20

Ve Tûr-u Sina'dan çıkan, yağ veren ve yiyenlere katık olan bir ağaç da (var ettik).

Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:

1- Tûr-u Sina ve Ondan Çıkan Ağaç:

Yüce Allah'ın:

"Bir ağaç da" âyeti "bahçeler" âyetine atfedilmiştir. el-Ferrâ' bu kelimenin ref ile okunmasını da câiz görmektedir, çünkü fiil zahir değildir. O takdirde bunun anlamı; "(.........): Orada bir ağaç daha vardır ki..." anlamında olur.

Bununla zeytin ağacını kastetmektedir. Yüce Allah Şam, Hicaz ve diğer beldelerde bulunan bu ağacın menfaatlerinin pek büyük olması dolayısıyla bunu tek başına ayrıca zikretmiş bulunmaktadır. Bu ağacın faydalarının çokluğuna rağmen sulamak, etrafını çapalamak ve buna benzer diğer ağaçların gerek duydukları bakım, bu ağaç için daha az gereklidir.

"Çıkan" anlamındaki ifade sıfat mahallindedir.

"Tûr-u Sina'dan" ifadesine gelince, yani yüce Allah aslında bu ağacı mübarek kılmış olduğu bu dağdan bitirmiştir.

Tûr-u Sina, Şam (bugünkü Suriye, Filistin ve Ürdün toprakları) arazisindendir ve bu şanı yüce Allah'ın üzerinde Mûsa (aleyhisselâm) ile konuştuğu dağdır. Bu açıklamayı İbn Abbâs ve başkaları da yapmıştır. Daha önce el-Bakara Sûresi (2/253- âyetin tefsirinde) ile el-A'raf Sûresi'nde (7/150-151. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

Tür, Arapçada dağ demektir. Arap olmayanların dilinden, Arapçalaştmlmış kelimelerden biri olduğu da söylenmiştir.

İbn Zeyd dedi ki: Tûr, Mısır'dan, (ki bugün Akabe diye bilinen) Eyle'ye doğru uzanan Beytu'l-Makdis dağının kendisidir.

"Seynâ (Sina)" kelimesinin anlamı hakkında farklı görüşler vardır. Katade: Güzel demektir, diye açıklamıştır. Bu açıklamaya göre Tûr kelimesinin na't (sıfat) olarak tenvinli gelmesi icab eder. Mücahid; mübarek, anlamındadır, demektedir. Ma'mer bir kesimden naklenr Ağaç demek olduğunu nakletmektedir. O takdirde bu görüşte olanların "tûr" kelimesini tenvirdi okumaları gerekir.

Curahûr ise "Seynâ" dağın adıdır, demiştir. Uhud dağı demek gibi. Yine Mücahid'den, Seynâ muayyen bir taşın ismi olup, bu taş o dağın yanında bulunduğundan dolayı dağ ona izafe edilmiştir.

Mukâtil der ki: Üzerinde meyveler bulunan herbir dağ seyna'dır, yani güzeldir.

Kûfeliler bu kelimeyi "fe'lâ" vezninde "sin" harfini üstün olarak okumuşlardır. Arapça'da bu vezinde kelime pek çoktur. Marife ve nekre olması hallerinde gayr-ı munsarıftır. Çünkü sonunda tenis elifi vardır, te'nis elifi ise bulunduğu kelimeden ayrılmaz. Arap dilinde "fi'lâ" diye bir kelime yoktur, fakat "sin" harfini esreli olarak "sînâ" diye okuyanlar bu kelimeyi "Mâl" vezninde kabul ederler. Bu durumda bu kelimedeki hemze; "Bukalemun" kelimesinin hemzesine benzer. Bu âyet-i kerîmede bu kelimenin munsarıf olmayış sebebi belli bir bölgenin ismi olarak kullanıldığındandır. el-Ahfeş, bunun Arapça olmayan bir isim olduğunu iddia etmiştir.

2- Bu Ağacın Bitirdiği Nimet:

"Yağ veren" âyetindeki: "Veren" kelimesini Cumhûr "te" harfini üstün, "be" harfini de ötreli olarak okumuştur. İfade: Bu ağaç beraberinde yağ ile birlikte yetişir, takdirindedir, Zeyd silahıyla çıktı demek gibi, İbn Kesîr ile Ebû Amr ise "te" harfini ötreli ve "be" harfini de esreli okumuşlardır. Bu kıraate göre ifadenin takdirinde ise farklı görüşler vardır. Ebû Ali el-Farisî der ki; İfadenin takdiri şöyledir: Bu ağaç beraberinde yağ ile meyvesini verir takdirindedir, Buna göre mef'ûl hazfedilmiştir. Âyetteki "yağ" anlamındaki kelimenin başına gelen "be" harfinin zaid olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah'ın:

"Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayınız." (el-Bakara, 2/195) âyetinde olduğu gibi. Ebû Ubeyde'nin görüşü de budur. Şair şöyle demektedir:

"Biz kılıçla vururuz ve kurtuluşu umarız."

