18"O asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim ve ondan başka işlerimde de yararlanırım" dedi. 3- Asasına Yaslanması ve Onunla Yaprak Silkelemesi: "Ona dayanırım" yani yürürken, dururken, ağırlığımı ona veririm. "Dayanmak, yaslanmak" da buradan gelmektedir. "Onunla... yaprak silkerim" âyetindeki: "Silkelerim" kelimesi " harfinin esreli olarak da okunduğunu en-Nehhâs nakletmektedir, Bu en-Nehî'nin kıraatidir. Onunla yaprak silkelerim, demektir. Yani yapraklarını düşürmek maksadıyla ağaç dallarına vururum. Böylelikle benim koyunlarım o yaprakları daha kolay yiyebilir. Recez vezninde şöyle denilmiştir: "Sopayla yaprak silkelerim koyunlarıma, İnce erak ve pelesenk yapraklarını." Koyunlarına silkti, silkeledi" şeklindeki kullanımın muzarisinde "ha" harfi ötreli gelir. Ancak; "Adama tebessüm etti" anlamındaki kullanımın müzariinde "he" harfi üstündür. Aynı şekilde iyiliğe elini çabuk tuttu, anlamındaki; ifadesinde de müzari' bu şekilde gelir. Mütekellim kipi de; şeklindedir. Nitekim Ömer (radıyallahü anh)ın: "Gündüzün kendimi tutamayıp oruçlu olduğum halde (zevcemi) öptüm." Ebû Dâvûd, Savm 34; Dârimî, Savm 21; Müsned, I, 21, 52. hadisinde de aynı kökten gelen fiil kullanılmıştır. Şimr dedi ki: Neşeye gelip arzuladım, canım çekti, anlamındadır. in, anlamında kullanılması da mümkündür. Şair dedi ki: "Gördüğünden dolayı tekbir getirdi ve kalpten sevindi, Öncesinden sitem ettiği bir nefse de müjde verdi." Bu kelimenin asıl anlamı gevşekliktir. Mesela; "Gevşek adam" ve "Gevşek eş" denilir. İkrime bu kelimeyi "sin" harfi ile okumuştur, Bunlar da aynı anlamda iki ayrı söyleyiştir. Anlamlarının farklı olduğu da söylenmiştir. Nüktah olursa ağacın yaprağını silkelemek demektir. Noktasız olursa koyunları uyarmak demektir. Bu açıklamayı el-Maverdî naklettiği gibi ez-Zemahşerî de böyle nakletmiştir. İkrime'den "sin" harfi ile okunuşun: Ben sopamla koyunlarımı alıkoymak, uyarmak üzere üzerlerine giderim, anlamındadır. Buna göre bu kelime koyunları alıkoymak, engellemek demek olur. Yüce Allah'ın: "Başka işlerimde de yararlanırım." Onunla başka ihtiyaçlarımı da görürüm, demektir. "İşler, ihtiyaçların tekili; şekillerinde gelir. Buradaki "başka" anlamındaki; kelimesinin tekil gelmesi "işler" anlamındaki kelimenin çoğul manasını ihtiva etmesinden dolayıdır. Ancak bilindiği gibi akil ermeyen varlıkların çoğullarına tabi olan kelimelerde tekil olmak söz konusudur ve bu şekilde onlardan söz edilir. Çünkü böyle bir çoğul, tekil ve müennes gibi kabul edilir. Yüce Allah'ın: "En güzel isimler Allah'ındır, O halde O'na bunlarla dua edin" (el-A'raf, 7/180) âyeti ile: "Ey dağlar, siz de onunla teşbih edin." (Sebe', 34/10) âyetinde de böyledir. Buna dair açıklamalar daha önceden el-A'râf Sûresi'nde (7/180. âyet, 4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Bazıları asaların faydalarını sayıp, dökmeye koyulmuştur. Bunlardan birisi de İbn Abbâs'tır. O dedi ki: Bir kuyunun başına varacak olsam da kovanın ipi kısa gelirse, asamı ona eklerim. Güneşin ışığından etkilenecek olursam onu yere saplar ve üzerine bana gölge yapacak bir şey bırakırım. Yerdeki haşerelerden herhangi birisinden korkacak olursam, asamla onu öldürürüm. Yürüdüğüm takdirde onu omuzuma bırakırım, üzerine yayımı, ok torbamı ve azık torbamı asarım. Yırtıcı hayvanlara karşı koyunları onunla sallallahü aleyhi ve sellemunurum. Meymûn b. Mihrâm'dan da şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Asa