7(Allah buyurdu): "Ey Zekeriyyâ! Gerçekten, Biz sana Yahya adında bir oğul müjdeleriz. Bundan önce kimseye bu ismi vermemiştik. " "Ey Zekeriyyâ" diye başlayan âyette bir hazf vardır. Yani yüce Allah onun duasını kabul buyurdu ve: "Ey Zekeriyyâ. Gerçekten, Biz sana Yahya adında bir oğul müjdeleriz" buyurdu, demektir. Böylelikle bu müjde şu üç hususu ihtiva etmiş oluyordu: 1- Duasının kabul edilmesi: Bu bir keramet üstünlük ve şerefidir. 2- Ona oğul ihsan edilmesi. Bu da bir güçtür. 3- İsminin yalnızca kendisine has olması. Ona bu adın verilişinin anlamına dair açıklamalar daha önceden Âl-i İmrân Sûresi'nde (3/39- âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Mukâtil dedi ki: Ona "Yahya" ismini verdi. Çünkü o yaşlı bir babanın ve kocamış bir hanım olan bir annenin evladı olarak hayat bulmuştu. Ancak bu su götürür bir açıklamadır. Çünkü daha önceden de belirtildiği gibi, Zekeriyyâ (aleyhisselâm)ın hanımı çocuk doğurmayan kısır bir kadın idi. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Bundan önce kimseye bu ismi vermemiştik. " Yani, Yahya'dan önce bu ismi kimseye vermiş değildik. Bu açıklamayı İbn Abbâs, Katade, İbn Eşlem ve es-Süddî yapmıştır. Yüce Allah isim vermeyi anne-babaya bırakmamakla da ona lütufta bulunmuş idi. Mücahid ve başkaları: "Adaş" kelimesinin eş ve benzer anlamında olduğunu söylemişlerdir. Bu da yüce Allah'ın: "Onun adıyla anılan bir kimse biliyor musun?" (Meryem, 19/65) âyetine benzemektedir. Burada bu kelime onun eşi ve benzerinin olduğunu biliyor musun? anlamını vermektedir. Sanki bu kelime; "yücelikten" türetilmiş gibidir. Ancak böyle bir açıklamanın doğru olma ihtimali uzaktır. Çünkü onun İbrahim ve Mûsa (ikisine de selam olsun)dan faziletli olmadığı bilinen bir husustur. Ancak Âl-i İmrân Sûresi'nde de önceden açıklandığı gibi, seyyidlik, hasûrluk gibi özel bir takım hususlarda daha faziletli olduğunu söyleme hali müstesnadır. Yine İbn Abbâs der ki: Bu kısır kadınlar onun gibi bir evlat doğurmadı, demektir. Şöyle de açıklanmıştır: Yüce Allah burada "öncelik" şartını koşmuştur. Çünkü ondan sonra ondan daha faziletlisini yaratmayı murad etmiştir ki; o da Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)dır. Bu âyet-i kerîmeden güzel isimlerin tercih edilmeye değer olduğuna delil vardır ve buna tanıklık etmektedir. Araplar da isim koyarken bu yolu seçerdi. Çünkü bu gibi isimler daha değerli ve dikkat çekicidir. Ayrıca bunların lakaplaştırılmaktan uzak olma ihtimali de daha yüksektir. Nitekim şair şöyle demiştir; "İsimleri çok güzel, kırmızı renkli elbiselerinin eteklerini de Aşağıya kadar sarkıtırlar, saçakları yere değer, " Ru'be nesebini soran büyük neseb bilgini el-bekrî'ye: Ben el-Accac'ın oğluyum, demiş. O da ona: Çok özlü cevap verdin ve kendini çok iyi tanıttın, demiştir. |
﴾ 7 ﴿