ayaklarını dua eden bir kimsenin yaptığı şekilde semaya doğru kaldırıp dile geldi ve: Benden korkmayın, çünkü ben Allah'ın sevdiklerini seviyorum. Siz uyuyun, ben de sizi koruyayım, size bekçilik edeyim, dedi.

2. Köpek Barındırma İle İlgili Rivâyetler:

Sahih (-i Müslim) de, İbn Ömer'den gelen rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kim, -av yahut davar köpeği müstesna- bir köpek barındıracak olursa, her gün onun ecrinden iki kırat eksilir." Buhârî, Zebâih 6; Müslim, Musâkaat 51, 52, 54, 55: Tirmizî, Sayd 17; Nesâî, Sayd 12, 13. 14: Dârimî, Sayd 2, Muvatta’’, İsti'zan 13; Müsned, II, 4, 8. 37. 47, 55, 60, 101. 113, 147, 156 Yine Sahih (-i Müslim), Ebû Hüreyre'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Kim, -davar (çoban) yahut av veya ekin köpeği müstesna- bir köpek edinirse, her gün onun ecrinden bir kırat eksilir. " Buhârî, Hars 3, Bed'u’l-Halk 17; Müslim, Mûsakaat 53, 56-60; Ebû Dâvûd, Edâhi, 22; Tirmizî, Sayd 17: Nesâî, Sayd 10, 12. 14; İbn Mâce, Sayd 2; Müsned, II, 267, 345.

ez-Zührî dedi ki: İbn Ömer'e, Ebû Hüreyre'nin bu hadisi rivâyet ettiği nakledilince şöyle dedi: Allah Ebû Hüreyre'ye rahmet ihsan eylesin. O, ekin sahibi bir kimse idi; (o bakımdan bu hadisi iyi bellemiş'). Müslim, Musâkaat 46. }8; Tirmizî, Sayd 17, Müsned, El, 4,

Görüldüğü gibi sabit olan sünnet av İçin, ekinleri beklemek ve davarları korumak için köpek beslemenin câiz olduğuna delildir. Bunların dışında herhangi bir menfaat söz konusu olmaksızın köpek besleyenlerin ecirlerinin eksileceğinin belirtilmesi ise, ya köpeğin müslümanları korkutmasından, havlamasıyla onları şaşırtmasından dolayıdır yahut eve meleklerin girmesine mani olduğundan dolayıdır, ya da -Şâfiî'nin görüşüne göre- köpeğin necaseti dolayısıyladır. Yahut da herhangi bir faydası olmayan bir şeyi edinmeye dair yasağın çiğnenme cesaretinin gösterilmesinden dolayıdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır.

Konu ile ilgili iki rivâyetten birisinde "iki kırat" denilirken, diğerinde de: "Bir kırat" denilmektedir. Bu, biri diğerinden daha çok e7iyet veren iki köpek türü hakkında olması ihtimaline binaendir. Mesela, Hazret-i Peygamberin öldürülmesini emrettiği siyah küpek buna bir örnektir. Hazret-i Peygamber, Hazret-i Cabir yoluyla gelen hadiste açıkça belirtildiği gibi, köpeklerin öldürülmesini nehyettiği hadisinde, bu gibi siyah köpekleri (öldürülmeyecekler arasında sayarak) bu istisnaya sokmamıştır. Bu hadisi de Sahih (i Müslim) rivâyet etmiş olup, buna göre Hazret-i Peygamber devamla şöyle buyurmuştur: "İki gözü üzerinde iki nokta bulunan simsiyah köpeği bilhassa dikkatli olunuz (öldürünüz)." Müslim, Miisîîkam 47; Müsned, TIL 333.

Sevap eksilme sebebinin, yerlerin farklılığı dolayısıyla olma ihtimali de vardır. Mesela, Medine veya Mekke'de köpek barındıran kimsenin ecrinden İki kırat, başka yerde barındıranın ecrinden de bir kırat eksilmesi söz konusu olabilir. Edinilmesi mubah olan köpek barındırma ise, tıpkı at ve kedi gibi ecrin eksilmesine sebep olmaz. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır.

