12

"Gerçekten Ben senin Rabbinim, hemen pabuçlarını çıkar. Çünkü sen kutsal vadi Tuvâ'dasın.

"Gerçekten Ben, senin Rabbinim. Hemen pabuçlarını çıkar; çünkü sen kutsal vadi Tuvâ'dasın" âyetine dair açıklamalarımızı beş başlık halinde sunacağız:

1- Mûsa (aleyhisselâm)ya Ayakkabılarını Çıkartmasının Emredilmesindeki Hikmet:

Yüce Allah'ın "Hemen pabuçlarını çıkar" âyeti ile ilgili olarak Tirmizî'de rivâyet edildiğine göre Abdullah b. Mes'ûd, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu zikretmektedir: "Mûsa'nın üzerinde Rabbi kendisiyle konuştuğu gün yünden bir elbise, yünden bir ciibbe, yünden bir takke, yünden bir şalvar vardı. Ayakkabıları ise ölmüş bir eşeğin derisinden yapılmıştı." (Tirmızî) Dedi ki: Bu garip bir hadistir. Biz bunu sadece Humeyd el-A'rec (ki Humeyd İbn Ali el-Kûfî'dir) yoluyla biliyoruz ve onun rivâyet ettiği hadisler münkerdir. Mücahid'in arkadaşı Humeyd b. Kays el-A'rec el-Mekkî ise sika bir ravidir Tirmizî, Libâs 10. Muvatta’', Libâs lfi'da, Ka'b el-Ahbâr tarafından yapıldığı rivâyet edilen bir açıklamada yalnızca "ayakkabıları ölmüş eşek derisinden idi" ifade edilmiştir

"Gerçekten Ben" âyetini herkes esreli okumuştur. Yani ona seslenilerek: Ey Mûsa denildi, demektir. Ebû Ubeyd de bunu tercih etmiştir. Ancak Ebû Amr, İbn Kesîr, İbn Muhaysın ve Humeyd, nidayı amel ettirerek hemzeyi üstün olarak okumuşlardır.

İlim adamları Mûsa (aleyhisselâm)a ayakkabılarını çıkartma emrinin veriliş sebebi hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Ayakkabı (na'l) yere karşı ayakları korumak üzere giyilen şeydir.

Bir görüşe göre ona pabuçlarını çıkartıp atma emrinin veriliş sebebi, necis olmalarıydı. Çünkü bu ayakkabılar seran uygun bir şekilde kesilmiş bir hayvan derisinden mamul değildi. Bunu Ka'b, İkrime ve Katade söylemiştir.

Bir başka görüşe göre ona bu emrin veriliş sebebi, mukaddes vadinin bereketine nail olması, ayaklarının da bu vadinin toprağına temas etmesiydi. Bu açıklamayı da Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh), el-Hasen ve İbn Cüreyc yapmışlardır.

Bir başka açıklamaya göre ona pabuçlarını çıkartma emrinin veriliş sebebi, yüce Allah ile münacatta bulunurken huşu ve tevazu içindir. Nitekim selef-i salihîn de Beytullah'ı tavaf ederken böyle yapmışlardır.

Şöyle de açıklanmıştır: Bu o yeri ta'zim etmek için verilmiş bir emirdir. Nitekim Harem-i Şerefi ta'zim etmek için oraya ayakkabılarla girilmez.

Said b. Cubeyr dedi ki: Ona, Ka'be'ye ayakkabısız girildiği gibi, sen de yere çıplak ayakla bas, denildi. Hükümdarların örfünde huzurlarına girildiği vakit ayakkabıların çıkartılması ve insanın son derece mütevazi görünmesi bilinen bir husustur. Sanki Mûsa (aleyhisselâm)a bu anlamda böyle bir emir verilmiş gibi görünüyor. Ayakkabılarının leş derisinden yahutta başka bir deriden yapılmış olmasının önemi yoktur. İmâm Mâlik de, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın pek şerefli kemiklerini ve pek değerli cüssesini barındıran Medine toprağına saygısından ötürü, Medine'de binek sırtına binmeyi kendisi için uygun görmezdi. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın mezarlar arasında ayakkabısı ayağında olduğu halde yürümekte olan Beşir b. el-Hasâsiyye'ye söylemiş olduğu şu sözler de bu kabildendir: "Sen böyle bir yerde bulunduğun vakit ayakkabılarını çıkart." Beşir dedi ki: Bunun üzerine ben de ayakkabılarımı çıkarttım. Ebû Dâvûd, Cenâiz 74; Nesâî, Cenâiz 107; İbn Mâce, Cenâiz 46, Müsned, V, 83, 84, Z24. Ancak ayakkabılarıyla kabirler arasında dolaşanın, hadisin râvisi olan Beşir (radıyallahü anh) değil, "bir adam" olduğu belirtilmektedir.

