39

"Mûsa'yı sandığın içine koy ve onu denize bırak. Deniz onu kıyıya çıkarsın. Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan onu alır ve Ben tarafımdan senin üzerine bir muhabbet bıraktım. Benim gözetimim altında yetiştirilesin diye.

"Mûsa'yı sandığın İçine koy." Mukâtil dedi ki: Fir'avun hanedanından Îman eden kişi, o sandığı yapan, ağaçlarını kesen kişidir. İsmi Hizkîl (Hazkiel) olup bu sandık Arabistan inciri ağacından yapılmıştır.

"Ve onu denize" Nil nehrine

"bırak."

"Deniz onu kıyıya çıkarsın." el-Ferrâ' dedi ki: "Onu denize bırak" âyeti bir emirdir. Bu emirde aynı zamanda nrücâzât (karşılık vermek) da vardır. Yani sen onu at, deniz onu kıyıya çıkaracaktır. Nitekim yüce Allah'ın:

"Bizim yolumuza uyun da günahlarınızı biz yükleniriz." (el-Ankebut, 29/12) âyetinde de böyledir.

"Benim de düşmanım onun da düşmanı olan onu alır." Burada kasıt Fir'avun'dur. Bunun üzerine annesi bir sandık yaptırdı, içine de bir deri parçası yaydı ve Mûsa'yı koydu. Üst tarafını ve aradaki boşluklarını ziftledi, sonra da Nil nehrine bıraktı. Bu nehrin büyükçe bir kolu Fir'avun'un sarayının içinden akardı. Yüce Allah sandığı bu kolun içinde Fir'avun'un evine doğru sürükledi.

Rivâyet edildiğine göre; o sandığın dibine atılmış pamuk yerleştirdi. Mûsa'yı içine koydu ve etrafını ziftleyip alçıladıktan sonra suya bıraktı. Irmağın bir kolu Fir'avun'un bahçesinden akıyordu. Fir'avun, Âsiye ile birlikte havuzun başında otumyorken aniden sandığı görüverdiler. Verdiği emir üzerine bu sandık oradan çıkartıldı. Sandığın açılması ile birlikte insanlar arasında en güzel surete sahip bir küçük çocuk gördü. Allah'ın düşmanı kendisini tutamayacak kadar ileri derecede onu sevdi.

Kur'ân'ın zahirinden anlaşıldığına göre su, sandığı Fir'avun'un (sarayının) kıyısına bırakmıştır. Fir'avun da bu sandığı kıyıda bulup alınmasını emretmiştir. Bununla birlikte suyun Fir'avun'un bulunduğu yerdeki ırmağın ağzına doğru kıyıda bir yere bırakmış olma ihtimali de vardır. Daha sonra ırmak bunu havuzun bulunduğu yere kadar götürmüş olabilir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

Denildiğine göre onu bulan Fir'avun'un kızı idi. Bunun baraş hastalığı vardı. Bu sandığı açınca şifa buldu.

Yine rivâyet edildiğine göre; sandığı çıkardıkları vakit, açmak istediler, ancak buna güçleri yetmedi. Kırmaya çalıştılar, başaramadılar. Âsiye yaklaştı, sandığın iç tarafında bir nûr gördü, o uğraşarak sandığı açtığında gözleri arasında (alnında) nûr parıldayan küçük bir yavru gürdü. Bu yavru süt yerine parmağını emiyordu. Onu çok sevdiler. Fir'avun'un da baraş hastalığına yakalanmış bir kızı vardı. Doktorlar ona; bu ancak deniz taraflarında bulunacak insana benzer bir varlığın tükürüğü ile tedavi olabilir, demişlerdi: Baraş hastalığına yakalanmış bu kızı baraş bulunan yerlere, tükürüğünü sürdü ve iyileşti.

Bir görüşe göre yüzüne bakmakla birlikte iyileşiverdi, Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

Bir diğer görüşe göre onu Fir'avun'un hanımına ait cariyeler bulmuştu. Fir'avun insanlar arasında yüzü en güzellerden bir yavru görünce alabildiğine onu sevdi. İşte yüce Allah'ın:

"Ve Ben tarafımdan senin üzerine bir muhabbet bıraktım" âyeti bunu anlatır.