Bir başka şair de şöyle demektedir:

"Onlar hür kadınlardır, örtü sahipleri değil,

Siyah gözlüdürler, sûreler okumazlar."

Ebû Ali de buna yakın açıklamalarda bulunmuştur, az önce geçti.

(......) ile in aynı anlamda olduğu da söylenmiştir. Buna göre mana daha önce geçen Cumhûrun kıraatinde belirtildiği gibi olur. el-Ferrâ' ve Ebû İshak'ın görüşü budur. Züheyr'in şu mısraı da bu kabildendir:

"... Ve nihayet bakla bitip yeşerinceye kadar"

el-Esmaî; kullanışını kabul etmez ve Züheyr'in:

"Ben ihtiyaç sahiplerini evlerinin etrafında gördüm,

Orada yerleşmişlerdi tâ ki, bakla bitinceye kadar."

Beyitinİ yanlış diye nitelendirir ve bunun; şeklinde olması gerektiğini söyler.

ez-Zührî, el-Hasen ve el-A'rec de "te" harfi ötreli, "be" harfi de üstün olarak; "Yağ ile birlikte biten" diye okumuşlardır. İbn Cinnî ve ez-Zeccâc "yağ" kelimesinin başındaki "be," hal be'sidir. Yani o ağaç beraberinde yağı da olduğu halde bitirilir, demektir. İbn Mes'ûd'un kıraatinde; Yağ ile çıkar, şeklindedir ve buradaki "be" de hal be'sidir. İbn Deresteveyh der ki: Yağ yumuşak su demektir. da,dan gelmektedir. Zirr b. Hubeyş de; şeklinde "te" harfi ötreli, "be" harfi de esreli olarak okumuş; kelimesini ise "be" harfi hazfedilmiş ve kelimeyi mansub olarak okumuştur. takdirde; yağ verir, anlamına gelir).

Süleyman b. Abdu'l-Melik ile el-Eşheb: diye okumuşlardır. - Âyet-i kerîmeden kasıt, insan üzerindeki yağ nimetinin söz konusu edilmesidir. Bu da sağlığın kendisi olmadan söz konusu olamayacağı temel nimetler arasındadır. Çeşitli bölgelerde görülen her türlü yağın elde edilmesine elverişli ağaçlar da zeytinin kapsamı içerisine girmektedir.

3- Katık Olarak Kullanılan Yağ:

"Ve yiyenlere katık olan" âyetini Cumhûr; şeklinde okumuştur. Bir kesim ise "katık" anlamındaki kelimeyi çoğul olarak; diye okumuştur. Amir b. Abd-i Kays; "Fayda olan" diye okumuştur. Bununla da yemekte katık olarak kullanılan yağ kastedilir.

"Katık" anlamındaki kelime; diye kullanılır. Tıpkı: Tabaklama, tabaklamalar, giyim ve giyimler" gibi, Katık olarak kullanılan herbir yiyeceğe; denilir. Bunu el-Herevî ve başkaları nakletmiştir. Aslında bu kelime elbisenin kendisi ile boyandığı şey anlamındadır. Yağın katık olarak kullanılmasının buna benzetilmesi, ekmeğin katığa batırılması halinde onun rengini almasından dolayıdır.

Mukâtil dedi ki: Yemek zeytindir, yağ da zeytin yağıdır. Şanı yüce Allah bu ağacı hem yemek, hem de yağ olarak takdir buyurmuştur. Bu açıklamaya göre burada söz konusu edilen katık, zeytin olmaktadır,

4- Katık Olarak Kullanılan Sıvı Yemekler:

Zeytinyağı, yağ, bal, reçel, sirke ve buna benzer sulu yemeklerin hepsinin idam (sulu yemek veya katık) olduklarında görüş ayrılığı yoktur. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) sirkenin bu şekilde olduğunu açıkça belirtmiş ve: "Katık olarak sirke ne güzeldir!" diye buyurmuştur. Bu hadisi yedisi erkek, ikisi hanım olmak üzere dokuz sahabi rivâyet etmiştir. Sahih'de bunu rivâyet edenler arasında Câbir, Âişe, Hârice, Ömer, onun oğlu Ubeydullah, İbn Abbâs, Ebû Hüreyre, Semura b. Cündub, Enes ve Um Hânî' de vardır. Müslim, Eşribe IÖ4-169; Ebû Dâvûd, Efime 39; Tirmizî, Et'ime 35; Nesâî, Eyman 21; İbn Mâce, Ec'ime 33; Dârimî, Efime 18.