Beşinci bir görüşe göre bu, onu kalbinin çoluk-çocuğuyla, ailesiyle meşgul olmaktan kurtarmaktan ibarettir. Nitekim aile ve ev ahalisini anlatmak üzere nâl (pabuç) tabiri kullanılır. Nitekim rüya yorumunda da böyledir. Bir kimse ayakkabı giymekte olduğunu görürse o evlenecek demektir.

Bir başka açıklamaya göre yüce Allah ona nûr ve hidayet sergisini yaymıştı. Âlemlerin Rabbinin sergisini ayakkabısı ile çiğnememesi gerekirdi.

Mûsa (aleyhisselâm)a, ilk farz kılınan emrin pabuçlarını çıkartma emri olma ihtimali de vardır. Nitekim Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)a ilk verilen emirler:

"Kalk ve uyar. Yalnız Rabbini yücelt, elbiseni temizle, pisliklerden uzak dur." (el-Müddessir, 74/2-5) âyetleridir.

Bundan maksadın ne olduğunu en iyi bilen Allah'tır.

2- Ayakkabı İle Namaz Kılmak;

Nakledildiğine göre Mûsa (aleyhisselâm) ayakkabılarını çıkartmış ve onları vadinin arka taraflarına atmıştı.

Ebû'l-Ahvas dedi ki: Abdullah, Ebû Mûsa (el-Eş'arî)'ye evinde ziyaretine gitmişti. Namaz kılınacak oldu. Bunun üzerine Ebû Mûsa kamet getirdi ve Abdullah'a: Geç, namaz kıldır dedi, Abdullah: Sen öne geç, çünkü evinde bulunuyorsun, dedi. Bunun üzerine o da öne geçti ve ayakkabılarını çıkarttı. Abdullah ona: Sen o kutsal vadide mi bulunuyorsun, dedi. Suyûtî, ed-Durru'l-Mensûr, V, 559

Müslim'in, Sahih’inde yer aldığına göre Said b. Yezid şöyle demiştir: Ben Enes'e; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) pabuçlarını çıkartmaksızın namaz kılar mıydı? diye sordum: O, evet dedi. Buhâri, Libâs 37; Müslim, Mesâcid 60; Tirmizî, Salâı 176; Dârimî, Salât 103; Müsned, III, 100, 166, 189 Bunu Nesâî de rivâyet etmiştir. Nesâî, Kıble 24,

Abdullah b. es-Saib'den gelen bir rivâyete göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke'nin fethi günü namaz kıldırmış ve pabuçlarını sol tarafına bırakmıştır. Nesâî, Kıble 25. Ebû Dâvud, Salât 88; İbn Mâce, İkametu's-Salât 205; (Kurtubi’nin ibaresinden bir önceki rivâyeti, Nesâî, Abdullah b. es-Sâib'den yaptığı şeklinde anlaşılmakta ise de görüldüğü gibi, Müslim'e atfettiği rivâyet ile bu rivâyet, ayrı ayrıdır).

Ebû Dâvûd'daki rivâyete göre de Ebû Said el-Hudrî (radıyallahü anh) dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ashabına namaz kıldırmakta iken aniden pabuçlarını çıkarıverdi ve onları sol tarafına koydu. Arkasında namaz kılanlar bunu görünce onlar da ayakkabılarını çıkardılar. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) namazı bitirince: "Ayakkabılarınızı çıkarmanıza sizi iten sebeb nedir?" dedi. Onlar: Biz senin ayakkabılarını çıkardığını gürdük. Biz de ayakkabılarımızı çıkardık. Bunun üzerine Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Cibril bana geldi ve bana pabuçlarımda pislik olduğunu haber verdi." (Devamla) dedi ki: "Sizden biriniz mescide geldiği vakit baksın, eğer pabuçlarında bir pislik yahut rahatsızlık verici bir şey görürse onu silsin ve onlarla namaz kılsın." Ebû Dâvûd, Salâı 88; Müsned, V, 92.

