87

Dediler ki: "Biz kendi güç ve isteğimizle vaadine muhalefet etmedik. Fakat kavmin süs eşyasından İğreti aldığımız ağırlıklar yüklenmiştik de onları attık. Sâmirî de böylece attı."

"Dediler ki: Biz kendi güç ve isteğimizle vaadine muhalefet etmedik" âyetindeki:

"Kendi güç ve isteğimizle" lâfzı Nâfi', Âsım ve Îsa b. Ömer tarafından "mim" harfi üstün olarak okunmuştur. Mücahid ve es-Süddî, "kendi güç ve takatimizle" demektir diye açıklamışlardır. İbn Zeyd de şöyle açıklamıştır: Biz kendimizi tutamadık, yani buna mecbur kaldık.

İbn Kesîr, Ebû Amr ve İbn Âmir ise bu kelimeyi "mim" harfini esreli olarak okumuşlardır. Ebû Ubeyd ve Ebû Hatim de bunu tercih etmişlerdir. Çünkü üstün şive budur. Bu da; "Bir şeye malik oldum, malikim" fiilinin mastarıdır, Burada mastar faile izafe edilmiş, mef'ûl de hazfedilmiştir. Şöyle denilmiş gibidir: Biz kendi imkanlarımızla doğruya muhalefet etmedik, aksine hata ettik. Bu onların hata ettiklerini itiraftır.

Hamza ve el-Kisaî ise "mim" harfini ötreli olarak okumuşlardır ki; bu da, biz kendi otoritemiz ve sultamızla... anlamındadır. Yani bizler hiçbir şeye malik değildik ki sana vermiş olduğumuz söze muhalefet etmiş olalım.

Diğer taraftan şöyle denilmiştir: Yüce Allah'ın:

"Dediler ki" âyeti umumî olmakla birlikte, maksad özel kimselerdir. Yani Mûsa, Tur'dan kendilerine geri dönünceye kadar Allah'a itaat üzere sebat eden kimseler: "Biz kendi güç ve isteğimizle vaadine muhalefet etmedik" dediler. Bunlar onikibin kişi idiler, bütün İsrailoğulları ise toplam akıyüzbin kişi idi.

"Fakat kavmin süs eşyasından iğreti aldığımız ağırlıklar yüklenmiştik de onları attık" âyetinde ki: "Yüklenmiştik" anlamındaki kelimenin "ha" harfi ötreli, "mim" şeddeli ve esrelidir. Nâfi', İbn Kesîr, İbn Âmir, Hafs ve Ruveys böyle okumuşlardır. Diğerleri ise her iki harfi de üstün ve şeddesiz okumuşlardır. Ebû Ubeyd ve Ebû Hatim bu okuyuşu tercih etmişlerdir. Çünkü onlar kavmin süs eşyalarım beraberlerinde taşıyıp getirmişler, bunları zorla taşımamışlardır.

Mûsa (aleyhisselâm) İle beraber çıkmayı istediklerinde Kıptîlerden süs eşyalarını iğreti olarak almışlardı. Bir bayramları yahut bir ziyafetleri dolayısıyla toplantıya gidecekleri izlenimini vermişlerdi.

Şöyle de açıklanmıştır: Bu onların Fir'avun hanedanından deniz kendilerini sahile attığı vakit aldıkları şeylerdi. Bunlara "ağırlıklar (evzâr)" deniliş sebebi bunların hepsinin günah oluşlarıdır. Yani bunları almak kendilerine helâl değildi, ganimet onlara helâl kılınmamıştı. Aynı şekilde dilde de "evzâr" ağırlıklar, ağır yükler demektir.

"... onları attık" yani beraberimizde bulunan süs eşyalarını taşımak bize ağır geldi. Biz de erisinler diye onları ateşe bıraktık.

Şöyle de açıklanmıştır: Biz geri dönüp bu hususta görüşünü açıklayasın diye onları Sâmirî'ye attık.

Katade dedi ki: İsrailoğulları, Mûsa (aleyhisselâm)’ın geciktiğini görünce Sâmirî kendilerine şöyle dedi: Onun size geri dönüşünün gecikmesinin sebebi, yanımızda bulunan süs eşyalarıdır. Bunun üzerine bütün bu süs eşyalarım toplayıp Sâmirî'ye verdiler. O da bunları alıp ateşe attı ve bunlardan kendilerine bir buzağı yaptı. Sonra da o buzağının üzerine elçinin -ki Cibril (aleyhisselâm)dir- atının ayağının izinden bir avuç bıraktı.

87 ﴿