5- Katı Yiyecekler:

Et, hurma, zeytin ve buna benzer katı yiyecekler hususunda görüş ayrılığı vardır. Cumhûr bütün bunların hepsinin idam olduklarını kabul etmektedir. Dolayısıyla bir kimse tdâm (katık) yememek üzere yemin edip de et yahut peynir yiyecek olursa yemini bozulmuş olur, Ebû Hanîfe ise bozulmaz demekte ise de Ebû Yûsuf ve Muhammed ona muhalefet etmişlerdir. Ebû Yûsuf tan da, Ebû Hanîfe'nin görüsü gibi görüş rivâyet edilmiştir. Bakliyat (sebze türleri) ise hepsinin görüşüne göre katık değildir. Hurma ile ilgili Şâfiî'den iki görüş nakledilmiştir. et-Tenbih'teki görüşü dolayısıyla; bunun idam olmadığı şeklindeki görüşü meşhur olan görüştür. Bununla birlikte yeminin bozulacağı da söylenmiştir. Sahih olan ise; bütün bunların hepsinin bir idâm (katık) olduklarıdır. Ebû Dâvûd, Yusuf b. Abdullah b. Selâm'dan şöyle dediğini rivâyet eder: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ı bir parça arpa ekmeği alıp, onun üzerine bir hurma koyduktan sonra: "Bu, bunun katığı (idamı) olsun, dediğini gördüm. " Ebû Dâvûd, Et'ime 41, Eymân 8.

Yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Dünya ve âhiretin katığının efendisi ettir." Bunu da Ebû Ömer (b. Abdi'l-Berr) zikretmektedir. İbn Abdi'l-Berr, et-îstizkâr, XVII, 160, XXVI, 346el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, V, 35te belirttiğine göre senedinde meçhul râvî vardır.

Buhârî "idam babı" diye bir başlık açmış ve Âişe yoluyla gelen hadisi rivâyet etmiştir. Buhâri, Et'ime 31. Hadiste, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) eve gelip tencerede etin kaynamakta olduğunu görmesinden sonra, kendisine yiyecek bir şeyler getirilmesini istediği, ona getirilenler arasında et görmeyince sebebini sorduğu, gördüğü etin Berire'ye sadaka verilen, Berire'nin de kendilerine hediye ettiği et olduğu cevabı verilince, "O et ona sadaka, bize de hediyedir" diye buyurduğu belirtilmektedir. Çünkü "idâm" kelimesi muvafakat anlamına gelen "muâdeme"den alınmadır. Bütün bu gibi şeyler de ekmeğe muvafıktırlar, o bakımdan bunların hepsi de idamdırlar.

Yine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle dediği nakledilmektedir: "Su ile dahi olsa idâm yeyiniz (katık yapınız.)" el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid. V, 35- Senedinde meçhul râvi bulunduğu kaydıyla,

Ebû Hanîfe'nin lehine delil şudur: İdam'ın gerçek anlamı, ayrılığı kabul etmeyecek bir şekilde bir arada bulunma halinde muvafakat etmektir, uyum arzetmektir. Sirke, yağ ve benzerleri, et, yumurta ve diğerleri ise ekmeğe muvafık düşmezler. Bilakis bunlar ekmekle yanyana bulunurlar. Kavun, hurma ve üzüm gibi.

Velhasıl yenilmesi halinde ekmek ile muvafakat (birlikte yenilmesi) ihtiyacı duyulan herşey idâm (katık)dır. İhtiyacı olmayan ve tek başına yenilebilen şey de idâm değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

6- Zeytinyağı ve Kullanılması:

Tirmizî'nin, Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) yoluyla kaydettiği hadise göre Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Zeytinyağını yiyiniz ve onu vücudunuza sürününüz. Çünkü o mübarek bir ağaçtandır." Tirmizî, Et’ime 43; İbn Mâce, Et'ime 34; Dârimi, Et’ime 20; Müsned, III, 497 Bu hadis ancak Abdu'r-Rezzak yoluyla bilinmektedir. O bu hadisi rivâyet ederken ızdıraba düşer ve kimi zaman bunu rivâyet ederken Ömer'den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan, derdi. Bazen de şüphe ederek; Zannederim Ömer'den, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan dediği olurdu. Kimi zaman da: Zeyd b. Eslem'den, o babasından, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan derdi. Tirmizî, Et’ime 43. Basılı nüshada Tirmizî'nin hadise dair notunun ilk cümlesi, "Biî, bu hadisi ancak Abdurrezzak yoluyla biliyoruz' şeklindedir. Geri katan açıklamalardaki az farklılıklara ayrıca işaret etmeye gerek yoktur.

Mukâtil dedi ki: Zeytinin özellikle Tûr'a tahsis edilmesi, zeytinin ilk olarak oradan yetişmiş olmasından dolayıdır. Bir diğer görüşe göre zeytin Tufan'dan sonra dünyada yetişen ilk ağaçtır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

20 ﴿