58

"Yemin olsun biz de sana senin büyün gibi bir büyü getiririz. Bizimle senin aranda bir buluşma yeti ve vakti belirle ki, sen de biz de caymayalım. Düz ve geniş bir yer olsun."

"Yemin olsun biz de sana senin büyün gibi bir büyü getiririz." Biz de senin getirdiğinin bir benzeri ile sana karşı çıkacağız. Tâ ki insanlar bu getirdiklerinin Allah'tan gelmediğini açıkça görsünler, bunu anlasınlar.

"Bizimle senin aranda bir buluşma yeri ve vakti belirle!" âyetindeki mastardır. Sen bize bir vade belirle, demektir. Bunun sözleşilen yerin ismi (ism-i mekân) olduğu da söylenmiştir. Nitekim yüce Allah'ın şu âyeti da bu anlamdadır:

"Şüphesiz ki onların hepsine vaad olunan yer cehennemdir." (el-Hicr, 15/43) Burada "mev'id"; vaad olunan yer demektir. Aynı şekilde bunu vaad olunan zamanın ismi (ism-i zaman) olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın şu âyetinde olduğu gibi:

"Onlara vaad olunan zaman sabahtır." (Hud, 11/81) Buna göre anlam şöyle olur: Sen bizim için ya belli bir gün yahut da bilinen bir yer tayin et.

el-Kuşeyrî dedi ki: Daha kuvvetli görülen bunun bir mastar olduğudur. Bundan dolayı şöyle demiştir: "Ki sen de biz de caymayalım" yani bu vaade muhalefet etmeyelim. Vaade muhalefet ise, bir şeye söz verip onu yerine getirmemek demektir, el-Cevherî dedi ki: Mîâd, vaidleşmek, vaidleşme zamanı, vaidleşme yeri demektir. "Mev'id" de böyledir.

Ebû Ca'fer İbnu'l-Ka'kâ", Şeybe ve el-A'rec -caymayalım, ona muhalefet etmeyelim anlamındaki kelimeyi- cezm ile; şeklinde ve "belirle" fiilinin cevabı olarak okumuşlardır. Bunu merfu olarak okuyanlara göre bu kelime, "mev'id: buluşma yer ve zamanı"nın sıfatıdır. İfadenin takdiri de: Caymanın söz konusu olmadığı bir va'de, sözleşiten yer ve zaman, demek olur,

"Düz ve geniş bir yer olsun" âyetindeki "suvâ: Düz ve geniş" kelimesini İbn Amir, Âsım ve Hamza, "sin" harfini ötreli olarak, diğerleri ise esreli olarak (sivâ şeklinde) okumuşlardır. Bunlar da iki ayrı söyleyiştir. "Tuvâ ve Tivâ" gibi. Ebû Ubeyd ile Ebû Hâkim, "sin" harfinin esreli okunuşunu tercih etmişlerdir, çünkü üstün ve'fasih olan söyleyiş budur. en-Nehhâs da: Esreli okuyuş daha çok bilinen ve meşhur olan bir söyleyiştir, der. Bununla birlikte hepsi de "vav" harfini tenvinli okumuşlardır. el-Hasen'den de böyle rivâyet edilmiştir. Yine ondan farklı olarak "sin" harfini ötreli, fakat "vav" harfini tenvinsiz okuduğu da rivâyet edilmiştir.

Bunun manası hususunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre; bu yerden başka bir yer, demektir. Bu açıklamayı el-Kelbî yapmıştır. Bir diğer görüşe göre şu demektir: Herkesin bizim açıkça ortaya koyduğumuzu, açık-seçik bir şekilde görebilecekleri düz bir yer, demektir. Bu açıklamayı da İbn Zeyd yapmıştır. İbn Abbâs ortalama bir yer, Mücahid insafla belirlenmiş bir yer diye açıklamışlardır. Yine Mücahid ve Katade'den, bizimle senin aranda âdil bir yer olsun, diye açıkladıkları nakledilmiştir.

