51

Ben göklerin ve yerin yaradılışında da kendilerinin yaratılışında da onları şahid tutmadım. Ben zaten saptıranları asla yardımcı edinmiş değilim.

"Ben, göklerin ve yerin yaratılışında da kendilerinin yaratılışında da onları şahid tutmadım" âyetinde geçen ("onları" anlamındaki) zamirin İblis'e ve onun soyundan gelenlere ait olduğu söylenmiştir. Yani ne göklerin ve yerin yaratılışında ne de kendilerinin yaratılışında onlara danıştım. Aksine Ben onları dilediğim şekilde yarattım.

Bir diğer açıklama da şöyledir: Ben, İblis'i ve onun soyundan gelenleri göklerin ve yerin yaratılışında da "kendilerinin" yani müşriklerin "yaratılışında da onları şahid tutmadım." Peki nasıl olur da müşrikler Beni bırakıp onları veli edindiler?

Başka görüşe göre yüce Allah'ın:

"Ben...onları şahid tutmadım" buyruğundakî zamir müşriklere ve genel olarak bütün insanlara raci'dir. Buna göre âyeti kerîme, müneccimlerden, tabâ'iyyûn (karakter tahlilcilerin)dan, hadlerine düşmeyen iddialarda bulunan tabiplerden ve bu gibi hususlarda ileri-geri konuşan ve onlardan sayılan kimselerden oluşan çeşitli görüş sahiplerinin kanaatlerinin reddedilmesini de ihtiva etmektedir.

İbn Atiyye der ki: Ben babamı (Allah ondan razı olsun) söyle derken dinledim: el-Mehdiyye'de, Fakih Ebû Abdullah Muhammed b. Muâz el-Mehdî'yi şöyle derken dinledim: Ben Abdulhakk es-Sakalî'yi bu kanaati belirtirken ve bu âyet-i kerîme ile ilgili olarak böylece açıklamada bulunurken dinledim. O âyet-i kerimenin bu gibi taifelerin kanaatlerini reddetmekte olduğunu söylüyordu, Bu kanaati bir lakını usülcüler de zikretmişlerdir.

İbn Atiyye der ki: Ben de derim ki: Öncelikle bu âyet-i kerimede kastedilen İblis ve onun soyundan gelenlerdir. Bu açıklama ile hem sözü edilen taifelerin kanaatlerinin reddedildiği görüşü; hem de cahillere, Araplara ve: Bu vadinin güçlü ve büyük sahibine sığınırım, diyerek cinleri ta'ziuı edenlerin kanaatlerine dair bir reddi ihtiva ettiği seklindeki görüşler açıklık kazanmaktadır. Çünkü bütün bu fırkalar İblis ve onun soyundan gelenlere lâyık olmadığı bir şekilde şirin gözükmeye çalışırlar, Halbuki asıl bunların hepsini saptıranlar İblis ve onun soyundan gelenlerdir. O halde "saptıranlar" ile öncelikle kastedilenler onlardır ve sözü edilen bu taifeler de onların kapsamına girmektedir.

es-Sa'lebî der ki: Kimi ilim ehli: "Ben göklerin... yaratılışında... onları şahid tutmadım" âyeti; Felekler yeryüzünde ve birbirleri üzerinde bir takım etkilere sahiptirler, diyen müneccimlerin kanaatlerini; "yerin yaratılışında da" âyeti ise: Yer küreseldir, diğer felekler onun altından cereyan etmektedir. İnsanlar ise yerin üzerinde ve feleklerin altında yapışıktırlar; diyen hendese ile vığraşanların kanaatlerini; "kendilerinin yaratılışında da..." âyeti ise; nefislerde asıl etki sahibi olan tabiatlardır iddiasında bulunan karakter tahlilcilerin kanaatlerini reddetmeyi ihtiva etmektedir,

Ebû Ca'fer "Ben... onları şahid tutmadım" anlamındaki âyetini ta'zim anlamı ifade etmek üzere "nûn" ve elif ile: " Biz onları şahid tutmadık" şeklinde okumuştur. Diğerleri ise ("ben..." anlamında) "te" ile okumuşlardır. Bu okuyuşlarına delil: "Ben zaten... edinmiş değilim" âyetidir. Yani göklerin ve yerin yaratılışında onların yardımlarım almadığım gibi, onlara danışmadım da.

"Ben zaten saptıranları" yani şeytanları, bir görüşe göre de kâfirleri

"asla yardımcı edinmiş değilim".

" Yardımcı" anlamında kullanılmıştır. Bir kimsenin yardımı alınıp, onunla güç kazanıldığı takdirde: "Filanın yardımını, desteğini aldım" denilir. Bu ifade aslında; " Elin pazusu" tabirinden alındıktan sonra, yardım ve destek manasına kullanılmıştır. Çünkü elin gücü pazudan gelir. Birisine herhangi bir hususça yardım edilip, ona bu konuda güç verilecek olursa; denilir. Allah'ın: " Pazunu (gücünü) kardeşinle pekiştireceğiz" (el-Kasas, 28/35) âyeti, kardeşini sana yardımcı yapacağız, demektir. Burada "el-adud" kelimesi temsili bir ifade olarak (pazu demek olmakla birlikte,güç anlamında) kullanılmıştır. Çünkü yüce Allah'ın herhangi bir kimsenin yardımına ihtiyacı yoktur. Özellikle saptırıcıları söz konusu etmesi ise yergi ve azarın daha ileri çapta olması içindir.

Ebû Cafer el-Cahderî de "değilim" anlamındaki âyette yer alan "ıe" harfini üstün ile; "Değilsin" şeklinde okumuştur, yani; Ey Muhammed! sen saptırıcıları asla yardımcı edinmiş değilsin, demek olur.

"Adud" kelimesi sekiz türlü okunabilir:

1- "Ayn" harfi üstün, "dat" harfi ötreli okuyuş. Cumhûr'un kıraati olup, en fasih söyleyiş budur.

2- -Ayn" harfi üstün, "daf" harfi sakin okuyuş. Bu da Temim oğullarının şivesidir.

3- "Ayn" harfi de, "dat" harfi de ötreli okuyuş. Ebû Amr ile el-Hasen'in kıraatidir.

4- "Ayn" harfi ötreli, "dat" harfi sakin okuyuş. İkrime'nin kıraatidir.

5- "Ayn" harfi esreli, "dat" harfi üstün okuyuş. ed-Dahhak'ın kıraatidir.

6- "Ayn" harfi de, "dat" harfi de üstün okuyuş. Bu da Îsa b. Ömer'in kıraatidir.

7- Marun el-Kari' de "ayn" harfi üstün, "dat" harfi esreli bir okuyuşu nakletmektedir.

8- Sekizinci okuyuş da (kul anlamında) kitf, (baldır anlamında) fihz diyenlerin söyleyişine uygun olarak "ayn" harfi esreli, "dat" harfi de cezimli okuyuştur.

51 ﴿