5

"Gerçekten ben arkamdan gelecek akrabamdan endişe ediyorum. Hanımım da kısırdır. Bundan dolayı bana lûtfundan bir veli bağışla!

"Gerçekten ben, arkamdan gelecek akrabamdan endişe ediyorum, hanımım da kısırdır. Bundan dolayı bana lütfundan bir veli bağışla!" âyeti ile ilgili açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız:

1- Hazret-i Zekeriyyâ'nın Evlat Sahibi Olmak İstemesinin Sebebi:

Yüce Allah'ın:

"Gerçekten ben arkamdan gelecek akrabamdan endişe ediyorum" buyruğundakı: "Endişe ediyorum" fiilîni Osman b. Affân, Muhammed b. Ali ve Ali b. el-Huseyn (radıyallahü anhüm) ve Yahya b. Ya'mer "hı" harfini üstün "fe" harfini şeddeli "te" harfini esreli olarak; şeklinde; "Akraba" kelimesinin "ya" harfini de sakin (harf-i med şeklinde) okumuştur. Çünkü bu haliyle kelime, fiil dolayısıyla ref mahallindedir. Bu okuyuşun anlamı: Akrabalarım öldükleri için kesilmiş bulunuyorlar, demektir.

Diğerleri ise "hı" harfini esreli, "fe" harfini sakin, "te" harfini ötreli olarak okumuşlardır. "Akraba" anlamındaki "el-mevâli" kelimesinin "ya" harfini de nasb ile okumuşlardır. Çünkü bu fiil dolayısıyla nasb mahallindedir. Burada "el-Mevâli" kelimesi akrabalar, amcaoğulları ve neseb itibariyle ondan sonra gelen asabedir. Araplar amca çocuklarına da "el-mevâli" derler. Şair der ki:

"Yavaş geliniz amcamızın çocukları, yavaş olunuz Mevâlîmiz (amca oğullarımız);

Aramızda defnedilmiş olan şeyleri eşelemeyiniz."

İbn Abbâs, Mücahid ve Katade dediler ki: Malına mirasçı olmalarından, uzak akrabalarının mirasına kanacaklarından ve çocuğundan başkalarının mirasını alacağından çekinmişti.

Bir kesim de şöyle demiştir: Mevâlîsi (amca çocukları, uzak akrabaları) dini ihmal eden kimselerdi. Ölümü ile dinin zayi olacağından korktu. O bakımdan kendisinden sonra dinin gereklerini yerine getirecek birisini istedi. Bu görüşü ez-Zeccâc nakletmiştir.

Bu görüşe göre malına mirasçı olacak kimseyi dilemiş değildir. Çünkü peygamberlere mirasçı olunmaz. Âyet-i kerîmenin te'vili ile ilgili olarak bu iki görüşten sahih olanı da budur. O (salât ve selâm olsun ona) ilim ve nübüvvet bakımından mirasçı olacak kimseyi dilemiştir, mal mirasçılığını değil. Çünkü, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğu sabittir: "Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız. Ne bıraktıysak o sadakadır." Buhârî, Hum* 1, Feclâilu Ashâhi'n-Nebiyy 12, Meğâzî, 14, 38...; Müslim, Cihâd 49-52, 54, 56; Ebû Dâvûd, İnme 19; Tirmizî, Siyer 44; Nesâî, Fey' 9, 16; Muvatta’', Kelâm 27; Müsned, I, 4, 6, 9..,, II, 463, VI, 145, 262.

Ebû Dâvûd'un Kitabı'nda da şöyle denilmektedir: "İlim adamları peygamberlerin mirasçılarıdır. Peygamberler miras olarak ne dirhem ne de dinar bırakmışlardır, onlar ilmi miras bırakmışlardır. Ebû Dâvûd, tim 1; Tirmizî, tim 19; ibn Mâce, Mukaddime 17; Dârimi, Mukaddime 52; Müsned, V, 196. "ileride "Bana da... mirasçı olsun" âyeti açıklanırken, daha geniş açıklamalar yapılacaktır.

