52

Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin yanında bir kitaptadır. Rabbîm yanılmaz ve unutmaz."

Burada da yüce Allah:

"Onların bilgisi Rabbimin yanında bir kitaptadır" diye buyurmaktadır. Ve buna benzer daha başka âyet-i kerîmeler.

Yine ilim, ancak yazmak ile sağlam bir şekilde tesbit edilebilir. Yazdıktan sonra karşılıklı okuma, ders arkadaşlarıyla müzakere, zaman zaman kontrol etme, gereği gibi koruyup belleme, müzakere etme, soru sorma, nakilcilerin ve güvenilir ravilerin naklettiklerini kontrol etme ile ancak sağlamlaştırılabilir.

Diğer taraftan ilk nesilden yazı yazmayı mekruh gören ve bunu benimsemeyenlerin bu tutumlarının sebebi, henüz kendileri ile Peygamber arasında fazla bir zaman geçmemiş olması, isnadda zikredilen ravilerin sayısının az olması ve yazmak suretiyle yazanın yazdığına güvenerek, İsnadı ihmal edeceğinden yahut da onu iyice belleyip gereğince amel edeceğinden yüz çevirmelerinden korkulmasıdır.

Şimdilerde ise aradaki zaman uzayıp gittiğine, isnadda zikredilenlerin sayısı zaman kısa olmadığından dolayı çok olduğuna, sened yolları değişik olduğuna, nakilde bulunanların isimleri birbirine benzediğine, nisyan denilen âfet ârız olduğuna, yanılmadan emin olunmadığına göre; ilmin, yazmak suretiyle kaydedilmesi daha uygundur ve konu ile ilgili şüpheleri gidericidir. Hem yazmanın vücubuna dair deliller de daha kuvvetlidir.

Ebû Saîd'in, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan rivâyet etmiş olduğu ve Müslim tarafından kaydedilmiş bulunan: "Benden bir şey yazmayın, kim Kur'ân'ın dışında bir şey yazmış ise onu silsin" Müslim, Zühd 72; Dârimi, Mukaddime 42; Müsned, III, 12, 21, 39, 56. hadisini delil getiren kimseye cevabımız şudur:

Bu önceleri böyleydi, daha sonra yazmaya dair vermiş olduğu emir ile Ebû Şah ve başkalarına bunu mubah kılmış olması ile nesh edilmiştir. Aynı şekilde bu Kur'ân-ı Kerîm'e, Kur'ân'dan olmayan şeylerin karışmasını engellemek içindi. Yine Ebû Said'den gelen rivâyet de böyledir: Biz Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın hadis yazmamıza izin vermesini çok istedik, fakat kabul etmedi. Dârimî, Mukaddime 42

Eğer bu hadis sağlam ve bellenmiş bir hadis ise bu hicretten önce ve hadisle uğraşıp Kur'ân'ın ihmal edileceğinden emin olunmadığı dönemlerde olmuş olmalıdır.

3- Hadisin Yazılmasında Dikkat Edilecek Hususlar:

Ebû Bekr el-Hatib dedi ki: Hadisin siyah (mürekkep) ile yazılması gerekir. Sonra özellikle renkli değil de siyah mürekkebin kullanılması gerekir. Çünkü siyah, renklerin en koyusudur. Ve siyah mürekkep en uzun ömürlüdür. İlim ehlinin de aleti, marifet sahiplerinin aracıdır.

Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in naklettiğine göre o şöyle demiş: Bana babam anlattı, dedi ki; Şâfiî, beni meclisinde bulunduğum bir sırada gömleğimin üzerinde bulunan mürekkebi gizlemeye çalışırken gördü ve; Onu niye örtüp saklıyorsun, dedi.

Elbise üzerinde mürekkep mertliktendir, çünkü onun gözlere görünen rengi siyah olsa bile basiretlerde görünen rengi beyazdır.

Halid b. Yezid de dedi ki; Hadis ile uğraşan kimsenin elbisesinde mürekkep gelinin elbisesindeki hoş koku gibidir. Ebû Abdullah el-Belevî bu anlamda şöyle demiştir:

"Mürekkep hokkalarının mürekkebi erkeklerin kokusudur,

Kadınların kokusu ise zaferandan yapılır.

