96"Onların görmediklerini ben gördüm. Bunun için elçinin bastığı yerden bir avuç almıştım da onu bıraktım. Nefsim de bana böylece süsledi" dedi. "Dedi ki; Onların görmediklerini ben gördüm." Yani ben Cibril (aleyhisselâm)ı "ebedi" hayat atı üzerinde gördüm. Benim içimden de onun izinden bir avuç almak geçti. Ben bu aldığım avucu neye bırakırsam mutlaka onun canı, eti ve kanı olur. Onlar senden kendilerine bir tanrı yapmanı isteyince, benim nefsim de bana bu işi yapmayı güzel ve süslü gösterdi. Ali (radıyallahü anh) dedi ki: Cibril, Mûsa (aleyhisselâm)ı semaya yükseltmek üzere indiğinde, bütün insanlar arasından Sâmirî onu gördü. O da, o atın izinden bir avuç aldı. Sâmirî'nin şöyle dediği de söylenmiştir: Ben Cibril'i atının üzerinde gördüm. O gözün uzanabildiği en uzak noktaya kadar adımını atabiliyordu. Benim içimden onun izinden bir avuç almak geçti. Ben onu neyin üzerine bırakırsam hemen onun canı ve kanı olur. Şöyle de denilmiştir: O, Cibril'i indiği günü erkeği arzulayan cins bir kısrak üzerinde görmüştü. Denizden geçmek için de Fir'avun'un atlarının önünden gitmişti. Şöyle de denilmektedir: Sâmirî'nin annesi onu doğurunca Fir'avun öldürür korkusuyla bir mağaraya bırakmıştı. Cibril (aleyhisselâm) gelip Sâmirî'nin avucunu ağzına yerleştirdi. Böylelikle o bal ve süt emmeye başladı. Cibril zaman zaman onun yanına gider gelirdi, işte Cibril'i ta o zamandan tanıyordu. Bu anlamdaki açıklamalar daha önceden el-A'raf Sûresi'nde (7/148. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Yine denildiğine göre Mûsa (aleyhisselâm) birisi öküz, diğeri de at suretinde balmumundan İki heykelcik yapıp bunları Nil nehrine attığında, Yusuf (aleyhisselâm)ın kabrinin bulunmasını istemişti. Onun kabri Nil'de Ustan bir tabutun içersinde idi. Öküz bu tabutu boynuzu üzerinde taşıyarak getirmişti. İşte Sâmirî bu esnada Mûsa (aleyhisselâm)ın söylediği sözleri işitmişti. Mûsa (aleyhisselâm)ın söylediğini duyduğu bu sözleri tekrarladı ve elçinin atının bastığı yerden aldığı bir avucu da yaptığı buzağının içine yerleştirdi. Bunun üzerine de buzağı böğürmeye başladı. "Onların görmediklerini" anlamındaki âyeti Hamza, el-Kisaî, el-A'meş ve Halef muhatap kipi olarak "te" ile; "Sizin görmediklerinizi..." diye okumuşlardır. Diğerleri ise gaib kipi olarak "ya" ile ("Onların görmediklerini..." diye) okumuşlardır. Ubeyy b. Ka'b, İbn Mes'ûd, el-Hasen ve Katade noktasız olarak "sad" harfiyle; diye okumuşlardır. el-Hasen'den; kelimesini "kaf harfi ötreli ve "sad" harfi ile okuduğu rivâyet edilmiştir. Diğerleri ise: "Bir avuç almıştım" diye "dât" harfi ile okumuşlardır. Bu iki okuyuş arasındaki farka gelince, diğerlerinin okuyuşuna göre "avuçlamak (kabzetmek)" elin tamamıyla olur. "Sad" harfiyle (kabzetmek) ise parmak uçlarıyla yapılır. Mesela "ağzın tümüyle yakalamak" demek olan; lı) ile dişlerin uçları ile bir şeyi kesip parçalamak anlamına gelen; kelimeleri de bunlara benzemektedir. "Kaf" harfi ötreli olarak "kubda" ise kabzedilen miktar demektir. Bunu da el-Mehdevî zikretmektedir. el-Cevherî ise "sad" harfi ve "kaf" harfi ötreli olarak; kelimesinden söz etmeyip, sadece "kaf" harfi ötreli ve "dat" harfi ile söylenen; kelimesini kaydetmektedir ki; bu da eline avucuna aldığın herhangi bir şey demektir. Mesela-, "Ona bir avuç sevik yahut hurma verdi" denilir. "Kaf" harfinin üstün kullanıldığı da olur. "Kaf harfi esreli olarak ve "sad" harfi ile "el-kıbs" kelimesi ise çok sayıdaki insan demektir. Şair el-Kümeyt söyle demektedir: "Sizindir ziyaret olunan Allah'ın iki mescidi ve bir de çakıl taşları, Fakiriyle, zenginiyle yine onun çok sayıdaki insanları da." "...da onu bıraktım." Buzağının içine attım. "Nefsim de bana böylece süsledi." Bana bunu süslü gösterdi. Bu açıklamayı el-Ahfeş yapmıştır. İbn Zeyd dedi ki: İçimden böyle geçti, nefsim bana bunu telkin etti. İkisinin de anlamı birbirine yakındır. Mûsa ona: |
﴾ 96 ﴿