13"Ben seni seçtim. Şimdi sana vahyolanı dinle! "Ben seni" risalet için "seçtim." Medineliler, Ebû Amr, Âsım ve el-Kisaî "Ben seni seçtim" diye okurlarken Hamza; "Biz seni seçtik" şeklinde okumuştur. Anlam birdir, ancak burada birinci okuyuş şu iki sebebten ötürü daha uygundur: Evvela bu okuyuş hatta daha uygundur. İkinci olarak ifadenin akışına da daha yatkındır. Zira yüce Allah: "Ey Mûsa! Gerçekten Ben senin Rabbinim, hemen pabuçlarını çıkart" diye buyurmuştur. İşte bu akışa uygun olarak hitab devam etmiştir. Bu açıklamayı en-Nehhâs yapmıştır. "Şimdi sana vahyolanı dinle" âyeti ile ilgili açıklarımızı tek başlık halinde sunacağız: Söylenen Sözü Güzelce Dinlemek: İbn Atiyye dedi ki: Bana babam -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- anlattı, dedi ki: Ben Ebû'l Fadl el-Cevherî'yi -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- şöyle derken dinledim: Mûsa (aleyhisselâm)a; "Şimdi sana vahyolanı dinle" denilince, o bir taşın üzerinde durdu, bir taşa dayandı. Sağ elini soluna koydu, sakalını göğsüne dayadı ve dinlemek üzere durdu. Giydiği bütün elbise de yündü. Derim ki: Gereği gibi güzelce dinlemeyi yüce Allah övmüş bulunmaktadır: "Onlar sözü işitip en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir." (ez-Zümer, 39/18) Aksi niteliklere sahip olanları da yermiş ve şöyle buyurmuştur: "Onların neyi dinlediklerini Biz pek iyi biliriz." (el-İsrâ, 17/47) Böylelikle yüce Allah dikkatini toplayarak sözünü dinlemek üzere kulak verenleri övmüş ve kullarına da böyle bir edeble edeblenmelerini emrederek şöyle buyurmuştur: "Kur'ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki, merhamet olunasınız." (el-A'râf, 7/204) Burada da: "Şimdi sana vahyolanı dinle" diye buyurmaktadır. Çünkü böylelikle yüce Allah'tan gelen buyrukları kavrama, anlama lütfuna erişilir. Vehb b. Münebbih'ten şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Dinlemenin âdabından bazıları şunlardır: Organların hareketsiz durması, gözün sağa-sola bakmaması, kulak kabartması, dikkatini toplamak, gereğince amel etmeye karar vermek. İşte yüce Allah'ın sevdiği şekilde dinlemek budur. Bu ise kulun azalarını tutması ve onları başka şeylerle meşgul etmemesi ile olur. Aksi takdirde kalbi dinledikleriyle uğraşamaz, başka şeylerle meşgul olur. Gözü sağa-sola bakmasın ki, kalbi gördükleriyle oyalanmasın. Dikkatini toplasın ki, dinlediğinden başka şeyler içinden geçmesin. Ayrıca kavramaya karar vermeli ve kavradığıyla da amel etmelidir. Süfyan b. Uyeyne dedi ki: İlmin başı dinlemek, sonra kavramak, sonra bellemek, sonra amel etmek, sonra da onu yaymaktır. Kul yüce Allah'ın Kitabına, Peygamberinin sünnetine, Allah'ın sevdiği üzere samimi bir niyet ile kulak verip dinleyecek olursa, Allah da sevdiği şekilde ona duyduklarını kavratır ve kalbinde ona bir nûr verir. |
﴾ 13 ﴿