14"Ben, evet Ben Allah im. Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse Bana ibadet et ve Beni zikretmek için namaza kalk." "Ben, evet Ben Allah'ım. Ben'den başka ilâh yoktur. Öyleyse Bana ibadet et ve Beni zikretmek için namaza kalk!" âyetine dair açıklamalarımızı yedi başlık halinde sunacağız: 1- Bu Âyette "Allah'ı Zikretme”nin Anlamı: Yüce Allah'ın: "Beni zikretmek için" âyetinin açıklanması hususunda farklı görüşler vardır. Bunun, beni namazda anman İçin namaz kıl, anlamına gelme ihtimali olduğu gibi, namaz kıldığın için Ben de seni en yüceler arasında övgüyle anayım, anlamına geldiği de söylenmiştir. Buna göre mastarın bir faile veya bir mef'ûle izafe edilmiş olma ihtimali vardır. Bir diğer açıklamaya göre anlam şöyledir: Tevhid'ten sonra namaza dikkat et ve onu koru. Bu da namazın değerinin büyüklüğüne dikkat çekmektir. Zira namaz yüce Allah'a bir yakarıştır, O'nun huzurunda durmaktır. Bu açıklamaya göre namaz, zikrin kendisidir. Nitekim yüce Allah: "Cuma günü namaz için çağrıda bulunulduğu vakit Allah'ın zikrine koşun" (el-Cuma, 62/9) âyetinde namazı zikir diye adlandırmıştır. Bir açıklamaya göre bundan maksat şudur: Sen unuttun mu namaz kıl. Nitekim hadîste: "Onu hatırladığı vakit kılıversin" Bu husustaki bazı rivâyetler, bir sonraki başlıkta sözkonusu edilecektir. Kaynakları da ilgili notlarda gösterilecektir. diye buyurulmaktadır ki bu unutmakla namazın sakıt olmadığını (düşmediğini) gösterir. 2- Uyuyarak ya da Unutarak Namaz Vaktini Geçiren Kimse: Malik ve başkaları Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedirler: "Her kim uyuyarak yahut unutarak bir namazı geçirecek olursa, onu hatırladığında hemen o namazı kılıversin. Çünkü yüce Allah: "Beni zikretmek İçin namaza kalk" diye buyurmuştur. " Müslim, Mesâcid 309, 314, 316; Tirmizî, Tefsir 20. sûre 1; İbn Mâce, Salât 10; Ebû Dâoûd, Salât 11; Muvatta’, Vukfıt 25; Müsned, fil, 184, 269 Ebû Muhammed Abdu’l-Gani b. Said Haccac b. Haccac'dan -ki bu Yezid b. Zürey’in kendisinden rivâyette bulunduğu ilk Haccac'dır şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bize Katade anlattı. O Enes b. Malik'ten dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)a uyuyup ta namaz vaktini geçiren ve namazı unutan kişinin durumu hakkında soru sorulmuş, o da şöyle buyurmuştur: "Onun kefareti o namazı hatırladığı vakit kılmasıdır." İbrahim b. Tahmân da Haccac'dan onun gibi rivâyette bulunarak ona uymuştur. Hemmam b. Yahya da Katade'den böylece rivâyet etmektedir. Buhârî, Mevâkîtu's-Salât Müslim, Mesâcid 314-316; Ebû Dâvûd, Salat 11; Müsned, III, 269. Dârakutnî de Ebû Hüreyre'den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Her kim bir namazı unutacak otursa, o namazın vakti onu hatırlayacağı vakittir. " Dârakutnî, I, 423 Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Onu hatırladığında onu kılıversin" âyeti uyuyanın da unutanın da, az olsun, çok olsun namazının kazasının vacip oluşuna delildir. Genci olarak ilim adamlarının görüşü de budur. Bununla birlikte pek önemi olmayan gaz bir görüş de nakledilmiştir. Bu görüşün önemsenmeyiş sebebi ise, hadisin nassına muhalif olmasıdır. Bu şaz görüşe göre eğer kazası yapılacak namazlar beşten fazla olursa kazası gerekmez. Derim ki: Yüce Allah namazın kılınmasını emretmiş ve: "Güneşin (batıya) kaymasından, gecenin karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl..."