İbn Abbâs dedi ki: Onu hem Allah sevmiştir, hem de kullarına sevdirmiştir. İbn Atiyye dedi ki: Ona öyle bir güzellik vermişti ki; gören onu sevmeden kendisini alıkoyamazdı.

Katade dedi ki; Mûsa'nın gözlerinde bir güzellik, bir hoşluk vardı. Onu kim görse mutlaka sever, aşık olurdu.

İkrime dedi ki: Yani Ben sana öyle bir güzellik ve öyle bir hoşluk verdim ki, seni gören herkes mutlaka sever.

et-Taberî dedi ki: Bu, Ben senin üzerine rahmetimi bıraktım, anlamındadır. İbn Zeyd de şöyle demiştir: Ben seni gören herkesin seni sevmesini sağladım. Öyle ki Fir'avun dahi seni sevdi ve onun şerrinden kurtulabildin. Müzahim kızı Âsiye de seni sevdi ve evlât edindi.

"Benim gözetimim altında yetiştirilesin diye." İbn Abbâs dedi ki: Yüce Allah'ın muradı şudur: Annen seni sandığa koyup denize bıraktığında Fir'avun'un hanımının cariyeleri aldığında ve içinde ne var diye sandığı açmak istediklerinde, onlardan birisi: Siz bunu hanımefendinize götürmedikçe açmayınız, çünkü böyle bir şey sizin onun yanındaki değerinizi arttırır ve sizleri içinde birşeyler buldunuz da onu alıkoydunuz, diye itham etmemesi için böyle davranmanız gerekir, dediğinde bunları Ben hep görüyordum. Bunun üzerine cariyeleri sandığı kapalı haliyle hanımefendilerine getirdiler. Onu açlığında benzeri asla görülmedik bir bebek gördü. Allah onun içine Mûsa'nın sevgisini koydu. Onu alıp Fir'avun'un yanına girdi ve ona:

"Benim için de, senin için de bir gözbebeğin (olsun)" (el-Kasas, 28/9) deyince Fir'avun ona; Senin için olabilir, benim için hayır, demişti. Bize ulaştığına göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; "Eğer Fir'avun evet o benim için de senin için de bir gözbebeğidir demiş olsaydı, îman eder ve tasdik ederdi." Bunun üzerine hanımı: Bunu bana bağışla ve onu öldürme! dedi. O da onu hanımına bağışladı.

Bir diğer açıklamaya göre: "Benim gözetimim altında yetiştirilesin diye" âyeti Benim gözetimim altında terbiye edilesin, beslenip büyütülesin demektir. Bu açıklamayı da Katade yapmıştır.

en-Nehhâs dedi ki; Bu mana dilde bilinen bir manadır. Meselâ, ata güzel bir şekilde bakıldığını anlatmak üzere; denilir. Ben bütün bunları gözetimim akında yetiştirilesin diye yaptım, demektir.

Buradaki "diye" anlamı verilen "lâm" harfinin bundan sonra gelen yüce Allah'ın:

"Şunu hatırla; Kızkardeşin gelip" âyetine taalluk etmektedir ve burada takdim ve tehir söz konusudur. Bu âyetteki; Hani" (mealde: Hatırla) "yetiştirilesin diye" anlamındaki fiilin zarfıdır.

"Yetiştirilesin diye" âyetindeki "vav" harfinin zâid olduğu da söylenmiştir.

İbnu'l-Ka'ka' bunu "lâm" harfi ile "ayn" harfini sakin olarak, emir kipinde okumuştur. İfadenin zahiri muhatap olmakla birlikte kendisine emir verilen gaibtir. Buna göre anlam: "Yetiştiril" şeklinde olur ki; seni yetiştirsinler, demektir.

Ebû Nûheyk ise "te" harfini üstün olarak okumuştur. Senin yapacağın işler ve tasarrufların Benim meşîetim ve gözetimim altında olsun, demek olur. Bu açıklamayı da el-Mehdevî zikretmiştir.

39 ﴿