2- Peygamberlerin Mirası:

Yukanda zikredilen bu Hadîs-i şerîf müsned tefsir tütündendir. Çünkü yüce Allah:

"Ve Süleyman, Davud'a mirasçı oldu." (en-Neml, 27/16) diye buyurmaktadır. Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ın da şöyle dua ettiğini bize nakletmektedir: "Bundan dolayı bana lütfün dan bir veli bağışla ki bana da mirasçı olsun, Yakuboğullarına da mirasçı olsun." Bununla umumun tahsisi de söz konusudur. Diğer taraftan Süleyman (aleyhisselâm), Davud (aleyhisselâm)dan geriye bıraktığı herhangi bir malı miras almış değildir. Ondan hikmeti ve ilmi miras almıştır. İşte Yahya da aynı şekilde Yakuboğullarına mirasçı olmuştur. Kur'ân te'vili bilgisinde yetkin kimseler böyle açıklamışlardır. Bundan Rafizîler müstesnadır. Diğer bir istisna da el-Hasen'den onun: "Bana" mal cihetiyle "Yakuboğullarına da" peygamberlik ve hikmet bakımından "mirasçı olsun" şeklindeki açıklamasıdır. Esasen, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın âyetine muhalif olan her bir görüş reddedilir ve terkedilir. Bu açıklamayı Ebû Ömer (İbn Abdi’l-Berr) yapmıştır.

İbn Atiyye der ki: Müfessirlerin çoğunluğu Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ın mal bakımından kendisine mirasçı olacak kimseyi istediği kanaatindedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Biz peygamberler topluluğu miras bırakmayız" âyeti ile umumu kastetmemis olması, aksine peygamberlerin çokça rastlanılan halini dile getirmek maksadıyla söylenmiş olması ihtimali de vardır. Bunun üzerinde iyice düşünmek gerekir. Bununla beraber Zekeriyyâ (aleyhisselâm)a daha çok yakışan ve daha kuvvetli görülen, onun ilim ve din bakımından kendisine mirasçı olacak kimseyi istemiş olmasıdır. O takdirde burada mirasçılık istiare yoluyla kullanılmış olur. Nitekim o "veli" talebinde bulunurken özel olarak bir evlât istemediğini görüyoruz. Yüce Allah da ona bu isteğini en mükemmel şekliyle vermiş oldu.

Ebû Salih ve başkaları derler ki: Yüce Allah'ın;

"Yakuboğullarına da mirasçı olsun" âyetinden kasıt; ilim ve peygamberliktir.

3- Kıraat Farkı ve Açıklamaları:

"(...........)- Arkamdan gelecek... den" âyetini İbn Kesîr med ile, hemze ile ve "ya" harfini fetha ile okumuştur. Yine ondan nakledildiğine göre o, kasr ile ve "ya" harfini fetha ile gibi okuduğu da nakledilmiştir. Diğerleri ise hemze, med ve "ya" harfini sakin olarak okumuşlardır.

Kıraat âlimleri "Endişe ediyorum" fiilinin ilk harfinin -Osman (radıyallahü anh)dan naklettiğimiz müstesna- esreli okunduğunu kabul etmişlerdir. Osman (radıyallahü anh)ın kıraati ise hem "şaz"dır, hem de doğru olma ihtimali oldukça uzaktır. Hatta kimi ilim adamı câiz olmadığı kanaatindedir. Bu ilim adamları şöyle itiraz etmişlerdir: Kendisi daha hayatta iken, ölümünden sonra anlamında olmak üzere nasıl "arkamdan gelecek akrabam kesilmiştir" diyebilir?

en-Nehhâs der ki: Bu kıraatin lehine şöyle bir te'vil mümkündür: O; "arkamdan gelecek" ifadesi ile "ölümümden sonra" yi kastetmemis olmalıdır. Bunun yerine o vakitte arkasında bulunanları kastetmiş olabilir, Ancak bu da uzak bir ihtimaldir ve o dönemde onların azalmış ve kesilmiş olduklarına dair bir delile gerek vardır. Çünkü yüce Allah onların:

"Meryem'in bakımını hangisi üzerine alacak diye kâlemlerini atarlarken..." (Al-i İmrân, 3/44) âyetinde, sayıca çok olduklarına delil teşkil eden ifadeleri bize bildirmiş bulunmaktadır.