(el-İsrâ, 17/78) âyeti ve daha başka âyetlerle de muayyen bazı vakitleri nass ile tayin etmiştir. Gece kılınması gereken namazı gündüzün kılacak olursa yahut aksini yaparsa, o bu işi yüce Allah'ın kendisine emrettiğine uygun yapmış olmaz. Bu yaptığından dolayı da sevap almaz ve böyle bir kimse isyan etmiş bir kimsedir, İşte bu durumda olan kimsenin vaktinde kılmadığı, kazaya kalmış namazını kaza etmemesi gerekirdi. Eğer Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: "Kim uykuda olduğu İçin yahut unuttuğu için bir namazı geçirecek olursa onu hatırladığında kilıversin" âyeti olmasaydı, hiçbir kimsenin vaktinin dışında kıldığı namazından faydalanması söz konusu olmazdı. Bu itibarla böyle birisinin kıldığı namaz kaza değil eda olur. Çünkü kaza ayrı ve yeni bir emirle yapılandır. İlk emirle yapılan değildir. Kasti olarak namazı terkeden kimseye gelince; yine Cumhûra göre bunun asi olsa bile namazını kaza etmesi farzdır. Ancak Davud (ez-Zahirî) bu kanaatte değildir. Şâfiî mezhebine mensub Ebû Abdıt'r-Rahmân el-Eşarî de ona muvafakat etmiştir. Bu görüşü ondan İbnu’l-Kassâr nakletmektedir. Kasten namazı vaktinde kılmayan kimse ile unutan ve uyuyan kimse arasındaki fark, günahm kaldırılmış olmasındadır. Kasten terkeden günah kazanır, bununla birlikte hepsinin de kaza etmeleri gerekir. Cumhûrun delili yüce Allah'ın: "Namazı kılınız" diye buyurmuş olması ve bunun vaktinde olması ya da olmaması arasında fark gözetmemiş olmasıdır. Bu ise vücub (farziyyet) ifade eden bir emirdir. Aynı şekilde uyuyanın ve unutanın da -günahkâr olmamalarına rağmen- namazlarını kaza etmekle emrolundukları sabit olmuştur. O halde kasti olarak namazını geçirenin kaza etmesi öncelikle söz konusudur. Yine Peygamber Efendimizin: "Kim bir namazı uyur ya da unutur da geçirirse" âyeti da bunu İfade eder. Çünkü unutmak (nisyan) terketmekle aynı şeydir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Onlar Allah'ı unuttular. O da onları unuttu." (et-Tevbe, 9/67); "Allah'ı unuttukları için Allah'ın da kendilerine, kendilerini unutturduğu kimseler..." (el-Haşr, 59/19) Bu nisyânın, unutma ile olması ile olmaması arasında fark yoktur. Çünkü yüce Allah hakkında nisyân söz konusu değildir. Onun hakkında bu tabirin kullanılmasının anlamı, onları terk etmektir. "Biz bir âyeti nesh eder ya da unutturursak" (el-Bakara, 2/106) âyetinde de nisyân terk etmek anlamındadır. Hatırlamak da nisyândan sonra da olabilir, başka bir şeyden sonra da olabilir. Nitekim yüce Allah (kudsî hadiste): "Benî kendi nefsinde zikredeni Ben de kendi zatımda anarım." Buhârî, Tevhîd 15, Müslim, Zikr 2, 21; Tirmizî, Deavat 131; İbn Mâce, Edeb 58; Müsned, II, 251, 405, 413, 480... diye buyurmaktadır. Şanı yüce Allah'ın unutması (nisyânı) söz konusu değildir. Onun için bu fiilin ne anlama geldiğini az Önce açıklamış bulunuyoruz. Buna göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Onu hatırladığı zaman" âyeti, onu bildiği zaman demektir. Aynı şekilde İnsanlara karşı olan borçların ödenmesinin belli bir vakti varsa bu vakit gelmekle bunların ödenmesinin vücubu sözkonusu olduktan sonra, (ödenmezse) kazası (ödenme gereği) ortadan kalkmaz. Ancak bu gibi zimmetteki borçlan ibra düşürür. Yüce Allah'ın borçlan hususunda ibranın sahih olmaması ve bunların kazasının ondan gelmiş bir izin olmadıkça düşmemesi de öncelikle söz konusudur. Diğer taraftan bizler ittifakla şunu kabul etmiş bulunuyoruz: Kasti olarak ve özürsüz