47

"Artık ona varıp deyiniz ki: Muhakkak biz senin Rabbin tarafından gönderilmiş rasûlleriz. O halde İsrailoğullarını bizimle gönder. Onlara azâb etme! Biz sana Rabbin tarafından bir âyet ile geldik. Selâm olsun hidayete uyanlara.

"Artık ona varıp deyiniz ki Muhakkak biz senin Rabbin tarafından gönderilmiş rasûlleriz" âyetinde hazfedilmiş ifadeler vardır. Yani sonra ona gittiler ve ona bu sözleri söylediler.

"O halde İsrailoğullarını bizimle gönder." Onları serbest bırak.

"Onlara" angarya işlerle ve yaptıkları işlerde onları yormak suretiyle

"azâb etme!"

İsrailoğulları Fir'avun'un eli altında oldukça çetin bir azap içerisinde bulunuyorlardı. Oğullarını boğazlıyor, kızlarını diri bırakıyordu. Çamur, kerpiç ve şehir inşaatında altından kalkamayacakları işlerle onları yükümlü tutuyordu.

"Biz sana Rabbin tarafından bir âyet ile geldik." İbn Abbâs dedi ki: Bununla âsa ve el mucizelerini kastetmektedir.

Denildiğine göre Fir'avun ona: Bu mucize nedir? diye sormuş; o da elini gömleğinin yakasına soktuktan sonra güneş ışığını andıran bir parıldayış ile bembeyaz çıkarıvermişti. Onun ışığı, güneşin nurunu gölgelemişti, buna hayret etti. Asa mucizesini ona ancak toplandıkları tören gününde göstermişti.

"Selam olsun hidayete uyanlara!" ez-Zeccâc dedi ki; Yani hidayete uyan kimse yüce Allah'ın gazabından ve azabından kurtulmuş, esenliğe kavuşmuş olur. O bu ifadesiyle ona selam vermek maksadını gülmemişti. Buna delil ise bu sözlerinin karşılaşmalarının veya hitabının başında söylenmemiş olmasıdır.

el-Ferrâ' dedi ki: "Selam hidayete uyanlara!" demek kasdı ile; ile demek arasında bir fark yoktur.

47 ﴿