53Ama insanlar işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Her güruh ellerinde bulunandan memnundur. 3- Peygamberlerin Ümmetleri: Bu âyet-i kerîme daha önceden geçen: "Ey peygamberler" (Mü’minun 23/51) âyetinin bütün peygamberlere hitab olduğunu ve bu hitabın onların hep birlikte hazır olduğu varsayılmış gibi yapıldığı görüşünü güçlendirmektedir. Çünkü "ey peygamberler" âyetinin sadece Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)a yönelik bir hitab olduğunu kabul edecek olursak, bu âyet-i kerîme ile "ama İnsanlar işlerini kendi aralarında parça parça ettiler" âyetinin ilişkisi sağlam bir İlişki olmaz. "Bende sizin Rabbinizim, o halde yalnız Ben'den korkun" âyetine gelince, eğer bu peygamberlere yönelik bir hitab ise, o takdirde onların ümmetleri de mana itibariyle bunun kapsamına girmektedir. İşte bundan sonra: "Ama İnsanlar... parça parça ettiler" âyetinin ilişkisi de güzel bir şekilde ortaya çıkar. "Tefrikaya düşenler"den kasıt ümmetlerdir, yani onlar bir olan dinlerini, bir araya gelmekle emrolunmuşken ayrı ve farklı dinlere böldüler, bölündüler. Daha sonra da yüce Allah onların herbir fırkasının kendi görüş ve dalâletini beğendiğini söz konusu etmektedir ki, bu da sapıklığın en ileri derecesidir. 4- Bu Ayet-i Kerîme İle Peygamber Efendimizin "Geçmiş Ümmetlerin ve Muhammed Ümmetinin Fırkalarına Dair" Hadisi Arasındaki İlişki: Bu âyet-i kerîme, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şu âyetine İşaret etmektedir: "Şunu biliniz ki; sizden önceki kitab ehli yetmişiki millete bölündüler. Bu ümmet de yetmişüç fırkaya bölünecektir. Yetmişikileri ateşte, bir tanesi ise cennette olacaktır. O da cemaattir." Bu hadisi Ebû Dâvûd rivâyet ettiği gibi Tirmizî de rivâyet etmiş ve rivâyetinde ek olarak şunu kaydetmiştir: Ashab: Bu hangisidir, ey Allah'ın Rasûlü, dediler. O: "Benim ve ashabımın üzerinde gittiği yolda gideceklerdir" diye buyurdu. Tirmizî bunu Abdullah b. Ami yoluyla rivâyet etmiştir. Ebû Dâvûd, Sünne 1; Tirmizî, Îman 18; İbn Mâce, Filen 17; Dârimî, Siyer 75; Müsned, II. 332. Bu hadis, âyet-i kerîmede sakındırılan fırkalara ayrılıştan neyin kastedildiğini açıklamaktadır. Hadis dinin esasları ve kaideleriyle ilgili ayrılık hakkındadır. Çünkü Peygamber burada "milletler" lâfzını kullanmış ve bunlardan herhangi birisine sarılmanın cehenneme girmeyi gerektireceğini haber vermiştir. Fer'î hususlardaki görüş ayrılıkları hakkında ise böyle bir şey söylemeye imkân yoktur. Çünkü fer'î (fıkhî) meselelerde görüş ayrılığı, milletlerin (itikadı fırkaların) çok olmasını da gerektirmez, cehennem azabını da gerektirmez. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Sizden herbiriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik." (el-Mâide, 5/48) Yüce Allah'ın: "Parça, parça" âyeti uydurduktan kitaplar ve telif ettikleri sapıklıklar, demektir. Bu açıklamayı İbn Zeyd yapmıştır. Şöyle de açıklanmıştır: Onlar kitapları kısımlara ayırdılar. Bir kısım sahifelere tabi oldu, bir kısım Tevrat'a, bir kısım Zebur'a, bir kısım da İncil'e uydular. Sonra da onların hepsi ellerindeki kitapları tahrif ettiler ve değiştirdiler. Bu açıklamayı da Katade yapmıştır, Bir diğer açıklama da şöyledir: Onların herbir kesimi bir kitap alıp ona îman etti, onun dışındakileri de inkâr etti. Bu kelimeyi Nâfî' "be" harfini ötreli "Zebur"ın çoğulu olarak okumuştur. el-A'meş ve Ebû Amr ise ondan farklı olarak "be" harfini ötreli "demir parçalarım andıran parçalar anlamında" okumuşlardır. Nitekim bu kelime Yüce Allah’ın: "Bana büyük demir parçaları getirin" (el-Kehf, 18/96) âyetinde de böyledir. "Her güruh" yani herbir fırka ve herbir mezheb "ellerinde bulunandan" din diye sahip olduklarından "memnundur" onu beğenirler. Bu âyet-i kerîme Kureyşin durumunu da açıklamaktadır. Çünkü hemen bu âyetin akabinde Kureyş'in durumu ile ilgili olarak Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)a şöylece hitab etmektedir: |
﴾ 53 ﴿