bir şekilde Ramazan orucunun bir gününü terkeden bir kimsenin, o günü kaza etmesi farzdır. Namaz da aynı şekildedir. Şayet Malik'ten: Kasti olarak namazı terkeden bir kimse ebediyyen onu kaza etmez, dediğine dair bir rivâyet vardır, denilecek olursa; şunu belirtelim ki bundan maksat geçmiş olanın asla geri dönmeyeceğine bir işarettir yahut da bu, bu davranışın vebalinin ne kadar ağır olduğunu anlatmak için söylenmiş bir söz olarak kabul edilmelidir. Nitekim İbn Mes'ûd ve Ali (Allah ikisinden de razı olsun)'in: "Bir kimse Ramazan'da kasten oruç yiyecek olursa, isterse sene boyunca oruç tutsun bu ona kefaret olmaz" şeklinde rivâyet edilen sözleri buna benzemektedir.. Ayrıca kazanın edâ yerine geçirilmesi yahut arkasından tevbe edilmesi mükellefiyetin hakkının yerine getirilmesi açısından kaçınılmaz bir şeydir. Bundan sonra da yüce Allah dilediğini yapar. Ebû'l-Mutavves babasından, o Ebû Hüreyre'den rivâyet ettiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Kasti olarak Ramazan'dan bir gün yiyen bir kimse bütün yılı oruçla geçirecek olsa dahi onun yerini tutmaz." Ebû Dâvûd, Savm 39; Tirmizî, Savm 27; İbn Mâce, Siyam 14; Dârimî, Savm 18; Müsned, II, 386, 442, 458, 470. Eğer bu rivâyet sahih ise bunun vebalinin büyüklüğünü anlatması anlamına gelme ihtimali vardır. Kazaya kalan namazın keffaretine dair sahih hadisler gelmiş bulunmaktadır. Bazılarında ise bir günün kaza edileceği de belirtilmiştir. Yüce Allah'a hamd olsun. 4 Uyuyanın Ve Benzeri Durumda Olanların Sorumlulukları: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Her kim uyuyarak yahut unutarak bir namazı geçirecek olursa..." hadisi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan... Buhâri, Hudûd 22; Ebû Dâvûd, Hudûd 1; İbn Mâce, Talâk 15, 16; Dârimi, Hudûd 1; Müsned, VI, 100-101, 144. hadisinin umum ifadesini tahsis etmektedir. Sorumluluğun kaldırılması demek, günahın kaldırılması demektir. Yoksa üzerindeki Farzın kaldırıldığı anlamında değildir. Bu hadis Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "...Ve ergenlik yaşına kadar çocuktan" Buhâri, Hudûd 22; Ebû Dâvûd, Hudûd 1; İbn Mâce, Talâk 16; Dârimi, Hudûd 1, Müsned, VI, 100-101, 144. sözü -tek bir rivâyette gelmiş olsa dahi- kabilinden değildir, Bu asıl kaideyi iyice bellemek gerekir. 5- Bir Namazı Başka Bir Namaz Vaktinde Hatırlayanın Durumu: Bu kabilden olmak üzere ilim adamları, geçmiş bir namazı bir başka namazın son vaktinde iken hatırlayan yahut da namaz kılarken bir namazı geçirdiğini hatırlayan kimsenin durumu hakkında farklı görüşlere sahiptirler. Bu hususta İmâm Mâlik'in görüşü özetle şöyledir: Bir namazı geçirdiğini, başka bir namaz vaktinde hatırlayan bir kimse, eğer bu geçirdiği namazlar beş ve daha az ise unuttuğundan (sırasıyla) başlar. İsterse içinde bulunduğu vaktin namazı geçsin. Şayet geçirdiği namaz vakitleri bundan daha fazla ise, bu sefer vakti girmiş olan namazı kılmakla başlar. Ebû Hanîfe, es-Sevrî ve el-Leys'in görüşü de buna yakındır. Şu kadar var ki Ebû Hanîfe ve mezhebine mensub ilim adamları derler ki: Bize göre eğer vakit hem geçen namazlara hem de vakti girmiş namaza elverişli bulunuyor ise, bir gün ve bir gecelik namazlarda tertib vacibtir. Şayet içinde bulunulan vakit namazının geçeceğinden korkarsa, onu korumakla başlar. Eğer geçmiş namazları bir gün ve geceden fazla ise, onlara göre tertib vacib değildir. Tertibin vacib olduğu görüşü es-Sevrî'den rivâyet