72

Dediler ki: Bize gelen apaçık delillerle ve bizi yaratana seni üstün tutmayız. Ne hüküm vereceksen ver sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin.

Büyücüler

"dediler ki: Bize gelen apaçık delillerle ve bizi yaratana seni üstün tutmayız" tercih etmeyiz.

İbn Abbâs dedi ki: Bununla kendilerine gelen kesin bilgi ve yakîni kastetmişlerdir. İkrime ve başkaları da şöyle dediler: Onlar secdeye kapandıklarında yüce Allah cennetteki yerlerini kendilerine gösterdi. İşte bundan dolayı Fir'avun'a "seni üstün tutmayız" dediler. Fir'avun'un hanımı: Kim galip geldi? diye soruyordu. Ona: Mûsa ve Harun galip geldi, denilince o da: Ben de Mûsa ve Harun'un Rabbine Îman ettim, demişti. Fir'avun una adamlarını gönderdi ve şu talimatı verdi; En büyük ve yüksek kayayı bulunuz, eğer inancını sürdürecek olursa o kayayı onun üzerine bırakınız. Yanına vardıklarında başını kaldırıp semaya baktı, cennetteki yerini gördü ve inancını dile getiren ifadelerini sürdürdü, ısrar etti. Bu esnada da ruhu kabz edildi, cesedinde ruh olmadığı halde kayayı üzerine bıraktılar,

Şöyle de denilmiştir: Büyücülerin önde gelen kimseleri Mûsa'nın asasını, neler yaptıklarını görünce güvendiği bir kimseye şunları söyledi: Şu yılana bak, korktu mu korkmadı mı, eğer korkarsa cinlerdendir, şayet korkuya kapılmayacak olursa kendisinin bilgisinden hiçbir beşeri eserin kaybolmadığı mutlak yaratıcının bir takdiridir. O güvendiği şahıs: Hayır hiç korkmadı deyince, sihirbazların ileri gelenleri: Ben Harun'un ve Mûsa'nın Rabbine îman ettim, dedi.

"Ve bizi yaratana" anlamındaki âyet, yüce Allah'ın:

"Bize gelen apaçık delillere" âyetine atfedilmiştir. Yani biz seni ne bize gelen apaçık delillere tercih ederiz, ne de bizleri yaratana üstün tutarız.

Bu âyetin bir yemin olduğu da söylenmiştir; yani Allah'a yemin olsun ki seni.,. üstün tutmayız.

"Ne hüküm vereceksen ver" yani vereceğin hüküm ne ise onu ver.

"Vereceğin hüküm ne ise" âyetindeki; "Ne" fiil ile beraber geldiği vakit, mastar durumunda olan değildir. Çünkü o fiillere muttasıl gelir, bu ise mübtedâ ve haberin başına gelmiştir.

İbn Abbâs dedi ki: Sen ne yapacaksan onu yap demektir. Vereceğin hüküm her ne ise -yanı ellerin ayakların kesilmesi ve hurma dallarına asılması hükmünü- ver, diye de açıklanmıştır. "Hüküm vereceksen" kelimesinin sonunda "ya" harfinin vasl halinde hazfedilmesinin sebebi (bu harfin) sakin oluşu ve tenvinin de sakin oluşudur. Sîbeveyh ise vakf halinde bu kelimede "ya" harfinin okunmasını tercih etmiştir. Çünkü artık iki sakin illeti ortadan kalkmış olur.

"Sen ancak bu dünya hayatında hükmedersin." Yani senin vereceğin emirler ancak dünya hayatında geçer. "Dünya hayatı" anlamındaki terkip zarf olarak mansub gelmiştir. Yani sen ancak bu dünya hayatındaki meta ile ilgili olarak hüküm verebilirsin, yahut sen bu dünya hayalı süresince hüküm verebilirsin, anlamında olup mef'ûlün hazfedildiği kabul edilebilir.

İfadenin takdiri şöyle de olabilir: Sen ancak bu dünya hayatının işleri hakkında hüküm verirsin. Bu durumda "hayat': kelimesi mef'ûl olarak nasb edilmiş olur, "mâ" da kendisinden önce gelen: "İnne"nin amelini önleyen (kâffe) olur.

el-Ferrâ' ise merfu okumayı câiz kabul etmiştir. Ancak buradaki "mâ"nın ism-i ınevsul kabul edilmesi ve "hükmedersin" anlamındaki fiilin sonundaki "he" zamirini hazfedip daha sonra: "Bu dünya hayatı" terkibini de merfu kabul etmek mümkündür.

72 ﴿