Ebû Muhammed Abdu’l-Hakk bu hadisin sahih olduğunu bildirmiştir. Bu hadis kendisinden önceki iki hadisi te'lif etmekte, aralarındaki çelişkiyi kaldırmaktadır. Şer'î usule göre kesilmiş bir hayvan derisinden olup ayrıca kendileri cemiz olmaları halinde pabuçlarla namaz kılmanın câiz olduğu hususunda ilim adamları arasında görüş ayrılığı yoktur. Hatta kimi ilim adamı şöyle demiştir: Onlarla namaz kılmak daha faziletlidir. Yüce Allah'ın -önceden de geçtiği gibi-;

"Her mescidde ziynetinizi alın" (el-A'râf, 7/31) âyetinin anlamı da budur,

İbrahim en-Nehaî pabuçlarını çıkartanlar hakkında: Keşke ihtiyaç sahibi bir kimse gelip de bu ayakkabıları atıp, gitse! demiştir.

3- Çıkartılan Pabuçlar Nereye Konur:

Eğer pabuçlarını çıkartacak olursan, onları önünde bırak. Çünkü Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden herhangi bir kimse namaz kılacak olursa, pabuçlarını çıkartıp önünde bıraksın." Ebû Dâvûd, Salâl 89 Ebû Hüreyre de el-Makburî'ye şöyle demiştir: Onları çıkartıp, önünde bırak ve müslüman bir kimseyi onlar sebebiyle rahatsız etme. Ebû Dâvûd, Salât 89; Ebû Said el-Makbuıî'nin Ebû Hüreyre yoluyla rivâyet eniği bir hadis olarak.

Abdullah b. es-Sâib (radıyallahü anh)ın, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan pabuçlarını çıkartıp, sol tarafına koyduğuna dair rivâyeti ise onun İmâm oluşu ile açıklanır. Şayet sen İmâm olursan yahut yalnız başına namaz kılmakta isen, arzu edersen böyle yapabilirsin. Ancak cemaat arasında bulunuyor ve safta isen, ayakkabılarınla sol tarafında namaz kılan şahsı rahatsız etme. Onları ayaklarının arasına da koyma, seni uğraştırırlar. Fakat ayaklarının ön tarafında bırak.

Cübeyr b. Mut'im'den de şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Kişinin pabuçlarını ayaklarının arasında bırakması bir bidattir.

4- Ayakkabılarda Necaset Bulunursa:

Şayet kan, Âdemoğlunun sidiği gibi pis, necis oldukları icma ile kabul edilmiş bir pisliğin ayakkabılarda bulunduğu muhakkak ise, bu pisliği su ile yıkamaktan başka hiçbir şey temizlemez. Malik, Şâfiî ve çoğu ilim adamlarına göre hüküm böyledir.

Davarların sidiği ve kurumamış olan kaba pislikleri kabilinden necaseti hususunda ihtilâf edilmiştir. Ayakkabı ve pabuçların toprağa sürtülmekle temiz olup olmadıkları hususunda bizim (Maliki) mezhebimizde iki görüş vardır.

el-Evzaî ve Ebû Sevr herhangi bir tafsilata girişmeksizin bu gibi pisliklerin toprağa sürtülmesinin yeterli olacağını mutlak olarak ifade etmişlerdir.

Ebû Hanîfe ise şöyle demektedir: Böyle bir pislik kuruyacak olursa bunu sürtmek ve ovalamak necaseti izale eder. Necaset yaş ise, -sidik müstesna- yıkamaktan başka bir şey onu izale etmez. Sidik ise ona göre ancak yıkanmakla temizlenebilir.

Şâfiî de şöyle demektedir: Bunların hiçbirisini sudan başka bir şey temizlemez.