3. Beslenmeleri Mubah Olan Köpeklerin Nitelikleri:

Malik'e göre beslenmesi mubah olan çoban köpeği, davarlarla birlikte giden köpektir. Yoksa evde hırsızlara karşı onları koruyan köpekler değildir. Ekin köpeği İse, ekinleri geceleyin veya gündüzün vahşi hayvanlara karşı koruyan köpeklerdir; hırsızlara karşı koruyan değil.

Malik'in dışındaki ilim adamları ise, davar ve ekin hırsızlarına karşı köpek edinmeyi de câiz kabul etmişlerdir. Köpeğin hükümleri ile ilgili yeterli açıklamalar, daha önceden el-Mâide Sûresi'nde (5/4. âyet, 4. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah'a hamd olsun.

4. Hayır ve Salâh Sahibi Kimseleri Sevmenin Bereketi:

İbn Atiyye dedi ki: Babam -Allah ondan razı olsun- bana şunu anlatmıştı: Ben, Mısır camiinde, Ebû’l-Fadl el-Cevherî'yi, 469 yılında vaaz kürsüsünde şunfan söylerken dinledim: Hayır ehli kimseleri seven kimse, onların bereketinden bir şeylere nail olur. Bir köpek, fazilet ehli kimseleri sevdi ve onlarla birlikte arkadaşlık etti, Allah da indirdiği muhkem Kitabında ondan söz etti.

Derim ki: Bir köpek, salih ve veli kimselerle arkadaşlık edip bunlarla birlikte bulunduğundan dolayı bu üstün dereceye nail olup yüce Allah Kitabında sozkonusu ettiğine göre, mü’min ve muvahhid olup evliyayı ve salih kimseleri seven kimselerle birlikte oturup kalkanlar hakkındaki kanaatimiz ne olabilir! Hatta bu, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a sevgi besleyen, bununla birlikte kemal derecelerine kusurları sebebiyle ulaşamayan mü'miR kimselere bir tesellidir. Sahih (i Buhârî ve Müslim), Enes b. Malik'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir(ler): Ben, Allah Rasûlü (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte mescidden çıkıyorken, Mescid'in kapısında bir adam bizimle karşı karşıya geldi ve: Ey Allah'ın Rasûlü dedi, kıyâmet ne zaman kopacak? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem): "Kıyâmet için ne hazırladın?" diye sordu. Adam, boyun eğer gibi oldu, sonra da ey Allah'ın Rasûlü ben, kıyâmete çokça namaz, oruç ve sadaka hazırlamış değilim. Ancak Allah'ı ve Rasûlünü seviyorum. Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Sen, sevdiklerinle berabersin." Buhârî, Fedailu Ashâbi'n-Nebiyy 6. Edeb 95, 96, Ahkâm 10; Müslim, Bire 161-164: Tirmizî, Zühd 50; Müsned, III. 104, 110. 165, 167, 168, 172. 173, 178...

Bir rivâyette de Enes b. Malik şöyle demiştir: İslâm'a girdikten sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: "Sen, sevdiklerinle berabersin" âyetinden daha çok hiç bir şeye sevinmiş değiliz. Enes dedi ki: Ben, Allah'ı, Rasûlü'nü, Ebû Bekir ve Ömer'i seviyorum. Her ne kadar onların amelleriyle amel etmediysem de onlarla birlikte olacağımı ümid ediyorum. Buhârî, Fedâilu Aslınbi'n-Nebiyy 6: Müslim, Birr 163; Müsned, III, 227T 288.

Derim ki: Enes'in sözünü ettiği bu husus, nefis sahibi her bir müslümanı da kapsar. Her ne kadar biz de kusurlu kimseler isek de bunu ümid ediyoruz. Ehil kimseler olmasak dahi rahmet-i rahmanı umarız. İşte bir köpek, bazı kimseleri sevdiği için Adalı da onu o kimselerle birlikte zikretti. Peki ya biz, îmana tam bir inanç ile bağlanmış ve İslâm sözünü söylemiş, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı da seven kimseler olduğumuza göre...

