31

İşte onlara, evet onlara, altlarından ırmaklar akan Adn cennetleri vardır. Orada tahtları üzerinde kurularak altın bileziklerle süslenecekler, ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir. O, ne güzel mükâfattır, orası ne güzel konaktır!

Yüce Allah, kâfirlere hazırlamış olduğu hakir kılıcı azâbı söz konusu ettikten sonra mü’minlerin görecekleri mükâfatları söz konusu etmektedir. İfadede hazfedilmiş sözler de vardır. Yani Biz, onlar arasından güzel amellerde bulunanların mükâfaatını boşa çıkarmayız. Mü’min olmayanlardan güzel amelde bulunanlara gelince, onların amelleri ise boşa gidecektir.

"Amel" kelimesi, temyiz olmak üzere nasb edilmiştir. Bununla birlikte;

"İyi... eden" kelimesinin mef'ûlü de kabul edilebilir.

"Şüphesi ki Biz, iyi amel edenin ecrini boşa çıkarmayız" âyetinin, bir ara cümlesi olduğu, haberin ise yüce Allah'ın:

"İşte onlara, evet onlara... Adn cennetleri vardır" âyeti olduğu da söylenmiştir.

"Adn cennetleri" cennetin göbeğidir. Yani, cennetin ortasıdır, diğer cennetler onun etrafındadır. Çoğul lâfzı ile söz konusu edilmesi ise genişliğinden ötürüdür. Çünkü oranın her bir bölgesi başhbaşına bir cennet olmaya elverişlidir. "Adn"ın, ikamet etmek anlamında olduğu söylenmiştir. Bir yerde İkamet etti anlamında: denilir. " O beldeyi vatan edindim" anlamındadır. "Develer filan yerde kaldılar ve oradan ayrılmadılar" demektir. İşte Adn cennetleri" ifadesi de buradan gelmekte olup, ikamet olunacak cennetler anlamındadır. Madene "el-Ma'din" denilmesi de buradan gelmektedir. Çünkü insanlar orada yaz kış kalırlar. Her şeyin merkezine de o şeyin "ma'dini" denir, "Âdin" ise, merada kalan dişi deve demektir. "Aden" de bir şehirdir. Bu açıklamaları el-Cevherî yapmıştır.

"Altlarından ırmaklar akan" ifadelerine dair açıklamalar, daha önceden bir kaç yerde geçmiş bulunmaktadır. (Mesela, bk. et-Tevbe, 9/72; er-Rad, 13/23)

"Orada... altın bileziklerle süslenecekler" âyetindeki: " Bilezikler" kelimesi 'ın çoğuludur. Saîd b. Cübeyr dedi ki: Onların her birisinin üç bileziği olacaktır. Birisi altından, birisi gümüşten, birisi de inciden.

Derim ki: Bu, Kur'ân-ı Kerîm'de nas ile belirtilmiş bir husustur. Burada

"altın bilezik" diye buyurulmuştur. el-Hac (22/23) ile Fâtır (35/33) de ise,

"altın ve inciden" diye buyurulmakta, ed-Dehr (76/21) SÛRESİ'nde ise "gümüşten bilezikler" denilmektedir. Ebû Hüreyre de der ki: Can dostum (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "Mü’minin (cennette) takınacağı süsler (dünyada iken) abdestin ulaştığı yere kadar ulaşacaktır." Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir Müslim, Tahâre 40; Nesâî, Tahâre 109; Müsned, II, 232, 371

el-Ferrâ' "süslenecekler" anlamındaki kelimeyi "ye" harfi üstün, "ha" harfi sakin, "lâm" harfi ise şeddesiz ve üstün olmak üzere; diye okumuştur, Kadın, göze hoş gelen şeyleri (süsleri) giyinip takındığı zaman; denilir. " O şey gözüme hoş geldi" anlamındadır. Bu açıklamayı en-Nehhâs nakletmektedir. Bilezik (sivâr); kadının giyindiği bir süs eşyası olup, çoğulu; şeklinde gelir. Bu çoğulun çoğulu ise ...diye gelir. Nitekim;

"Hem üzerine altın bilezikler bırakılmalı... değil miydi" (ez-Zuhruf, 43/53) âyetindeki "bilezikler" anlamındaki kelime, bir kıraatte bu şekilde çoğulun çoğulu olarak okunmuştur. Bununla birlikte; ‘ın normal bir çoğul olması da mümkündür. Yüce Allah da: "Orada... altın bileziklerle süslenecekler" diye buyurmakta ve çoğul olarak bu şekil kullanılmaktadır, Bu açıklamayı el-Cevherî yapmıştır.