Sahih görüş ise şöyle diyenlerin görüşüdür: Silmek ve sürtmek suretiyle ayakkabılardaki bu tür necasetler temizlenir. Çünkü Ebû Sâid'in rivâyet ettiği hadis Az önce ikinci başlıkta geçen hadise işaret etmektedir bunu gerektirmektedir. Şayet ayakkabı yahut pabuç bir leş derisinden yapılmış ise, eğer bu leşin derisi tabaklanmamış ise ittifakla necistir. Ancak daha önce en-Nahl Sûresi'nde (16/80. âyet, 60. başlıkta) geçtiği üzere, ez-Zührî ile el-Leys'in kanaatleri bu hususta istisna teşkil etmektedir.

et-Tevbe Sûresi'nde (9/108. âyet, 10. başlıkta) da necasetin izale edilmesi ile ilgili açıklamalar geçmiş bulunmaktadır. Allah'a hamd olsun.

5- Mukaddes Tuvâ Vadisi:

"Çünkü sen kutsal vadi Tuvâ'dasın" âyetinde geçen "mukaddes': Kutsal, tertemiz edilmiş demektir. el-Kuds da temizlik, taharet, tahir oluş anlamındadır. Mukaddes arz, tertemiz edilmiş anlamındadır. Bu ismin ona veriliş sebebi yüce Allah'ın kâfirleri oradan çıkartmış olması ve mü’minlerle orayı imar etmiş olmasıdır.

Yüce Allah bazı zamanlan, diğer bazılarına üstün kıldığı gibi bazı yerleri de başka yerlere üstün kılmıştır. Nitekim bazı canlılar için de bu böyledir. Allah dilediğini üstün kılmak hakkına sahiptir. Buna göre oranın mukaddes oluşu kâfirlerin oradan çıkartılıp mü’minlerin oraya yerleştirilmiş olmasından kaynaklanmıyor. Çünkü bu özellik başka yerlerde de vardır.

"Tuvâ" İbn Abbâs, Mücahid ve diğerlerinden nakledildiğine göre vadinin adıdir. ed-Dahhâk: O dürülmüş bir şeyi andıran dairemsi ve derin bir vadidir.

İkrime "Tuvâ"nın "ti" harfini esreli (Tıvâ) şeklinde okurken diğerleri ise "Tuvâ" diye okumuşlardır.

el-Cevherî der ki: "Tuvâ" Şam bölgesinde bir yerin adıdır. "Ti" harfi esreli de okunabilir, ötreli de okunabilir. Bu kelime munsarıf da kabul edilmiştir, gayr-ı munsarıf da. Bunu munsarıf kabul edenler orayı bir vadi ve bir mekân ismi kabul eder ve belirtisiz (nekre) sayar. Munsarıf kabul etmeyenler ise orayı bir belde ve bir bölge olarak kabul eder ve onu marife olarak değerlendirir. Kimisi de şöyle demiştir; "Tuvâ" tıpkı "tıvâ" gibidir. Bu da katlanıp, dürülmüş şey demektir. Yüce Allah'ın:

"Kutsal vadi Tuvâ" âyeti hakkında da burası iki defa katlanmış yani kutsanmıştır, diye açıklamışlardır.

el-Hasen dedi ki: Burada bereket ve takdis (kutsama) iki defa tekrarlanmıştır.

el-Mehdevî, İbn Abbâs (radıyallahü anh)dan şöyle dediğini nakleder: Buraya "Tuvâ" deniliş sebebi, Mûsa (aleyhisselâm)ın buradan geceleyin geçmiş olması (tavâhu)dır. Çünkü bu vadiden geçtiğinde önce üst taraflarına doğru çıktı, (sonra indi.) O bakımdan bu kelime burada asıl lâfzından olmayan bir başka kelimenin kendisinde amel ettiği bir mastar (mef'ûl-i mutlak)dır.

Sanki: "Çünkü sen" içinde gidip geldiğin "kutsal vadi Tuvâ'dasın." Yani sen yürüyerek katlayıp geçtiğin bir vadidesin, denilmiş gibidir.

el-Hasen dedi ki: Bunun anlamı, İki defa takdis edilmiş demektir. Buna göre bu isim; "Onu katlayıp, dürdüm (aşıp, geçtim)"den mastardır,

12 ﴿