"Yemin olsun ki Biz, Âdemoğullarını şerefli ve üstün kıldık. Onlara karada ve denizde taşıyacak vasıtalar verdik. Kendilerine hoş ve temiz rızıklar verdik ve onları yarattıklarımızın çoğundan oldukça üstün kıldık." (el-İsrâ, 17/70)

Bir kesim de şöyle demiştir: Onlarla beraber bulunduğu söz konusu edilen köpek, gerçek bir köpek değildir. Onlardan birisidir. Bu, mağaranın kapısı yanında, onların Önünde durmuş ve oturmuş birisi idi... Nitekim ikizler burcuna tabi olan yıldıza da köpek denilmesi bundan dolayıdır. Çünkü bu yıldızın ikizler burcuna bağlı oluşu köpeğin insana tabi oluşu gibidir. Ayrıca ona el-Cebbar (ikizlerin bir ismi) köpeği de denilir. İbn Atiyye dedi ki: Bu kimseye, aynı yere bağlı kalan ve oradan ayrılmayan hayvan ismi, bundan dolayı verilmiştir. Ancak köpeğin ön ayaklarını uzatmış olduğundan söz edilmesi, bu görüşü zayıflatmaktadır. Çünkü Örfen bu, gerçek anlamıyla köpeğin bir sıfatıdır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın: "Sizden, her hangi bir kimse kollarını köpek gibi yaymasın" Buhâri, Ezan 141; Müslim, Salât 23î; Tirmizî, Salat 69; Nesâi, İftitâh 89, Tatbik 53; İbn Mâce, İkametu's-Salat 21; Dârimi, Salât 75; Müsned, 111, 115, 177, 179, 191... diye buyurması da bu kabildendir.

Ebû Ömer el-Mutarriz da "Kitabu'l'Yevakît" adlı eserinde; Onların köpeklerinin sahibi ^giriş yerinde iki kolunu uzatmıştı" diye okunduğunu nakletmektedir. Burada "kâlib (köpek sahibi)" İfadesi ile -nakledilen rivâyete göre- bu adamın kastedilmiş olma ihtimali vardır. Çünkü yukarı doğru bakmak kastıyla yüzün kaldırılmasıyla beraber kolların uzatılması ve yere yapışmak, kendisini saklamaya çalışan ve şüphelenilmesini istemeyen kişinin durumudar. "Kâlib" kelimesi ile köpeğin kendisinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Cafer b. Muhammed es-Sadık da, -köpek sahibi anlamında- bu kelimeyi böylece okumuştur.

"İki kolunu uzatmıştı" âyetinde, ism-i fail (uzatıcı idi, anlamında) amel etmiştir. Ve burada (mealde görüldüğü gibi) mazi fiil anlamındadır. Çünkü bu bir halin hikâyesidir. Bununla köpeğin yaptığı haber verilmek kastı güdütmemiştir. Zira (kol), dirsek ucundan orta parmak ucuna kadar olan bölgenin adıdır. Diğer taraftan: Kolların (ön ayakların) uzatılması, sürenin uzunluğundan dolayıdır diye açıklandığı gibi, köpek de uyudu ve bu da bu konudaki ilahi belgelerden birisidir, diye de açıklanmıştır. Köpeğin, gözleri açık olarak uyuduğu da söylenmiştir.

"Giriş yeri" kelimesi, (avlu gibi) boşluk, düzlük demektir. Bu açıklamayı İbn Abbâs, Mücahid ve İbn Cübeyr yapmıştır; ki, mağaranın önündeki boşluk anlamındadır. Çoğulu da: ile şeklinde gelir. Mağaranın kapısı anlamına geldiği de söylenmiştir. İbn Abbâs da bu açıklamayı yapmıştır.

"Hiç bir yakının bulunmadığı ve bana karşı önündeki düzlüğü kapanmayan bir yere (konakladım).

Ve benim orada yaptığım iyilikler bilinmektedir; kimse bunları reddetmez."

