117"Ey Âdem dedik, şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra sıkıntıya uğrarsın. "Ey Âdem dedik, şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın." Bu bir yasaklamadır. Bunun mecazi anlamı da şudur: Onun telkinlerini kabul etmeyiniz, kanmayınız. O takdirde sizin "cennetten" çıkışınıza sebeb teşkil eder. "Sonra" sen ve eşinle birlikte "sıkıntıya uğrarsın." Çünkü her ikisinin de sıkıntıya uğrama sebebi aynıdır. Bu konuda aralarında hiçbir fark yoktur. Burada (tesniye olarak): "İkiniz sıkıntıya uğrarsınız" denilmeyişi, anlamın anlaşılmasından ve Âdem (aleyhisselâm)'ın asıl muhatap oluşundandır; ve asıl maksat da odur. Diğer taraftan eşi için çalışıp didinen, onun için kazanmakla yükümlü olan kendisi olduğu için, özellikle onun hakkında "sıkıntıya uğramak" öncelikle söz konusu olur. Şöyle de açıklanmıştır: Cennetten çıkış ikisi için olmuştur, fakat sıkıntıya uğramak yalnız Âdem içindir. Bu da bedeni bir sıkıntıdır. Nitekim hemen akabinde, yüce Allah: "Çünkü orada" yani cennette "sen aç da kalmazsın, çıplak da. Ve sen orada susuz da kalmazsın, güneş sıcağını da çekmezsin" diye buyurmakta ve böylelikle bütün bunların cennette verileceğini ona bildirmektedir: Yiyecek, içecek, giyecek ve mesken. Diğer taraftan sen bu emre riayet etmeyip de düşmanına itaat edecek olursan, ikinizi de cennetten çıkartırım ve sen yorularak, didinerek sıkıntıya uğrarsın. Yani aç kalırsın, çıplak kalırsın, susuz kalırsın, güneş sıcağı da seni yakar. Zira sen cennetten çıkartılacak olursan yere döndürüleceksin. Özellikle onun sıkıntıya uğrayacağının belirtilip, "ikiniz sıkıntıya uğrayacaksınız" diye buyurulmamiş olması, bize hanımın nafakasını karşılama yükümlülüğünün kocaya ait olduğunu göstermektedir. İşte o günden beri kadınların nafakalarını sağlamak erkekler üzerine bir yükümlülük olagelmiştir. Havva'nın nafakasını karşılamak, Âdem'in yükümlülüğü olduğu gibi, onun kızlarının nafakalarını karşılamak da eş olmak hukuku dolayısıyla Âdemoğullarının bir yükümlülüğüdür. Yüce Allah bu âyet-i kerîmede bize şunu da öğretmektedir: Kocanın hanımının lehine sağlamakla yükümlü olduğu nafaka; yiyecek, içecek, giyecek ve meskenden ibaret bu dört ihtiyacı kapsar. Koca hanımının bu dört ihtiyacını karşılayacak olursa, ona karşı nafaka yükümlülüğünü de yerine getirmiş olur. Bunların dışında bir şeyler verecek olursa o takdirde Allah'tan ecir alır. Bu dört temel ihtiyacın karşılanması, kadının lehine yerine getirilmesi gereken haklardır, Zira kişinin hayatta kalması bunlarla mümkündür. el-Hasen dedi ki: Yüce Allah'ın: "Sonra sıkıntıya uğrarsın" âyetinde kastedilen, dünyadaki sıkıntılardır. Âdemoğlu ne zaman görülürse yorgun, argın görülür. el-Ferrâ' dedi ki: Bu "sıkıntı" kendi el emeğinden yemek durumunda olması demektir. Saîd b. Cübeyr dedi ki: Âdem'e kırmızı bir öküz de indirildi. Onu toprağı sürmekte kullanırdı. Diğer taraftan alnının terini silerdi. İşte yüce Allah'ın sözünü ettiği sıkıntıya uğraması budur. Şöyle de denilmiştir: Cennetten indirildikten sonra onun ilk sıkıntısı Cibril (aleyhisselâm)ın ona cennetten bir kaç tane indirmiş olmasıydı. Ey Âdem sen bunları ek, dedi. O da toprağı sürdü ve ekti. Daha sonra ekinleri biçti, sonra topladı, sonra ayıkladı, sonra öğüttü, sonra hamur yoğurdu, sonra pişirdi. Bunca yorgunluktan sonra ekmeği yemek üzere oturdu. Elindeki ekmek yuvarlandı gitti, dağın dibine kadar vardı. Âdem de onun arkasından koşup gitti, yoruldu ve alnı terledi. Ey Âdem, dedi, işte senin rızkın bu şekilde yorgunluk ve sıkıntı ile elde edilecektir. Senden sonra çocuklarının da rızkı dünyada kaldığınız sürece hep böyle olacaktır. "Çünkü orada sen aç da kalmazsın çıplak da. Ve sen orada susuz da kalmazsın, güneş sıcağını da çekmezsin" âyeti ile ilgili açıklamalarımızı iki başlık Ancak, merhum müfessirimiz yalnızca tek bir başlık zikretmektedir. halinde sunacağız: |
﴾ 117 ﴿