edilmiştir. O az ile çok arasında fark görmez. Şâfiî mezhebinde de varılan sonuç budur. Şâfiî der ki: Tercihe değer olan, içinde bulunduğu vakit geçmeyecek olursa, geçmiş namazla başlamaktır. Eğer böyle davranma yarak vakit namazını kılmakla başlayacak olursa bu dahi ona yeter. el-Esrem, Ahmed'in görüşüne göre altmış sene ve yukarısında dahi tertibin vacib olduğu görüşünü nakletmekte ve şöyle demekcedir: Bir kimse içinde bulunduğu vakitten önceki namazı hatırlamakta ise, herhangi bir namaz kılmaması gerekir. Çünkü kılacağı o namaz fasid olur. Dârakutnî'nin rivâyetine göre Abdullah b. Abbas (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Sizden herhangi bir kimse farz bir namazı hatırlayacak olursa, içinde bulunduğu (vakit) namazı(nı) kılmakla başlasın. Onu bitirdikten sonra bu sefer unuttuğunu kılsın." (Hadisin ravilerinden) Ömer b. Ebi Ömer meçhuldür. Dârakutnî, I, 421. Derim ki: Eğer bu sahih olsaydı, içinde bulunulan vaktin namazını kılmaya başlama gereği hususunda Şâfiî'nin lehine bir delil olurdu. Sahih olan görüş ise sahih hadis derleyicilerinin Cabir b. Abdullah'tan geldiğini belirttikleri şu rivâyettir: Ömer (radıyallahü anh) Hendek günü Kureyş kâfirlerine sövüp saymaya başladı ve dedi ki: Ey Allah'ın Rasûlü! Allah'a yemin ederim ki neredeyse güneşin batmaya yaklaştığı bir vakte kadar ikindi namazını kılamayacaktım. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim, ben daha kılmadım." Bunun üzerine el-Buthân denilen yere indik. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) abdest aldı, biz de abdest aldık. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) güneş battıktan sonra ikindi namazını kıldı. Ondan sonra da akşam namazını kıldı. Buhârî, Mevâkîtu's-Salât 36, 3«, Ezan 26, Salârul-Havf 4. Meğâzî 2% Müslim, Mesâcid 209; Tirmizî, Salât 18; Nesâî, Sehv 105. İşte bu, vakti girmiş namazı kılmaya başlamadan önce geçmiş namazı kılmakla başlanacağına dair bir nasstır. Özellikle akşam namazının vakti birdir, oldukça dardır. Bizce meşhur olan görüşe göre uzayıp giden bir vakiv değildir, Önceden geçtiği üzere Şâfiî'de de böyledir. Tirmizî'nin rivâyetine göre de Ebû Ubeyde b. Abdullah b. Mes'ûd babasından rivâyet ettiğine göre müşrikter Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı Hendek günü dört vakit namazı kılmaktan meşgul ederek, alıkoydular. Nihayet gecenin yüce Allah'ın dilediği kadar bir bölümü geçip gidince Bilâl'e ezan okuması için emir verdi, o da kalkıp ezan okudu. Sonra kamet getirip öğle namazını kıldı, sonra kamet getirip ikindiyi kıldı, sonra kamet getirip akşamı kıldı, sonra da kamet getirip yatsıyı kıldı. Tirmizî, Salât 18; Müsned, I, 375. İşte ilim adamları bunu bir namaz vaktini geçiren kimsenin o namazı belli bir vakitte hatırlayacak olursa, geçtiği şekilde sırasına uygun (tertib ile) kılacağına delil göstermişlerdir. Ancak geçirdiği namazları, vakti girmiş fakat çıkmasına az kalmış, vakti daralmış bir namaz vaktinde hatırlayacak olursa, üç ayrı görüşleri vardır; Bir görüşe göre geçmiş namazı kılmakla başlar. İsterse içinde bulunduğu vakit çıksın. Malik, el-Leys, ez-Zührî ve başkaları -önceden açıklamış olduğumuz gibi- bu görüştedir. İkinci görüşe göre; mevcut vakit namazını kılmakla başlar. el-Hasen, eş-Şâfiî, hadis fukahası, el-Muhasibî ve Maliki mezhebine mensub İbn Vehb bu görüştedirler. Üçüncüsüne göre; muhayyerdir, dilediğini önce kılabilir. Bu da Eşheb'in görüşüdür. Birinci görüş şöyle açıklanır: Kılınması gereken namazların sayısı çoktur, Eğer bu şekilde namazlar çoksa mevcut vaktin namazını kılmakla başlayacağı hususunda görüş ayrılığı yoktur. Bu açıklamayı Kadı Iyad yapmıştır. Azın miktarı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Malik'ten gelen rivâyete göre beş ve daha aşağısıdır, Câbir'in hadisi dolayısıyla dört ve daha aşağısıdır da denilmiştir. Altı vakit namazın çok olduğu hususunda mezhebimizde görüş ayrılığı yoktur. 