Bu bunların elbiselerine yakışır,

Öteki de iffetli kadının elbisesine yaraşır."

el-Maverdî'nin naklettiğine göre Abdullah b. Süleyman şunu anlatmış: Elbiselerinin bir tarafı üzerinde bir sarılık izi görünce, hokkadan mürekkep alıp o sanlığı onunla boyamış, sonra da: Bizim için mürekkep zaferandan daha güzeldir, diyerek şu beyti okumuş:

"Zaferan bakirelerin kokusudur,

Mürekkep hokkalarının mürekkebi de erkeklerin kokusudur."

4- Yanılmayan ve Unutmayan Yüce Allah:

"Rabbim yanılmaz ve unutmaz" âyetinin anlamı hususunda beş görüş vardır:

Birinci Görüş: Bu, yeni bir ifadenin başlangıcıdır. Yüce Allah bu iki vasıftan tenzih edilmektedir. Bundan önce de ifade "bir kitaptadır" âyetinde bitmiştir. ez-Zeccâc da böyle demiştir. "Yanılmaz" anlamı verilen; ise:

"Biz yerde helâk olduktan, sonra mı..." (es-Secde, 32/10) âyetinde geçtiği gibi "helâk olmak (ölmek)" anlamında kullanılmıştır. "Ve unutmaz" hiçbir şey unutmaz demektir. Böylelikle yüce Allah'ı helâk olmaktan ve unutmaktan tenzih etmiş olmaktadır.

İkinci' Görüş: "Rabbin yanılmaz" hata etmez demektir. Bu açıklama İbn Abbâs'a göredir. Yani, Rabbim kâinatı idare etmekte asla hata etmez. Birisine eğer süre tanırsa bir hikmet dolayısıyla ona süre tanır. Birisinin de azabını çabucak vermişse yine bir hikmet dolayısıyla azabını acilen vermiştir.

Üçüncü Görüş: "Yamlmaz" âyeti kaybolmaz anlamındadır. İbnu’l-A'rabî şöyle demiştir: "Daların aslı kayboluştur. Meselâ, bir kimse ezberlediği ve bellediği şeyi unutursa; denilir. Buna göre "Rabbim, yanılmaz ve unutmaz" âyeti, O'ndan hiçbir şey kaybolmaz ve O (bilgisiyle) herşeyin yanındadır, demektir.

Dördüncü görüş: ez-Zeccâc tarafından ifade edilmiş, en-Nehhâs da benimsemiştir âyetin en uygun açıklaması da bu görünmektedir: Yüce Allah kendisinin hiçbir şekilde yazı yazmaya ihtiyacı olmadığını haber vermektedir. Yani hiçbir şeye dair bilgi ve onun bilinmesi O'ndan uzak değildir ve onlara dair bildiklerinden hiçbir şeyi de unutmaz.

Derim ki: Bu açıklama İbnu'l-Arabi'nin açıklamasının kapsamı içerisindedir.

Beşinci Görüş: "Rabbim yandmaz ve unutmaz" âyeti "bir kitaptadır" âyetinin sıfatı konumundadır. Yani bu kitap yüce Allah'tan kaybolmaz, çıkmaz. "Ve unutmaz" bu kitabı da hiçbir şekilde unutmaz, demektir, O halde bunların ikisi de "bir kitaptadır" in sıfatı durumundadır. Bu açıklamaya göre de âyet-i kerîmede ifade muttasıldır ve "bir kitaptadır" âyeti üzerinde vakıf yapılmaz. Araplar bulamadıkları bir şeyi anlatmak maksadıyla; "O şeyi kaybettim" derler. Bir şeyi bıraktıkları yerde bulamayacak olurlarsa; "Ben onu bıraktığım yerde bulamadım" derler.

el-Hasen, Katade, Îsa b. Ömer, İbn Muhaysın, Âsım el-Cahderî ile Şibl'in rivâyetine göre İbn Kesîr; diye okumuştur. Bunun da; Rabbim onu kaybetmez ve unutmaz, demektir. İbn Arafe der ki: Araplara göre dalâlet asıl maksadın dışındaki bir yolu izlemektir. Mesela; "Yolu kaybetti (şaşırdı), o şeyi yitirdi" denilir. İşte "ya" harfini öneli okuyanların kıraati de buradan gelmektedir. O kaybetmez, yitirmez demektir. Arapların bu konuda anlatım şekilleri böyledir.

52 ﴿