Bu beyit, daha önceden de geçmiş bulunmaktadır.

Atâ da şöyle açıklamıştır: Bundan kasıt, mağara kapısının eşiğidir. Nitekim; " Kapalı kapı" demektir. "Kapıyı kapattım" anlamındadır. "el-Vasid" aynı zamanda kökleri birbirine yakın bitki anlamına da gelir. O bakımdan bu kelime müşterek bir lafızdır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Yanlarına çıkıp onları görseydin" âyetini Cumhûr, "vav" harfini esreli olarak, el-A'meş ve Yahya b. Vessâb ise ötreli olarak okumuştur.

"Mutlaka onlardan geri dönüp kaçardın." Yani, sen eğer onları görecek olsaydın onlardan kaçardın

"ve hiç şüphesiz onların korkusu ile dolardın."

Buna sebep ise yüce Allah'ın etraflarını kapatıp sardırdığı korkunç hal ile onları bürüyen heybettir. Bunun, bulundukları yerin korkunçluğu dolayısyla olduğu da söylenmiştir. Sanki yüce Allah onları, zahiren korkunç ve ıssız bir yere barınmalarını sağlamak suretiyle, insanların onlardan uzaklaşmasını sağlamak istemiş gibidir.

Şöyle de denilmiştir: İnsanlar, bu korku dolayısı ile onlara yaklaşamıyor ve böylelikle İnsanlar tarafından görülmeleri alıkonulmuş oluyordu. Hiç bir kimse onlara yaklaşma cesaretini gösteremiyordu. Bir diğer açıklamada da şöyle denilmektedir: Onlardan kaçmak, saçlarının ve tırnaklarının uzunluğundan dolayıdır. Bunu da el-Mehdevî, en-Nehhâs, ez-Zeccâc ve el-Kuşeyrî zikretmislerdir. Böyle olması, uzak bir ihtimaldir. Çünkü uyandıklarında biri diğerine: Bir gün veya bir günün bir bölümü uykuda kaldık, demişti. İşte bu, onların saçlarının ve tırnaklarının olduğu halde kaldığına delildir. Ancak; onlar bu sözleri, tırnaklarına ve saçlarına bakmadan önce söylemişlerdir, denilmesi müstesna,

İbn Atiyye dedi ki: Onların durumları hakkında doğru olan şu ki: Yüce Allah, uykuya daldıkları sıradaki hallerini olduğu gibi muhafaza etmiştir. Böylelikle bu, hem onlar için hem de başkaları için bir belge teşkil etsin. Onların elbiseleri de eskimedi ve herhangi bir nitelikleri de değişikliğe uğramadı. Şehire giden kişi sadece o şehirin alametlerini ve binalarını tanıyamamış-".. eğer kendi nefsinde de benimseyemeyeceği bir durum sözkonusu olsaydı.. elbetteki bu, onun için daha da önemli olurdu.

Nâfî, İbn Kesîr, İbn Abbâs, Mekkeliler ile Medineliler;" Onlar dolar taşardın" şeklinde mübalağa olmak üzere lâm" harfini şeddeli olarak okumuşlardır. Yani, defalarca dolar taşardın, demek olur. Diğerleri ise, "lâm" harfini şeddesiz olarak okumuştur. Şeddesiz okuyuş da dilde daha meşhurdur. el-Muhabbal es-Sa'dînin şu beyitinde ise bu kelimenin "lâm" harfi şeddeli olarak geçmektedir:

"en-Nu'man ihramlı iken insanlara saldırıp öldürdüğü vakit

Sen de Ka'b b. Avfdan (alacağın) zincirleri doldurdukça doldur."

Cumhûr,

"Korku" kelimesini "ayn" harfini sakin olarak; Ebû Cafer ise ötreli olarak okumuştur. Ebû Hatim: Bu iki okuyuş iki ayrı söyleyiştir, demektedir.

"Kaçardın" kelimesi hal olarak nasb edilmiştir.

"Korku" anlamındaki kelime ise ya ikinci mef'ûldür veya temyizdir.

18 ﴿