63Dediler ki: "Bu ikisi gerçekten sihirbazdır. Sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan bu yolunuzu yok etmek istiyorlar. "Bu İkisi Gerçekten Sihirbazdır" Âyetinin Okunuşu Ve Dilcilerin Açıklamaları: Yüce Allah'ın: "Bu İkisi gerçekten sihirbazdır" âyetini Ebû Amr; diye okumuştur. Bu kıraat Osman, Âişe (Allah ikisinden de razı olsun) ve onlardan başka sahabilerden de rivâyet edilmiştir. el-Hasen, Saîd b. Cübeyr, İbrahim en-Nehaî ve başka tabiîler de böyle okumuştur. Kıraat âlimlerinden Îsa b. Ömer ve Âsım el-Cahderî -en-Nehhâs'ın naklettiğine göre de böyle okumuşlardır. Böyle bir kıraat i'raba uygun olmakla birlikte, Mushaf'a muhaliftir. ez-Zührî, el-Halil b. Ahmed, el-Mufaddal, Eban. İbn Muhaysın, İbn Kesîr ve Hafs'ın rivâyetine göre Âsım ise; şeklinde "nun" harfini şeddesiz olarak ve; "İki sihirbazdır" diye okumuşlardır. İbn Kesîr ise; "Bu ikisi" lâfzının "nûn'unu şeddeli okumuştur. Bu şekildeki kıraat hem Mushaf'a muhalif olmaktan, hem i'rab bakımından yanlışlıktan kurtuh muştur. Bu da; bu ikisi ancak iki sihirbazdır, demek olur. Medineliler ve Kûfeliler ise "nûn" harfini şeddeli olarak; şeklinde ve; diye okumuşlar, Ancak bu okuyuşlarıyla Mushaf'a uygun okurlarken, i'raba muhalefet etmişlerdir. en-Nehhâs dedi ki; Bunlar İmâmlardan belli bir çoğunluğun rivâyet etmiş olduğu üç ayrı kıraattir. Abdullah b. Mes'ûd'dan; "Bu ikisi ancak iki sihirbazdır" şeklinde okuduğu rivâyet edilmiştir. el-Kisaî de Abdullah'ın kıraatinin; şeklinde "lâm"sız olduğunu söylemiştir. el-Ferrâ' da Ubeyy'in kıraatinin; şeklinde olduğu söyler. İşte bunlar da tefsir olarak değerlendirilecek farklı üç ayrı kıraattir. Hatları Mushaf'a uygun olmadığından dolayı bu şekilde okumak câiz değildir. Derim ki: İlim adamlarınsn, Medine ve Kûfelilerin kıraati ile ilgili olarak altı görüş vardır. Bunları İbnu'l-Enbarî "Kitabu'r-Red" adlı eserinde, en-Nehhâs da "Irabu'l-Kur'ân" adlı eserinde, el Mehdevî de Tefsir'inde zikretmişlerdir. Onlardan başkaları ise; bu açıklamaları naklederken birinin sözünü diğerininkine karıştırmıştır. Ancak böyle bir kıraati bazıları da hatalı görmüşler. O kadar ki Ebû Amr; Ben; diye (Medineliler ile Kûfeliler gibi) okumaktan Allah'tan haya ederim, demiştir. Urve, Âişe (radıyallahü anha)dan rivâyet ettiğine göre ona şöyle soruldu: Yüce Allah; "Fakat onlar arasında ilimde yüksek bir dereceye erenler" (en-Nisa, 4/162) diye buyurduktan sonra; "Namaz kılanlar" denilmistir. Burada- "Namaz kılanlar" anlamındaki lâfzın "el-mukîmın" şeklinde değil de "el-mukîmûn" şeklinde olması gerektiğine işaret ediyor. el-Mâide Sûresi'nde de: "îman edenlerle, Yahûdiler ve Sâbiî'ler..." (el-Mâide, 5/69) denilmiş Burada da "Sâbiler" anlamındaki "es-Sâbiûn" yerine, "es-Sâbiîn" şeklinde olması gerektiğine işaret ediyor. "Ve: "Bu ikisi gerçekten sihirbazdır" Burada da "bu ikisi" anlamındaki "hâzâni" lâfzının "bu kıraate göre) "hâzeyni" şeklinde olması gerektiğine işaret ediyor. diye buyurulmuştur. Bu konuda ne dersin? şu cevabı verdi: Ey