tutmak peygamberlerin sünneti ve mü’min kimsenin alâmetidir. Hasan-ı Basrî dedi ki: Asanın altı özelliği vardır: Peygamberlerin sünnetidir, salihlerin ziynetidir, düşmanlara karşı silahtır, zayıfların yanında yardımcıdır, münafıklara keder sebebidir, itaatlerin artışında yardımcıdır. Denildiğine göre; mü’minle birlikte asa bulunuyor ise şeytan ondan kaçar. Münafık ve günahkâr kimse ondan çekinir. Namaz kılacağı vakit onu kıblesine (sütre diye) koyar, yorulduğu vakit ona güç verir, Haccac bir bedevi ile karşılaşmış, ona: Nereden geliyorsun ey bedevi diye sormuş, o: Çölden demiş. Peki elindeki nedir? diye sormuş. O da: Elimdeki asamdır. Namaz kılmak için onu yere saplarım, hazırlayacağını şeyler için onu hazır bulundururum. Onunla bineğimi sürerim. Onunla yolculuğumda güç kazanırım. Adımlarımı daha geniş atmak için ona dayanırım. Onun yardımı ile akar suları geçerim, tökezlemekten yana beni korur. Üzerine elbisemi bırakırım, böylelikle beni sıcağa karşı korur, soğuğa karşı ısıtır. Bana uzak olan şeyi bana yakınlaştırır. Azığımı onun üzerinde taşırım, su kabımı ona asarım. Döğüşürsem onunla kendimi korurum. Onunla kapıları çalarım. Uyuz köpeklere ve saldırgan vahşi hayvanlara karşı onunla kendimi korurum. Çarpışmalarda mızrağın yerini tutar, denk kimselerle döğüşeceğim vakit de kılıcın yerini. Ben onu babamdan miras aldım, benden sonra da oğluma miras bırakacağım. Onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla gördüğüm daha sayılamayacak kadar pek çok ihtiyacımı görürüm. Derim ki: Asanın faydaları pek çoktur. Şeriatte de bir kaç yerde asanın dahli bulunmaktadır: Önü açık olan yerlerde asa Kıble'ye sütre diye konulur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın küçük bir harbesi vardı. Önü açık yerlerde önüne yere sapla, ona karşı namaza dururdu. Bayram günü namaza çıktığı vakit harbenin Kıblesine konulmasını emreder ve ona doğru namaz kılardı. Bu ise sahih hadiste sabit olmuştur. Buhârî, Salât 92, 93; Müslim, Salât 250, 252; Müsned, V, 307. Harbe, aneze ve neyzek ile alet aynı şeylerin adıdır. Peygamber Efendimizin bir tarafı eğri bir bastonu vardı. O Hacer-i Esved'i (tavaf sırasında) Öpme imkânını bulamadığı vakit bu bastonuyla ibaret eder (istilâm yapar)dı. Bu da yine sahih hadiste sabittir. Buhârî, Hîk-c 58; Müslim, Hacc 253, 254, 257; Ebû Dâvûd, Menâsik 4H; Nesâî, Hacc 140, 159; İbn Mâce, Menasik 2H- Müsned, i, 214, 237, 24«, 304 Muvatta’'da yer alan rivâyete göre es-Saib b. Yezid şöyle demiştir: Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh), Ubeyy b. Ka'b ile Temim ed-Darî'ye müslümanlara onbir rekat namaz kıldırmalarını emretmişti, İmâm olan kişi Miûn (âyet sayısı yüz dolaylarında olan sûreler) okurdu. Biz de uzun süre ayakta durmaktan dolayı bastonlarımıza, asalarımıza dayanırdık. Bu namazdan ancak tan yeri ağardığı vakit dağılabiliyorduk. Muvatta’, es-Salâtu fi Raınaclân 4. Buhârî ile Müslim'de yer aldığına göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın elinde, üzerine dayandığı bir sopası vardı. Buhârî, Cenâiz S3, Tefsir 96. sûre 6; Müslim, Kader f>; Ebû Dâvûd, Sünne 16. Hatibin bir kılıca yahut bir asaya dayanarak hutbe okuyacağı hususunda ıcma vardır. O halde asa şerefli bir soydan, değerli bir kökten gelmektedir. Asanın önemini cahilden başkası inkâr etmez. Yüce Allah Mûsa'nın asasında pek çok büyük belgeleri, muhteşem mucizeleri bir arada göstermiş idi. Bunları gören inatçı sihirbazlar dahi îman etmişti. Süleyman (aleyhisselâm)da hutbe okumak, öğüt vermek ve uzunca namaz kılmak için asa edinmişti. İbn Mes'ûd, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın asa ve harbesinin muhafızı idi. Buhâri, Aslıatm'n-Nebiy 20. 