İbn Aziz şöyle demektedir: “Bilezikler" kelimesi, Bilezikler" kelimesinin (çokluk.) çoğuludur. Bu ise, ile, 'ın çoğuludur.

Bilezik, kola altından takınılan süs eşyasıdır. Bu, gümüşten olursa buna "kulb" denilir. Çoğulu ise, "kılebe" şeklinde gelir. Eğer bu boynuz yahut fil dişinden yapılmış ise, "meseke" ismini alır. Çoğulu da "mesek" ...diye gelir, en-Nehhâs der ki: Kutrub, "Esallallahü aleyhi ve sellemir: bilezikler" kelimesinin tekilinin "isvar" şeklinde geldiğini nakletmektedir. Ancak Kutrub, oldukça istisna nakillerde bulunan bir kimsedir. Yakub ve başkaları ise bu görüşü almamış ve bunu söz konusu etmemişlerdir. Derim ki: "es-Sıhah"da şu ifadeler yer almaktadır: Ebû Amr b. el-Alâ dedi ki: "Esâvir"in tekili isvâr'dır. Müfessirler de şöyle demektedir: Kırallar, dünyada bilezikler ve taşlar giyindikleri için yüce Allah bu süsleri cennetliklere verecektir.

"İnce ve kalın İpekten yeşil elbiseler giyeceklerdir" âyetindeki

"sündüs" oldukça ince ve nahif olan demektir. Bunun tekili "sündüse" şeklinde gelir. Bu açıklamayı da el-Kisaî yapmıştır.

"İstebrak" ise, İkrime'den nakledildiğine göre kalın olan ipeğe denir. "Harir" ile aynı şeydir. Şair der ki:

"Kimi zaman onların bedenlerine yapışan ince elbise giydiklerini görürsün.

Kimi zaman da kalın ipektir, on(lar)ın giydiği."

O halde istebrak, dibac (yani kalın ipek) demektir. İbn Balır ise, altın ile dokunmuş olandır, diye açıklar. el-Kutebî bu kelimenin Arapçalaştırılmış Farsça bir kelime olduğunu söyler. el-Cevherî de bunun küçültme isminin, "ubeyrık" şeklinde olduğunu söyler. Bu kelimenin "el-berîk"den "İstef afe" veznine sokulmuş bir kelime olduğu da söylenmiştir. Doğrusu bu kelimenin her iki dilde de uygun düşen (sesdeş) kelimelerden olduğudur. Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de, daha önceden de geçtiği üzere Arapça olmayan bir kelime yoktur. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır.

Özellikle yeşil olanın söz konusu edilmesi ise, yeşilin göze uygun düşmesinden dolayıdır. Zira beyaz renk, görmeyi dağıtır ve rahatsız edicidir. Siyah renk yerilir. Yeşillik ise, beyazlıkla siyahlık arasındadır. Bu da ışınları bir araya toplar. Doğrusunu en iyi bilen Allah'dır.

Nesâî'nin rivâyetine göre, Abdullah b. Amr b. el-Âs şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda bulunduğumuz bir sırada yanına bir adam gelip şöyle dedi: Ey Allah'ın Rasulü! Bize cennet elbiseleri hakkında haber ver. Bunlar, Allah tarafından özel olarak mı yaratılacaktır, yoksa belli bir şekilde mi dokunulacaktır? Hazır bulunanların bazıları buna güldüler. Ona; "Ne diye gülüyorsunuz? Bilen birisine soru soran bir cahile mi?" Adam, az veya kısa bir süre oturdu, bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Cennet elbiselerine dair soru soran kişi nerede?" Adam: O kişi İşte buradadır ey Allah'ın Rasulü, deyince, Hazret-i Peygamber şöyle buyurdu: "Hayır, cennetteki meyveler yarılarak bu elbiseler aradan çıkacaktır." Hazret-i Peygamber bu sözü üç defa tekrarladı. Müsned, II. 203. 225