kizkardeşimin oğlu! Bu katibin bir yanlışlığıdır Merhum Kurtuhî'nin Tefsirine yazdığı "Mukaddime’ye: "Kur'ân'da Eksiklik Vardır, Diyenlere Reddiye" (Tercüme, I, 192 vd.) başlığına ve Suyuti, et-îtkan, I, 239 vd.na bakınız. Osman b. Affan (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: Mushafta lahn vardır. (Arap dil kurallarına aykırı yazımlar vardır.) Araplar dilleriyle bunu düzelteceklerdir. Hazret-i Osman'dan böyle bir rivâyet, sahih olarak gelmemiştir. Çünkü isnadı hem zayıf, hem munkatı", hem de muzdaribtir... (Süyûtî, el-İtkân, I, 239; ayrıca bk. Kurtubî, Mukaddime, anılan başlık). Eban b. Osman da şöyle demiştir: Ben bu âyeti babam Osman b. Affan'ın huzurunda okudum, bu bir lahn ve bir hatadır, dedi. Bu sefer birisi ona: Niye onu değiştirmiyorsun? deyince, o da: Onu bırakın dedi. Çünkü helali haram kılmıyor, haramı da helal kılmıyor, dedi. Bu husustaki altı görüşten ilkine göre el-Haris b. Ka'boğullarının ve Zebid, Has'am ve Kinane b. Zeyd'in lügati (şivesi) olduğu şeklindedir. Onlar tesniyenin refini de, nasbini da, cer'ini de "elif ile yaparlar ve (şu üç hale birer örnek olmak üzere mesela) şöyle derler; "İki Zeyd geldi, iki Zeyd'i gördüm, iki Zeyd'e uğradım." Yüce Allah'ın önceden geçtiği gibi (Yûnus, 10/16. âyetin tefsirinde): "Onu size bildirmezdi" (Yûnus, 10/16) âyetinde böyledir, el-Ferrâ' da, -ve ben kendisinden daha fasih bir kimse görmedim dediği Esedoğullarından bir adama ait şu beyiti nakletmektedir: "Tıpkı yılanın çenesini kapatması gibi, o da çenesini kapattı ve eğer yılan, Dişlerini geçirmek için uygun bir yer bulursa sonuna kadar batırır ve asla bırakmaz." Burada şair açıklanmakta olan hususa uygun olarak İinâbeyhi" demesi gerekirken; "ya" ile değil de "elif" ile bu kelimeyi kullanmıştır. Araplar: "Ellerini kırdım ve üstüne bindim" ifadelerini; anlamında (yani "ya" ile kullanmalan gerekirken "elif ile) kullanırlar. Şair der ki: "Bizden azık olarak iki kulağı arasında bir darbe aldı. Bu darbe de onu, ardı arkası kesilmiş olarak toz-toprağa buladı." Bir başka şair de şöyle demektedir: "Onlar onun üstüne uçtular, sen de onun üstüne uç." Burada; demesi gerekirdi. Bir başka şair de şöyle demektedir: "Şüphesiz onun babası ve babasının babası, Şerefte en ileri dereceye ulaştılar." Burada da; demiş gibidir. Ebû Ca'fer en-Nehhâs dedi ki: Bu açıklama âyet-i kerîme ile ilgili yapılmış açıklamaların en güzelidir. Çünkü bu şekildeki kullanım bilinen bir kullanımdır. İlim ve emanetine güvenilir kimseler de nakletmiş bulunmakladır ki, Ebû Zeyd el-Ensarî bunlardan birisidir. Şu sözler de onundur; Eğer Sîbeveyh: Bana kendisine güvendiğim kişi anlattı, diyecek olursa, beni kastetmektedir. Yine Ebû'l-Hattab el-Ahfeş de bu kullanımı nakletmiş bulunmaktadır ki; bu da dilin önderlerinden birisidir. el-Kisaî de el-Ferrâ' da dahil hepsi: Bu el-Haris b. Ka'boğullarının şivesidir, demişlerdir. Ebû Ubeyde de Ebû'l-Hattab'dan bunun Kinaneoğullarının şivesi olduğunu nakletmektedir. el-Mehdevî der ki: Ondan