44"Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır yahut korkar." 2- İyiliği Emretmek, Kötülükten Nehyetmek: "Ona yumuşak söz söyleyin" âyetinde iyiliği emredip münkerden alıkoymanın câiz oluşuna delil vardır. Ayrıca bunun, elinde güç ve kuvvet bulunduranlara kaçşı yumuşaklıkla yapılacağına da delil vardır. Bununla birlikte onun (bu güçlülere karşı) korunacağı da teminat altına alınmıştır. Nitekim: "Ona yumuşak söz söyleyin" diye buyurulduğu gibi: "Korkmayın çünkü Ben sizinle beraberim. İşitir ve görürüm." (46. âyet) diye buyurduğuna dikkat edelim, O halde bu şekilde davranmak, öncelikle bizim için söz konusu olmalıdır. İşte o vakit emredip alıkoyan kimse istediğini elde eder, arzusunu gerçekleştirir. Bu da açıkça görülen bir husustur. İlim adamları yüce Allah'ın: "Yumuşak söz" âyetinin anlamı hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Aralarında el-Kelbî ve İkrime'nin yer aldığı bir kesim şöyle demiştir: Bu ona künyesi ile hitap edin demektir. İbn Abbâs, Mücahid ve es-Süddî de böyle demiştir. Künyesinin de Ebû'l-Abbas olduğu söylenmiştir. Ebû'l-Velid olduğunu, Ebû Murre olduğunu söyleyenler de vardır. Bu görüşe göre, kâfir bir kimse ileri gelen, etkin ve müslüman olması ümit edilen birisi İse, künyesiyle hitap etmek caizdir. Müslüman olacağı ümit edilmese dahi bu câiz olabilir. Çünkü ümitlenmek belli ameli gerektiren hakikat değildir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)da: "Size bir kavmin nezdinde değerli olan birisi geldiği takdirde ona değer veriniz." İbn Mâce, Edeb 19; ayrıca bk. el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, I, 42 diye buyurmuş ancak, müslüman olacağını ümit ederseniz diye buyurmamıştır. İşte kâfire künyesi ile hitap etmek te ona değer vermenin bir parçasıdır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Safvan b. Umeyye'ye; "İn ey Vehb'in babası" diyerek, ona künyesiyle hitab etmiş. Sa'd'a da: "Ebû Hubab'ın söylediklerini duymuyor musun?" demiş ve bununla da Abdullah b. Ubeyy'i kastetmiştir. İsrâiliyât'ta rivâyet edildiğine göre Mûsa (aleyhisselâm) bir sene boyunca Fir'avun'un kapısında ayakta bekledi. O dışarı çıkıncaya kadar ona sözünü ulaştıracak bir elçi bulamadı ve aralarında yüce Allah'ın bize nakletmiş olduğu olay cereyan etti. Bu da ondan sonra gelen mü’minlere zâlimler ile aralarında geçecek olaylara dair bir teselli kaynağıdır. Hidayet bulanları en iyi bilen senin Rabbindir. Yine denildiğine göre Mûsa ona: Benim getirdiklerime îman eder, âlemlerin Rabbine ibadet edersen, ölüme kadar asla yaslanmamak üzere genç kalacaksın, yine ölünceye kadar elinden alınmayacak hükümdarlığın olacak ve dörtyüz yıl yaşayacaksın, öldüğün takdirde de cennete gireceksin. İşte sözü edilen "yumuşak söz" budur. İbn Mes'ûd da şöyle demektedir; "Yumuşak söz" yüce Allah'ın bize aktardığı üzere şunlardır: "De ki: Sen temizlenmek istiyor musun? İster misin ki sana Rabbine giden yolu göstereyim de korkâsın?" (en-Nâziât, 79/18) "Yumuşak söz"ün, Mûsa (aleyhisselâm)ın söylediği şu sözler olduğu da söylenmiştir: Ey Fir'avun, biz âlemlerin Rabbi olan senin de Rabbinin elçileriyiz. Ona bu şekilde Fir'avun adıyla hitap etmesinin sebebi, kendisine hitap edildiğinde kullanılan isimler arasında en sevdiği ismin o oluşundandır. Nitekim hükümdar, kral vb. isimler de bu kabildendir. Derim ki: "Yumuşak söz" sert olmayan sözdür. "O şey yumuşadı, yumuşar" denilir. "Yumuşak" denildiği gibi "ya" harfi şeddesiz ve sakin olarak da kullanılır, çoğulu da şeklinde gelir. Mûsa (aleyhisselâm)a, Fir'avun'a yumuşak söz söylemekle emrolunduğuna göre; ondan daha aşağı mertebede bulunan kimselerin de hitabında buna uyması daha uygundu. İyiliği emrederken sözlerinde buna dikkat etmesi daha uygundur. Nitekim yüce Allah el-Bakara Sûresi'nde (2/83- âyet, 8. başlıkta) geçtiği üzere "insanlara güzellikle söz söyleyin" (el-Bakara, 2/83) diye buyurmaktadır. Yüce Allah'a hamd olsun. 4- Öğüt Alması Yahut Korkması Umulan Fir'avun: "Belki öğüt alır yahut korkar" âyetinin anlamı şudur: Yani sizin umudunuza ve sizin beklentinize göre bu böyledir. Burada umut ve beklenti insanlar ile ilgilidir. Nahivcilerin büyüklerinden Sîbeveyh ve başkaları böyle demiştir. Buna dair açıklama el-Bakara Sûresi'nin de baş taraflarında (2/21. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. ez-Zeccâc dedi ki: "Belki, umulur ki..." kelimesi umut ve beklenti ifade eden bir kelimedir. Yüce Allah akıllarıyla kavrayacakları bir üslupla onlara hitab etmiştir. Burada edatın soru anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani bak bakalım, o öğüt alacak mı? demektir. Bunun; anlamında olduğu da söylenmiştir. (Öğüt alsın yahut korksun diye, demek olur.) Bir görüşe göre bununla yüce Allah, Harun'un Mûsa'ya: "Belki o öğüt alır yahut korkar" diye söylemiş olduğunu haber vermektedir. Bu açıklamayı da el-Hasen yapmıştır. Şöyle de denilmiştir; Kur'ân-ı Kerîm'deki bu ve benzeri umut ve beklenti ifade eden edatların tamamı fiilen meydana gelmiş ve gelecek hususlar hakkında kullanılmıştır. Fir'avun da boğulduğu esnada hatırlamış ve korkmuş, bu sebebten dolayı da: "İsrailoğullarının îman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım." (Yûnus, 10/90) demiş, ancak bu îman ona fayda vermemişti. Bu açıklamayı Ebû Bekr el-Verrâk ve başkaları yapmıştır. Yahya b. Muâz da bu âyet-i kerîme hakkında şöyle demektedir: Ben ilâhım, diyen kimselere karşı senin yumuşak davranman bu şekilde olması gerektiğine göre, ilâh bizzat sensin diye(rek ortak koşa)nlara karşı yumuşak davranman nasıl olmalıdır? Bir diğer açıklama da şu şekildedir: Fir'avun, Mûsa kendisini davet ettiğinde söylediği sözlere dikkat etti. Bu hususta hanımıyla danıştı, o îman etti ve ona da îman etmesi yönünde telkinde bulundu. Haman ile danıştı, Haman: Sen önceleri her şeyin sahibi bir kral iken başkasının mülkü olacaksın. Rab iken başkasının rabliğini kabul edeceksin, bunun için yapma, dedi, Sonra da: Ben sana gençliğini geri veririm dedi, sakalını siyaha boyadı. İlk saç boyayan o oldu. |
﴾ 44 ﴿