108

O günde davetçiye uyarlar. Hiçbir tarafa sapmayarak giderler. Rahmânın huzurunda sesler kısılmış olacak, kıpırdanan dudakların fısıltısından başkasını duyamayacaksın.

"O gün davetçiye" yani Sûr'a üfüreceği vakitte İsrafil (aleyhisselâm)a

"uyarlar. Hiçbir tarafa sapmayarak giderler." Yani ondan ayrı bir yere gitmezler. Bu da şu demektir: Onun çağrısından uzaklaşmazlar. Başka bir tarafa meyledip gitmezler. Aksine hızlıca ona doğru giderler ve onun bulunduğu yönden başka bir yöne sapmazlar. İlim adamlarının çoğunluğunun kabul ettiği görüş budur.

("Hiçbir tarafa sapmayarak giderler" anlamını verdiğimiz:) "Onun bir eğriliği yoktur" âyetinin yani İsrafil'in çağrısının bir eğriliği yoktur, anlamına geldiği de söylenmiştir.

Bir başka görüşe göre; onlar herhangi bir eğriliği olmayan bir şekilde davetçinin davetine tabi olurlar, demektir. Buna göre mastar gizlidir. Yani onlar davetçinin mahşere çağıran sesine uyarlar. Bunun bir benzeri de yüce Allah'ın şu âyetidir:

"Nida edenin yakın bir yerden sesleneceği güne kulak ver." (Kaf, 50/41) İleride gelecektir.

"Rahmân'ın huzurunda sesler kısık olacak." Yani orada sesler oldukça alçalmış ve âdeta sükûnet bulmuş olacak. İbn Abbâs'tan şöyle dediği nakledilmektedir: ez-Zübeyr'in (şehâdet) haberi ulaştığında Medine'nin Sûr'u ve o huşu duyan dağlar alçaldı.

Orada suskun her bir dil, ilâhî huzurun heybetinden susmuş olacaktır.

"Rahmân'ın huzurunda" demek, Ondan dolayı susacaktır, demektir.

"Kıpırdanan dudakların fısıltısından başkasını duyamayacaktır." Âyetindeki (fısıltı anlamı verilen): "el-Hems" gizli ses demektir. Bu açıklamayı Mücahid yapmıştır. İbn Abbâs'tan; gizli saklı ses demektir. el-Hasen ve İbn Cüreyc de şöyle demişlerdir: Bu mahşere doğru giderken ayakların çıkaracakları sestir. Şairin vecez veznindeki şu mısraı da bu anlamdadır:

"Onlar, biz onların sırtında olduğumuz halde ayak sesleri duyularak giderler."

Bununla şair yürürken develerin ayaklarının çıkardıkları sesleri kastetmektedir. Arslana "el-hemûs" ismi, karanlıkta farkettirmeden yavaşça yürümesinden dolayı verilmiştir. Ru'be de kendisinin güçlü kuvvetli oluşunu anlatırken şöyle demektedir:

"Öyle bir arşlardım) ki karanlıkta sessizce ilerleyen arslanı da

Kirli renkleri olan fili ve camuzu da vurup perişan ederim, ben."

"Yemeğin hems"i, ağzı kapalı bir şekilde yemeği çiğnemek demektir. Recez vezninde şair şöyle demektedir:

"Dünden beri ben hayret edilecek bir şey gördüm,

Tıpkı gulyabaniler gibi beş tane koca karı,

Ben ne yapıyorsam onlar ağızları kapalı çiğneyip çiğneyip (bitirip) duruyorlar."

Bu kelimenin dili ve dudağı hareket ettirmek anlamında olduğu da söylenmiştir.

Ubeyy b. Ka'b: “Onlar ancak fısıltı ile konuşurlar" diye okumuştur ki, anlamlar birbirine yakındır. Yani sen onların ne konuşma seslerini, ne konuştuklarını, ne de ayak seslerini işitirsin. Bu kelimenin kökünü teşkil eden "he, mim ve sin" harflerinin asıl anlamı ne olursa olsun gizliliktir. "Mehmûs" (hems ile çıkan harfler de) buradan gelmektedir ki, bunlar on tane harf olup, kelimelerinde toplanmıştır. Harfe "hemsli (mehmûs)" denilmesinin sebebi mahreçlerine fazla dayanılmayarak harf telaffuz edilirken nefesin akmasıdır.

108 ﴿