başkası bunun Has'amlıların bir şivesi olduğunu nakletmektedir. en-Nehhâs dedi ki: Bu hususta en açık ifade Sîbeveyh'in şu görüşüdür; Şunu bil ki sen tekil olan bir kelimeyi tesniye yapacak olursan, ona iki şey ziyade edersin. Bunlardan birisi harf-i meddir, diğeri de harf-i lîndir. îrab harfi de budur. Ebû Ca'fer dedi ki; Sîbeveyh'in: "İ'rab harfi de budur" demiş olması kelimenin aslının değişmemesini gerektirir. Buna göre: "Bu ikisi" ifadesi onun kabul ettiği bu asıl kaideye göre gelmiş olmaktadır, bunu bilelim. Nitekim yüce Allah: "Şeytan onlara galip ve üstün geldi" (el-Mücadele, 58/19) diye buyurmuş; şeklinde kullanmamıştır. Bu şekilde gelmesi kelimenin aslına delâlet etmesi içindir. Aynı şekilde burada "Bu ikisi gerçekten sihirbazdır" âyeti da böyledir. Eğer önder dil bilginleri bu şiveyi rivâyet etmiş iseler, herhangi bir kimse böyle bir kıraati de inkâr etmeyi aklından geçiremez. İkinci görüşe göre buradaki; "(........): Muhakkak ki, gerçekten" kelimesi; "Evet" anlamındadır. Nitekim el-Kisaî, "Âsım'dan şöyle dediğini nakletmektedir: Araplar bazen "muhakkak" edatını "evet" anlamında kullanırlar. Sîbeveyh de bunun yine "evet" anlamında kullanıldığını nakletmektedir. Muhammed b. Yezid ile Kadı İsmail b. İshak da bu görüşü kabul ediyorlardı. en-Nehhâs dedi ki; Ben de Ebû İshak ez-Zeccâc ile Ali b. Süleyman'ın bu görüşü kabul ettiklerini gördüm. ez-Zemahşerî dedi ki: Ebû İshak ayrıca bu görüşü beğenirdi. en-Nehhâs dedi ki: Bize Ali b. Süleyman da anlattı dedi ki: Bize Abdullah b. Ahmed b. Abdi's-Selam en-Neysaburî anlattı. Daha sonra da burada sözünü ettiğim Abdullah b. Ahmed ile karşılaştım, o bana anlattı dedi ki: Bana Umeyr b. el-Mütevekkil anlattı. Bize Haris b. Abdu'l-Muttalib oğullarından Muhammed b. Mûsa en-Nevfel", anlattı, dedi ki: Bize Ömer b. Cumey' el-Kûfî, Ca'fer b. Muhammed'den anlattı. Ca'fer, babasından o, Ali b. el-Huseyn'den, o babası (el-Huseyn)den, o Ali b. Ebî Tâlib'den -Allah hepsinden razı olsun- dedi ki: Ben, Rasûllullah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı minberi üzerinde; "Muhakkak (evet), hamd yalnız Allah'ındır, O'na hamdeder ve O'ndan yardım dileriz" dedikten sonra da: "Ben bütün Kureyşlilerin en fasih konuşanıyım. Benden sonra fasih kişi de Eban b. Said b. el-Âs'dır" dediğini sayamayacağım kadar çok duymuşumdur. Ebû Muhammed el-Haffâf dedi ki; Umeyr dedi ki: Arap dili bilginleri ve nahiv bilginlerine göre bunun irabı "Şüphesiz ki hamd, yalnız Allah'ındır" şeklinde nasb iledir. Ancak Araplar; Muhakkak, şüphesiz" edatını; "Evet" anlamında da kullanırlar. Bununla, Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sanki; "Evet, hamd Allah'a mahsustur" demek istemiş gibidir. Çünkü cahitiye dönemi hatibleri hutbelerine "neam: evet" diyerek başlarlardı. Şair de bu edatı "neam: evet" anlamında şöylece kullanmaktadır: "Sen sözünde durmadın dediler, ben de: Evet belki de, dedim, Sözünde durmayan kimse yücelere ulaşır ve susamışın yüreğine su serper." Abdullah b. Kays er-Rukayyât