İbn Atiyye der ki:

"Arkamdan" zaman itibariyle benden sonra, demektir. O bakımdan bu el-Kehf Sûresi'nde (18/79- âyetin tefsirinde) geçtiği üzere "verâ: Arka" kelimesinin burada da zaman hakkında kullanıldığını göstermektedir.

4- Hazret-i Zekeriyyâ'nın Kısır Hanımı:

"Hanımım da kısırdır" âyetinde sözü edilen hanımının ismi Kabîloğlu Fâkûâ kızı î'şâ'dır. Fâkûzâ kızı, Hanne'nin kızkacdeşidir. Bunu et-Taberî demiştir. Hanne ise daha önceden Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/35. âyet, 1. başlıkta) açıklandığı üzere Meryem'in annesidir.

el-Kutebî der ki: Zekeriyyâ'nın hanımı, İmrân'ın kızı î'şâ'dır. Bu görüşe göre Yahya, Îsa (ikisine de selâm olsun)nın gerçek manada teyzesinin oğlu demektir. Öbür görüşe göre ise annesinin teyzesinin oğludur. İsrâ'nın anlatıldı ğı hadiste ise, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "... Orada iki teyze çocuğu Yahya ve Îsa ile karşılaştım... " Buhârî, Enbiyâ 43, Menakıbul-Ensac 42; Müslim, Îman 259; Nesâî, Salât 1; Müsned, III, 148, IV, 208. denilmektedir. Bu ise birinci görüşün (el-Kutebînin görüşünün) lehine bir delildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır,

"Âkir: Kısır"; yaşının ilerlemiş olması dolayısıyla doğum yapamayan kadın demektir. Yine buna dair açıklamalar Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/40. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Bu kelime aynı zamanda yaşlılık söz konusu olmaksızın doğum yapamayan kısır kadınlar hakkında da kullanılır. Yüce Allah'ın:

"Dilediğini de kısır bırakır" (eş-Şûrâ, 42/50) âyeti da bu manadadır. Erkekler hakkında "akîr" aynı anlamdadır. Âmir b. et-Tufeyl'in şu beyiti de bu türdendir:

"Ne kötü bir gencim demektir; şayet bir gözü kör, kısır ve korkak isem,

Her su başına gidildiğinde (gidenlerin) önünde mazeretim ne olur!"

5- Duada Sözlerin Seçimine Dikkat:

Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ın: "Bundan dolayı bana tütfundan bir veli bağışla" sözleri bir dilek ve bir duadır. Açıkça oğul ifadesini kullanmaması bunun halinden anlaşılması ve hanımının kısırlığı dolayısı ile de böyle bir ihtimalin uzaklığı dolayısıyladır.

Katade der ki: O bu duayı yetmiş küsur yaşında iken yapmıştı. Mukâtil ise doksanbes/ yaşındayken yapmıştı, demektedir. Daha uygun görünen budur. Çünkü o, kanaatine göre yaşlılığından ötürü erkek çocuğunun olmayacağını zannetmişti. Bundan dolayı da:

"Benim ise yaşlılıktan kemiklerim kurumuşken... " (8. âyet) demişti.

Bir başka kesim de şöyle demektedir: O çocuk sahibi olmayı diledi. Daha sonra da bu çocuğun kendisine mirasçı olacak yaşa gelinceye kadar yaşaması şeklinde duasının kabul edilmesini istedi. Böylelikle çocuk sahibi olma isteği kabul edilirken bunun erken vefat edip maksadın gerçekleşmemesi korkusundan bu şekilde dua etmişti.

6- Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ırı Çocuk İstemesinin Sebebi:

İlim adamları derler ki: Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ın çocuk istemesi dinini üstün kılmak, peygamberliğini canlandırmak, ecir ve mükâfatını kat kat arttırmak içindi, yoksa dünya için yapılmış bir dua değildi. Rabbi de onu, dualarını kabul etmeye alıştırmıştı. Bundan dolayı o: "Rabbim, Sana duam sayesinde bedbaht olmadım" demişti. Yüce Allah'ın üzerindeki nimetlerini şefaatçi kılarak bu şekildeki bir duası, güzel bir vesiledir. Üzerindeki lütfunun daha bir çoğalmasını, lütfunu dile getirerek istemektedir. Rivayate göre Cömert Hatem'in karşısına bir adam çıkmış. Hatem ona: Sen kimsin? diye sorunca, O: Ben kendisine geçen yıl iyilikte bulunduğun kişiyim, diye cevap verince, Hatem: Bizi ileri sürerek şefaatçi kılan kimse hoş sefa geldi, diye cevap vermiş.

Zekeriyyâ (aleyhisselâm) izinsiz olarak olağanüstü bir dilekte bulunmaya nasıl kalkıştı, diye sorulursa su şekilde cevap verilir; Peygamberler döneminde böyle bir duada bulunmak caizdir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de de bu hususa açıklık getiren âyetler vardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Zekeriyyâ ne saman onun yanına mihraba girdiyse, yanında bir rızık buluyordu. Ey Meryem, bu sana nereden geliyor? dedi. O da: Bu, Allah'tandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir, dedi." (Âl-i İmrân, 3/37) O bu olağan üstü durumu görünce artık duasının kabul olunacağı doğrultusundaki umudu daha bir sağlamlaştı, O bakımdan yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Orada Zekeriyyâ, Rabbine dua etti: Rabbim bana katından çok temiz bir soy bağışlaleyhisselâmen duayı işitensin, dedi." (Âl-i İmrân, 3/38)

7- Çocuk İstemek Üzere Dua Etmenin Hükmü:

Birisi kalkıp dese ki: Bu âyet-i kerîme dua edip çocuk istemenin câiz olduğuna delildir. Halbuki yine yüce Allah bizleri mal ve evlat fitnelerinden sakındırmış, bunların sebep olacakları çeşitli kötülüklere dikkatlerimizi çekerek şöyle buyurmuştur:

"Mallarınız da, evlatlarınız da sizin için ancak bir fitne (sınama aracı)dir." (et-Teğabun, 64/15) Yine şöyle buyurmaktadır:

"Muhakkak ki eşleriniz ve evlatlarınızdan size düşman olanlar vardır. O halde onlardan sakının." (et-Teğabun, 64/14)

Buna cevap şudur: Çocuk sahibi olmak maksİsmi ile dua etmek daha önceden Âl-i-İmrân Sûresi'nde (3/37. âyet, 3. başlıkta) açıklandığı üzere Kitap ve sünnetten bilinen bir husustur. Diğer taraftan Zekeriyyâ (aleyhisselâm) kayıtlı olarak dilekte bulunmuş ve:

"Çok temiz bir soy" (Âl-i-İmrân, 3/38) ile: "Rabbim, sen onu rızanı kazanacak bir kişi kıl" diye dua etmiştir. Çocuk bu niteliklere sahip olduktan sonra dünyada da, âhirette de anne-babasına faydalı olur. Böyle bir çocuk düşmanlık ve fitne kapsamından çıkar, sevinç kaynağı ve nimete sebeb olma kapsamına girer. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da hizmetçisi Enes'e şöylece dua etmiştir: "Allah'ım, sen ona çokça mal ve evlat ver ve ona verdiklerini de mübarek kıl." Buhârî, Savm 61, Deavât 26, 47; Müslim, Feclâilu"s-Sahâbe 141-143; Tirmizî, Menâkıb 45; Müsned, III, 194, 24H, VI, 430 Böylelikle verdiklerini mübarek kılması için dua etmek suretiyle çokluğun helake götürebilen türünden sakınmış olmaktadır, işte Allah'ın kullarının çocuklarına hidâyet vermesi hususunda Mevlâlarına böylece niyaz etmeleri gerekir. Dünyada da, âhirette de kurtuluşları için dua etmelidir. Bu yolla peygamberlere (hepsine salal ve selam olsun) ve fazilet sahibi kimselere uymuş olsun. Buna dair açıklamalar daha önceden Âl-i-İmrân Sûresi'nde (3/37. âyet, 4, başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

5 ﴿