27; Tirmizî, Menâkıb 37; Müsned, VI, 449 dn Ahdtıllnh 1>. Mes'LK.1 Hazret-i Peygamber'in ayakkabıları, yastık ve ihriği ile görevli olduğu belirtilmekte. ancak bastonu ile harbesinden söz edilmemektedir. O elindeki asa ile hutbe okuyordu ibn Mâce, İkametus-Salât 85; Mitsned, IV, 304, 3j5. -Asanın durumunun şeref ve üstünlüğünü ifade etmek için bu kadarı da yeterlidir.- Halifeler ele, büyük hatipler de böyle davranmışlardır. Dilleri açık ve beliğ, katıksız Araplar da adetleri gereği baston ve sopa edinirler ve konuştukları vakit toplantılarda ve hutbe irad ettiklerinde buna dayanırlardı. Şuûbîler (Arap hatiplerinin ellerine) baston almalarını ve bir takım hususları asa ile işaret ederek anlatma yolunu seçmelerini tepki ile karşılamışlardır. Şuûbiyye ise Araplara buğz eder ve Arap olmayanların üstünlüklerini iddia ederler. Malik dedi ki: Atâ b. es-Sâib baston alır ve bununla güç kazanırdı. Yine Malik dedi ki: Adam yaşlandı mı gençler gibi kalmaz, o kalkacağı vakit asa ile güç kazanır. Derim ki: Kimi şairlerin dedikleri gibi yürüyüşünde de asa ile güç kazanır "Önceleri sapasağlam iki ayağıma dayanarak yürürdüm, Bu sefer birileri tahtadan olan üzerine (dayanarak) yürür oldum." Malik (Allah'ın rahmeti üzerine olsun ve Allah ondan razı olsun) dedi ki: Yağmur yağdığında insanlar ellerine sopalarını alarak çıkar, üzerine dayanarak giderlerdi. Hatla gençler onların asalarını saklarlardı. Bazen Rabia yanında oturduğu zatlardan birisinin asasını alır ve ona dayanarak ayağa kalkardı. Asanın faydalarından birisi de kişinin hem onları ıslah etmek, hem kendisinin, hem de kendisiyle birlikte onların halini düzeltmek için onunla hanımlarını vurması da vardır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın -bu hadisin rivâyetlerinden birisinde- şu sözleri de bu kabildendir: "Ebû Cehm'e gelince; o asasını omuzundan aşağı indirmez." Müslim, Talâk 36; Ebû Dâvud, Talâk 9\Tirmizî, Nikâh 38; Nesâî, Talâk 70; Dârimi, Nikâh 7; Muvatta’, Talâk 67; Müsned, VI, 412, 413. Yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın tavsiyede bulunduğu bir adama: "Aile halkının üzerinden asanı kaldırma. Allah uğrunda onları korkut." Müsned, V, 238 dediği de rivâyet edilmiştir. Bunu Ubâde b. es-Sâmit rivâyet etmiş, Nesâî de kaydetmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şu hadisi de bu kabildendir: "Kamçını aile halkının göreceği yere as." el-Heysemî, Mecmau'z-Zevaid, VIII, 106 Daha önce bu en-Nisa Sûresi'nde (en-Nisa, 4/34. âyet, 11. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Yine asanın faydalarından birisi de, bu dünya yurdundan geçişe dikkat çekmesidir. Nitekim zahidlerden birisine şöyle sorulmuş: Yaşlı da hasta da olmadığın halde ne diye asaya dayanarak yürüyorsun? O şu cevabı vermiş: Böylelikle misafir olduğumu ve buranın ayrılıp gitme yurdu olduğunu biliyorum. Asa yolculuk aracıdır. Bu noktadan hareketle şairlerden birisi de şöyle demiştir: "Asa taşıdım fakat onu taşımamı gerektiren benim ne zayıflığımdır. Ne de yaşlılık dönemine girmiş olmamdır. Fakat ben kendimi onu taşımakla yükümlü görüyorum; Nefsime ikamet edenin misafir olduğunu bildirmek için." |
﴾ 18 ﴿