6- Namazda İken Geçirdiği Namazı Hatırlamanın Hükmü: Namaz kılmakta iken geçmiş bir namazı hatırlayana gelince; eğer İmâm ile birlikte ise tertibin vücubunu kabul edenler de etmeyenler de, o namazını tamamlayıncaya kadar İmâmla birlikte kalmaya devam eder, demişlerdir. Bu hususta asıl delil Malik ve Dârakutnî'nin rivâyet ettikleri İbn Ömer'den gelen şu hadistir: "Sizden herhangi bir kimse bir namazı unuturda o namazı ancak İmâmla birlikte iken hatırlayacak olursa İmâmla beraber namaz kılsın. O namazını bitirdikten sonra bu sefer kendisi unutmuş olduğu namazı kılsın. Sonra da İmâm ile birlikte kıldığı namazı iade etsin." Darakutnînin lâfzı ile hadis böyledir. Mûsa b. Harun da dedi ki: Bize bunu bir de Ebû İbrahim et-Tercümanî anlattı, dedi ki: Bize Said bu hadisi zikretti ve bunu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a ref etti. Ancak bunu ref etmekle yanılmıştır, şayet bu hadisi ref etmekten sonraları vazgeçmiş ise doğruya eriştirilmiş demektir. Dâraktıtnt, I, 421. Diğer taraftan ilim adamları arasında farklı görüşler vardır. Ebû Hanîfe ve Ahmed b. Hanbel derler ki: Hatırladığı namazı kılar, sonra da İmâm ile birlikte kıldığı namazı kılar. Ancak bu iki namaz arasında beş vakitten fazla olması hali -az önce Kûfelilerden naklettiğimiz üzere- müstesnadır. Bu aynı zamanda Medineli olup, Malik'in mezhebine mensub bir topluluğun da görüşüdür. et-Hirakfnin nakline göre Ahmed b. Hanbel de şöyle demiştir: Her kim başka bir namazı kılmakta iken bir namazı hatırlayacak olursa, o kılmakta olduğu namazı tamamlar, hatırladığı namazın da kazasını yapar, eğer vakit elverişli ise kılmış olduğu vakit namazını tekrar kılar. Şayet o namazı kılmakta iken vaktin çıkacağından korkarsa, kanaatime göre o namazı iade etmez, kıldığı o vakit namazı onun için yeterli olur, üzerindeki namazın da kazasını yapar. Malik dedi ki: Bir vakit namazını kılmakta iken, bir başka namazı (geçirdiğini) hatırlayan kimse, eğer İki rekat kılmış ise iki rekatın sonunda selâm verir. Şayet İmâm ise kıldırmakta olduğu namazı da, cemaatin onun arkasında kıldıkları namazları da yıkılır ve batıl olur. Mâlikî mezhebinde zahir (kuvvetli) görülen görüş budur. Ancak kıyası belli bir oranda önceleyen onun mezhebine mensub ilim adamlarına göre hüküm böyle değildir. Çünkü onun kılmakta olduğu namaz esnasında bir başka namazı geçirdiğini hatırlayacak olursa ve bu namazın da bir rekatini kılmış ise, buna bir rekat daha katar ve selam verir. Şayet üç rekatini kılmış olduğu bir namazda geçirdiği bir namazını hatırlayacak olursa, ona dördüncü bir rekat daha ilave eder. Bu namazı da fasit olmayıp nafile olur. Eğer iddia edildiği gibi namazı bozulup batıl olsaydı ona bir rekat daha ilave etmesi emrolunmazdı. Nitekim bir rekat kıldıktan sonra abdesti bozulursa ona bir rekat daha ilave etmez. 