en-Nehhâs dedi ki: Tefsir âlimleri bu kelimenin adaletli ve insaflıca bir yer anlamında olduğunu söylemişlerdir. Bu da güzel bir açıklamadır. Sîbeveyh dedi ki: Sivâ ve süvâ adaletli, âdil demektir. Yani İnsaflıca belirlenmiş, iki yer arasında adaletli olan bir yer anlamında olur. Bu tabirin aslı ise med ile; "(..........): Evin ortasında oturdu" ifadesinden alınmıştır. Herşeyin vasatt ise onun en mutedil, en iyi yeri demektir. Hadiste de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın:

"Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık," (el-Bakara, 2/143) âyetini "adlen (en mutedil) demektir" diye açıkladığı rivâyet edilmiştir. Tirmizî, Tefsir 2. sûre 8; Müsntsd, III, 9, 32.

Şair Züheyr şöyle demiştir:

"Bize zillet ve zulmün olmadığı bir yol gösterin ki,

Bu da bizim aramızda adaletli bir çözümü göstersin."

Ebû Ubeyde ve el-Kutebî iki kesim arasında vasat (adaletli bir yer) demektir, diye açıklamışlardır. Ebû Ubeyde, Mûsa b. Cabir el-Halefî'nin şu beyitini zikretmektedir:

"Bizim atamız Kays yani Kays-ı Aylan ile el-Fizr arasında

Ortada (sevâ) bir yerde konaklamıştı."

Sözü edilen "el-Fizr" Sa'd b. Zeyd-i Menat b. Temim'dir.

el-Ahfeş dedi ki: "Süvâ, sivâ" eğer "gayr: başka, dışında..." yahut ta âdil ve mutedil anlamında kullanılır ise; üç türlü söylenişi vardır. Şayet "sin"i ötreli yahut esreli söyleyecek olursak, bu sefer her iki söyleyişte de kasr ile okunur. Eğer üstün okursak med ile okunur. Buna göre "şiven ve süven" denilirken "seva" denilir. Bu da iki kesim arasında adaletli ve vasat anlamındadır. Mûsa b. Câbir dedi ki:

"Biz atamızı öyle bir yerde konaklamış bulduk ki..."

diyerek (az önce zikrettiğimiz) beyti zikreder.

"Düz ve geniş (süva) bir yer" in, orta yollu bir yer anlamında olduğu da söylenmiştir. Bu görüşün sahibi (delil olarak) şu beyiti zikretmektedir:

"Eğer benim sevdiğim temenni etse, benden başkasına yönelmez,

Yahut ben temenni edecek olsam, ondan başkasına yönelmem."

Senden başka bir adama uğradım, denilirken; şeklinde her üç türlü söyleyiş de kullanılabilir. İki kişi için; "Onlar bu işte eşittirler" denilebileceği gibi; de denilebilir. Çoğul için tekil şekli medli olarak kullanıldığı gibi; diye de çoğulu kullanılabilir. Kıyas dışı olmak üzere; "Onlar birbirlerine eşittirler" denilmektedir.

"(.........): Yeri" kelimesi "belirle" anlamı verilen; fiilinin ikinci mef'ûlüdür. "Mev'id: Buluşma yer ve zamanı" kelimesinin mef'ûlü yahut zarfı olarak mansub kabul edilmesi uygun değildir. Çünkü bu kelime sıfat almış bulunmaktadır. Fiiller gibi amel eden isimler ise sıfat alır yahut küçültme ismi yapılacak olurlarsa artık fiile benzeyiş özellikleri ortadan kalkmış olacağından amel etmeleri uygun durmaz. Bunun ikinci mef'ûlün yerini tutan bir zarf olarak kabul edilmesi de uygun değildir. Çünkü "mev'id" kelimesinden sonra eğer bir zarf gelecek olursa, Araplar onu zarflarla birlikte gelen mastarlar gibi değerlendirmezler. Aksine bu konuda isi geniş tutarlar.

58 ﴿