Ebû Hüreyre dedi ki: Mü’minîn evi, ortasında elbiseler dikilen bir ağacın bulunduğu içi oyulmuş bir incidir. Mü’min, parmağı İle -veya iki parmağı da demiş olabilir- inci ve mercan ile süslenmiş yetmiş elbise alır. Bunu, Yahya b. Selam Tefsirin'de, İbnü'l-Mübârek de er-Rekaik adlı eserinde zikretmişlerdir. Biz de bunun senedini et-Tezkire adlı kitabımızda kaydettik. Hadiste de nakledildiğine göre, cennet ehlinden her birisinin üzerinde her biri ayrı bir renk otmak üzere iki yüzlü elbise olacaktır. Bunlar, işitenin hoşuna gidecek bir sesle konuşurlar. İki yüzden birisi diğerine: Ben, Allah'ın dostu için senden daha değerliyim. Çünkü ben, onun bedenine bakan taraftayım, sen öyle değilsin, der. Diğeri ise: Hayır, ben Allah'ın dostuna senden daha yakın ve değerliyim. Çünkü ben onun yüzünü gördüğüm halde sen görmüyorsun, der.

Yüce Allah'ın:

"Orada tahtları üzerinde kurularak" âyetindeki; "Tahtlar" kelimesi, in çoğuludur. Bu örtülerle süslenip bezenmiş tahtlar demektir. Bu şekilde süslenmiş örtüler altındaki döşekler olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı ez-Zeccâc yapmıştır. İbn Abbâs der ki: Bunlar, altından tahtlar olup, inci ve yakut ile süslenmişler, üzerlerinde de Örtüler bulunur. Bu tahtların bir tanesi San'a'dan, Eyle'ye kadar ve Aden ile Câbiye'ye kadar olan bir alanı kapsar.

“Kurularak, yaslanarak" kelimesinin asli; şeklindedir. Nitekim " Yaslandı" kelimesinin asli; dır. Yaslanış'ın aslı da; kelimesidir. Bir şey üzerine dayanarak yaslanma anlamındaki; kelimesi de buradan gelmektedir. Bu kelimede "vav" te'ye kalb edildikten sonra idğam yapılmıştır. "Çokça dayanıp yaslanan adam" demektir.

"O ne güzel mükâfattır, orası ne güzel konaktır" âyetinde kastedilen ise cennetlerdir. Burada ifade "orası ne kötü bir konaktır" âyetinin' aksinedir ki, buna dair açıklamalar az önce geçmiş bulunmaktadır. Şayet, Ne güzel!" kelimesi; şeklinde gelseydi yine câiz olurdu, çünkü bu, cennet için kullanılmış olurdu. Nitekim "orası ne güzel konaktır" ifadesinde de böyle gelmiştir. (Yani, cennet kastedilmektedir.)

el-Berâ b. Âzib'in rivâyetine göre bedevi bir Arap, Veda Haccı esnasında Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın huzurunda ayağa kalktı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)' da o sırada Arafat'da el-Adbâ diye anılan dişi devesi üzerinde vakfede bulunuyordu. Bedevi dedi ki: Ben, müslüman bir adamım. Bana şu: "Îman edip güzel amellerde bulunanlara gelince..." âyeti hakkında haber ver. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Sen de onlardan uzakta değilsin, onlar da senden uzakta değillerdir. Burada sözü edilenler şu dört kişidir: Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali. Sen, kavmine bu âyet-i kerimenin bunlar hakkında inmiş olduğunu bildir." Bu hadisi el-Maverdî zikretmiştir. el-Maverdî, en-Nüket, III, 304

en-Nehhâs da "Meâni'l-Kur’ân" adlı eserinde bunu senediyle kaydetmekte ve şöyle demektedir: Bize Ebû Abdullah Ahmed b. Ali b. Sehî anlattı, dedi ki: Bize, Muhammed b. Humeyd anlattı, dedi ki: Bize, Yahya b. ed-Durays anlattı. Yahya, Züheyr b. Muaviye'den, o, Ebû İshak'dan, o, el-Berâ b. Âzib'den naklen dedi ki: Bedevi bir Arap kalktı... diyerek hadisi zikretti. Yine es-Süheylî de bunu "Kitabu'l-Â'lâm" es-Süheylî'ye ait bu eserin tam ismi, Suyutî, el-İtkan. I, 10'da belirttiğine göre: "et-Ta'rifu ve'l-İ'lâm fîmâ Vekaa fı'l-Kur'âni mine'l-Esmâi ve'l-A'lâm" şeklinde olup İbn Asâkir'in de buna bir zeyli vardır. adlı eserinde senediyle birlikte zikretmiştir. Biz de bütün bunları icazet yoluyla rivâyet etmekteyiz. Yüce Allah'a hamd olsun.

31 ﴿