da şöyle demektedir: "Sabahın erken vaktinde genç kızlar. Beni kınıyorlar, ben de kınıyorum onları. Diyorlar ki; saçların ağarmış bulunuyor, Ve yaşlandın, ben de onlara: Evet öyledir, dedim." Buna göre şanı yüce Allah'ın: "Bu ikisi gerçekten sihirbazdır" âyetinin: Evet, bunların ikisi sihirbazdır" anlamında olması ve bu edatın ismini nasb etmemesi mümk'ndür. en-Nehhâs dedi ki: Bana; Dâvûd b. el-Heysem nakletti, dedi ki: Bana Sa'leb şu beyti nakletti: "Ah, keşke bilseydim! Sevenin yüreğini yakan Onların aşklarından bir şifa var mıdır? Evet, o kavuşmadır." en-Nehhâs dedi ki: Bu güzel bir görüştür. Ancak bir husus var. O da şudur; "Evet, Zeyd çıkmaktadır" denilir ve hemen hemen burada (âyet-i kerîmede olduğu gibi değil de) "lâm" hiç kullanılmaz. Eğer nahivciler bu konuda söz söylemiş ve: Burada "lâm"ın takdimi niyet edilir demirlerse, (buna diyecek bir itiraz kalmaz.) Nitekim şair şöyle demiştir: "Dayım şüphesiz ki sensin, kimin dayısı Carîr olursa, Yücelere nail olar ve o da dayılarına ikramda bulunur.' Bir başka şair de şöyle demektedir: "Ummul-Huleys oldukça yaşlı bir koca-karıdır. Koyunun boyun kemiğine dahi razı olur." Burada birinci beyitte "dayım" kelimesinin, ikinci beyitte "Ummu'l-Huleys" kelimesinin başında "lâm" harfi gelmesi gerekirken, bir sonraki kelimeye getirilmiştir. ez-Zeccâc dedi ki: Bu âyet-i kerîmede bu âyet; Köşeli parantez içindeki ifadeler, el-Ferrâ', Menâni'l-Kur'ân, II, 184’deki ifadeleri esas alınarak tercüme edilmiştir. Bu ikisi gerçekten şüphesiz sihirbazdır" takdirinde olup daha sonra mübtedâ hazfedilmiştir. el-Mehdevî dedi ki: Ancak Ebû Ali ile Ebû’l-Feth Osman b. Cinnî bunu kabul etmemişlerdir. Ebû'l-Feth dedi ki: Burada hazfedildiği belirtilen: "İkisi" anlamındaki zamir marife olmadıkça hazfedilmez. Marife olduğu takdirde de marife oluşu sebebiyle "lâm" ile te'kid edilmesine ihtiyaç kalmaz. Müekkedin hazfedildikten sonra te'kid edenin bırakılması da uygun bir şey değildir. Üçüncü görüşü el-Ferrâ' kabul etmiş olup şöyledir: Ben buradaki ("Hazâ": Bu" lâfzındaki "elifin bir destek (deâme) olduğu görüşündeyim. iTesniye yapılınca ona bir nûn ilâve edip nûn, hiçbir şekilde ortadan kalkmaksızın olduğu haliyle bırakılmıştır. Tıpkı Arapların: O kimse ki... diyerek, daha sonra çoğula delâlet eden bir "nûn" ilâve edip]: Köşeli parantez içindeki ifadeler, el-Ferrâ', Menâni'l-Kur'ân, II, 184’deki ifadeleri esas alınarak tercüme edilmiştir. "Yakında bulunan kimseler bana geldi, yanında bulunan kimseleri gördüm, yanında bulunan kimselere uğradım" dedikleri gibi. Dördüncü görüş; bazı Kûfelilerin görüşüdür. Buradaki "elif deki "elife benzer. Bu "elif değişmez. Beşinci görüş: Ebû İshak dedi ki: Eski nahivciler buradaki "he'nın gizlenmiş olduğunu söylerler. Yani; "Gerçek şu ki bu ikisi sihirbazdır" demektir. İbnu'l-Enbârî dedi ki: "İnne"nin nasbettiği "ne" harfi gizlendikten sonra artık "bu ikisi" anlamındaki kelime "inne"nin haberidir. "İki sihirbazdır" anlamındaki kelimenin de gizli olan "ikisi" anlamındaki zamir merfu olmasını sağlamaktadır. İfadenin takdiri de; şeklinde olup: "Gerçek şu ki; bu ikisi şüphesiz iki sihirbazdırlar" demektir. Bu şekilde cevap verenlerin görüşüne göre daha uygunu "he"nin, "inne"nin ismi oluşu "bu ikisi" anlamındaki zamirin mübteda olarak merfu gelişi, ondan sonrasının da mübtedânın haberi olduğudur. Altıncı görüş: Ebû Ca'fer en-Nehhâs dedi ki; Ben Ebû'l-Hasen b. Keysân'a bu âyete dair soru sordum, dedi ki: Dilersen sana nahivcilerin cevabı gibi cevap veririm, dilersen kendi görüşümü belirterek cevap veririm. Ben ona: Kendi görüşünle cevap ver, dedim. Bana dedi ki: Bana İsmail b. İshak bu âyet hakkında soru sordu, ona şöyle dedim: Benim kabul ettiğim görüşe göre "haza; bu" şekli hem ref, hem nasb, hem cer hallerinde aynı kaldığına; tesniyenin de müfredi değiştirmemesi gerektiğine göre; ben de tesniyeyi tekil gibi kabul ettim. Bana dedi ki: Bu ne kadar güzel bir görüştür; ama keşke bir de senin bu görüşüne ışık tutması açısından senden önce birisi bu görüşü söylemiş olsaydı. İbn Keysan dedi ki: Ben de ona dedim ki: Kadı da (ki İbn Keysan'a soru soran İsmail b. İshak'ın kendisidir) bu görüştedir. Ve onun görüşü benim görüşüme ışık tutar dedim, o da gülümsedi. "Sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve sizin en güzel olan bu yolunuzu yok etmek istiyorlar" sözleri, Fir'avun'un büyücülere söylediği sözlerindendir. Yani bunların maksatları sizin izlemekte olduğunuz dininizi bozmaktır. Nitekim Fir'avun'un söylediği bize nakledilmiş bulunan şu sözleri de bu kabildendir: "Çünkü ben onun dininizi değiştirmesinden yahut yerde bozgunculuk çıkarmasından korkuyorum.” jitdj (Mü’min, 40/26) "Filanın yolu (tarikatı) güzeldir" denilir, bu (taponun gidişi güzeldir demektir. Yine "bir kavmin izlediği yol, söyledikleri sözlerin en değerlisidir" denilmiştir. "İşte yolunu (tarikatını) izlemeleri gereken ve kendisine uymaları gereken kişi budur" sözü de bu kabildendir. Âyetin anlamı şudur: Bunlar sizin ileri gelenlerinizi, sizin başınızda bulunanları kendilerine doğru çekerek, kendi yollarından götürmek istiyorlar yahut da en ideal insanlar olan İsrailoğullarını alıp götürmek istiyorlar. Çünkü her ne kadar onlar sizin hizmetiniz altında bulunuyor iseler de, nesebleri peygamberlere kadar ulaşmaktadır. Ya da: Bunlar sizin yolunuzu izleyen insanları alıp götürmek istiyorlar, anlamında olup muzaf hazfedilmiş olabilir. "el-Müslâ: En güzel" kelimesi "el-emset"in müennesidir. Nitekim el-efdalın müennesi olarak el-fudlâ denilmesi de böyledir, "Tarikat" kelimesinin müennes getirilmesi de lâfza binaendir. Bununla erkekler kastedilse bile. Müennesliğin çoğul olması dolayısıyla bu şekilde gelmiş olması mümkündür. el-Kisaî dedi ki: "Sizin yolunuz" yani sizin sünnetiniz, gitmekte olduğunuz yol demektir. "el-Müslâ: En güzel" ise bir sıfattır. "Yaşlı kadın" demek kabildendir. Araplar da hidayeti ve dosdoğru yolu kastederek; Filan kişi en güzel olan yol (et-tarîkatu'l muslâ) üzeredir, derler. |
﴾ 63 ﴿