88Onlara böğüren bir buzağı heykeli yaptı. Dediler ki: "Bu sizin de ilâhınızdır, Mûsa'nın da İlâhıdır, o unuttu." Ma'mer dedi ki: Cibril (aleyhisselâm)ın üzerinde bulunduğu at, hayatın kendisi idi. O bakımdan bu aldığı avucu buzağının üzerine bırakınca, hemen böğürtüsü olan bir buzağı heykeline dönüşüverdi. İbn Abbâs dedi ki: Süs eşyaları ateşte eriyince, Sâmirî geldi ve Harun'a: Ey Allah'ın peygamberi, ben de elimde olanı bırakayım mı? -O da Sâmirî'nin de diğerleri gibi süs eşyası getirmiş olduğunu zannediyordu.- Sâmirî erimiş süs eşyası arasına o toprağı attı ve böğürtüsü olan bir buzağı ol dedi, dediği gibi oldu. Buna sebeb ise sınamak ve denemekti. Bu buzağı tek bir defa böğürdü ve daha sonra onun gibi de boğürmedi. Bir diğer açıklamaya göre onun böğürüp ses çıkarması, rüzgar ile oluyordu. Çünkü o bu buzağıda bir takım delikler yapmıştı. Rüzgar onun içine girdi mi ses çıkarıyordu; canlı değildi. Bu da Mücahid'in görüşüdür. Birinci görüşe göre etten, kemikten bir buzağı olmuştur. Bu da el-Hasen, Katade ve es-Süddî'nin görüşüdür. Hammâd , Simâk'dan o Said b. Cubeyr'den, o da İbn Abbâs'tan rivâyete göre İbn Abbâs şöyle demiş: Harun buzağıyı yapmakça olan Sâmirî'nin yanından geçti. Bu nedir? diye sordu. O da: Bu fayda verir ve zarar vermez demişti. Bunun üzerine Allah'ım ona nefsinde olana uygun olmak üzere Senden istediğini ver, dedi. Bunun üzerine Sâmirî de: Allah'ım, Senden bunun böğürmesini dilerim, dedi. Buzağı böğürdüğü vakit secdeye kapanıyorlardı. Bu böğürme de Harun'un yaptığı bu duadan dolayı olmuştu. İbn Abbâs dedi ki: Bu buzağı canlı bir buzağı imiş gibi böğürdü. Rivâyet edildiğine göre Mûsa (aleyhisselâm) şöyle demiş: Rabbina, şu Sâmirî beraberlerindeki süs eşyalarından böğürtüsü olan bir buzağı heykeli yaptı. Bu heykeli ve bu böğürtüyü yaratan kim? Şanı yüce ve mübarek olan Allah; Ben, diye buyurdu, Mûsa (aleyhisselâm) dedi ki: İzzetin, celâlin, yüceliğin, azametin ve saltanatın hakkı için senden başka kimse onları saptırmadı. Yüce Allah: "Ey hikmetliler hikmetlisi doğru söyledin" dedi... Bütün bunlar daha önceden el-A'raf Sûresi'nde (7/148. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. "Dediler ki: Bu sizin de İlâhınızdır, Mûsa'nın da ilâhıdır." Sâmirî ve ona uyanlar demektir. -Ki bunlar teşbihe meyilli kimseler idiler. Zira: "Onların nasıl tanrıları varsa sen de bize böyle bir tanrı yap." (el-A'raf, 7/138) demişlerdi, "O unuttu." Yani Mûsa bu konuda şaşırdı ve ilâhını gidip başka yerde aradı. Bulunduğu yeri bilemedi. Rabbine giden yolu da şaşırdı. Anlamının şöyle olduğu da söylenmiştir: Mûsa ilâhını burada bırakıp gitti; gidip başka yerde aradı. İsrail, Simâk'dan, o İkrime'den o da İbn Abbâs'dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Mûsa sizlere bunun kendisinin de ilâhı olduğunu söylemeyi unuttu, demektir. Buradaki hitabın Sâmirî hakkında bir haber olduğu da söylenmiştir. Yani Sâmirî Mûsa'nın kendisine emretmiş olduğu imanı terketti ve o bakımdan şaşırıp sapıttı. Bu açıklamayı İbnul-Arabî yapmıştır. Yüce Allah onların bu iddialarına karşı delil getirerek şöyle buyurmaktadır: |
﴾ 88 ﴿