7- Uyuyup Kalmak Suretiyle Namazı Vaktinde Kılamamak: Müslim'in rivâyetine göre Ebû Katade: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bize bir hutbe irad etti deyip, abdest kabı ile abdest almayı söz konusu ettiği hadisi uzun uzadrya zikretti. Bu hadiste şunları da söyledi: Sonra Peygamber buyurdu ki: "Sizin bana uymanız gerekmez mi?" Sonra buyurdu ki: "Şunu bilin ki uykudan dolayı kusur söz konusu değildir. Asıl kusurlu hareket ediş, bir sonraki namazın vakti gelinceye kadar namazı kılmayanın yaptığıdır. Kim bunu yaparsa (uyur-kalırsa) uyanacağı vakit o namazı kılsın. Ertesi günü de o namazı aynı vaktinde kılsın." Müslim, Mesârid 311; Müsned, V, 298. Dârakutnî de bu hadisi bu şekilde Müslim'in lâfızlarının aynısı ile rivâyet etmiştir. Dârakutnî, I, 386. Bu hadisin zahiri kazaya kalmış namazın hatırlanması esnasında bir defa ve bir sonraki gün aynı vakti gelince de bir defa olmak üzere iki defa kılınmasını gerektirmektedir. Hadisin zahirinden anlaşılan bu hükmü Ebû Dâvûd'un İmrân b. Husayn yoluyla rivâyet ettiği hadis desteklemektedir. O olayı söz konusu ettikten sonra sonlarında şunları söylemektedir: "Sizden her kim ertesi günün sabah namazını sağlıklı bir şekilde idrâk edecek olursa, o namaz ile birlikte bir de onun gibisini de kaza kılsın." Ebû Dâvûd, Salat 11, h. no: 43«. Ancak burada râvî, İmrân b. Husayn değil, Ebû Katâdedir. Derim ki: Ancak bu zahirinden anlaşıldığı üzere kabul görmemiştir. Kazaya kalmış olan namaz yalnız bir defa iade edilir. Çünkü Dârakutnî'nin rivâyetine göre İmrân b. Husayn şöyle demiştir: Biz Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile bir gaza da -yahut bir seriyye geceleyin yol yürüdük. Seher vakti girince konakladık, ancak güneş sıcağı bizi uyandırıncaya kadar uyanamadık. Her birimiz yerinden korku ve dehşetle uyanıp fırlıyordu. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) uyanınca bize emir verdi, biz de oradan yola koyulduk. Güneş yükselinceye kadar yolumuza devam ettik. Kafiledekiler ihtiyaçlarını gördüler, sonra Bilal'e emir verdi. O da ezan okudu ve iki rekat namaz kıldık. Sonra yine ona verdiği emir üzerine Bilal kamet getirdi ve sabah namazını kıldık. Ey Allah'ın Peygamberi! dedik. Biz bu namazı ertesi günü aynı vakitte kaza etmeyelim mi? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) onlara dedi ki: "Allah size hem faizi yasaklayacak, hem de sizden faiz mi alacak Dârakutni, I, 3H5-386. el-Hattabî dedi ki: Bu şekilde (iki kere) kaza yapacağını vacip olarak kabul etmiş bir kimse bilmiyorum. Ancak kaza esnasında vaktin faziletini de elden kaçırmamak için müstehab olarak bunu emretmiş olma ihtimali vardır. Sahih olan ise bu hadis gereğince ameli terketmektir; çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Allah size faizi yasaklarken sizden onu kabul mü edecek?" Diğer taraftan İmrân b. Husayn yoluyla gelen hadisin sahih rivâyet yollarında bu fazlalığın hiçbir bölümü yoktur. Ancak Ebû Katade'nin zikredilen hadisinde bu vardır. Bu da beyan ettiğimiz gibi ihtimallidir. Derim ki: el-Kiya et-Taberî "Ahkâmu'l-Kur'ân" adlı eserinde belirttiğine göre seleften kimisi, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın: "Her kim bir namazı unutacak olursa onu hatırlayacağı vakit kılıversin. Bu namazın bundan başka bir keffareti yoktur" âyetine muhalefet ederek şöyle demiştir: O namazın bir sonraki gün vakti girinceye kadar sabretsin, o vakit namaz kılsın. Sabah namazı geçti mi ertesi günü kılsın. Ancak bu, nasstan uzak ve şaz bir görüştür. |
﴾ 14 ﴿