67

"Onu ileri sürerek büyüklük taslıyordunuz. Geceleyin onun hakkında hezeyanlar ederdiniz."

"Onu ileri sürerek büyüklük taslıyordunuz" âyetinde

"büyüklük taslıyordunuz" anlamındaki kelime haldir, "Onu"daki zamir Cumhûrun görüşüne göre Harem'e yahut Mescid-i Haram'a veya Mekke şehrine aittir. Her ne kadar önceden bunlardan söz edilmiyor ise de bu husustaki şöhretleri dolayısıyla bu uygundur. Yani onlar: Biz Harem ehliyiz, o bakımdan korkmalıyız, diyorlardı.

Anlamın şöyle olduğu da söylenmiştir: Onlar Mescid-i Haram'ın ve Harem bölgesinin ahalisi olduklarından dolayı kendi kanaatlerine göre insanlar üzerinde en büyük bir hakka ve mevkie sahip idiler. Bundan dolayı büyüklük taslıyorlardı. Halbuki büyüklük taslamanın hak ile bir ilgisi yoktur.

Bir başka kesim buradaki zamir âyetler söz konusu edildiğinden Ötürü Kur'ân-ı Kerîm'e aittir, demiştir. Yani: Siz, Benim âyetlerimi dinledikten sonra büyüleniyorsunuz, azgınlaşıyorsunuz, bundan dolayı da Kur'ân'a îman etmiyorsunuz. İbn Atiyye dedi ki: Bu güzel bir görüştür. en-Nehhâs ise: Birinci görüş daha uygundur, demektedir. Âyetin ifade ettiği mana da; Onlar Harem dolayısıyla böbürleniyorlar ve biz: Yüce Allah'ın Harem'inin ahalisiyiz diyorlardı.

"Geceleyin onun hakkında hezeyanlar ederdiniz." âyeti ile ilgili açıklamalarımızı da dört başlık halinde sunacağız:

1- Gece Sohbetleri:

Yüce Allah'ın:

"Geceleyin onun hakkında hezeyanlar ederdiniz" âyetindeki

"Geceleyin" kelimesi hal olarak nasb edilmiştir. (Tekil olan bu kelime): çoğulu olan: anlamındadır. Bu da geceleyin konuşan topluluk demektir. Ayın gölgesi demek olan den alınmıştır, "Esmer renk" de buradan gelmektedir. Araplar ayın ışığında Kabe etrafında konuşur, sohbet ederlerdi. İşte geceleyin konuşup sohbet etmeye buradan hareketle bu isim verilmiştir.

es-Sevrî dedi ki: Ayın gölgesine; denilir. Rengin esmerliğine; denilmesi de buradan gelmektedir. Yine bu esmerliğe; da denilmekte olup, Fâhite ismi de buradan alınmadır. Ebû Recâ' bu kelimeyi; "sâmirin çoğulu olarak; diye okumuştur. Nitekim şair şöyle demiştir:

"(O kadın dedi ki:) gece sohbet edenlerin ve insanların etrafımda bulunduklarını görmez misin?"

Kayle hadisinde de: "Kocası sâmir'den geldiğinde..." İbnul-Esîr, en-Nihâye, II, 399. denilmektedir. Yani geceleyin sohbet eden topluluk arasından çıkıp geldiğinde, demektir. Burada bu isim çoğul manasına tekildir. Suyun kenarında konaklayan topluluğa -kip olarak- tekil olarak "hadır" denilmesi ineklerin çoğulu olarak "bakır", develerin çoğulu olarak da "camii" denilmesi gibi. Erkekleri için de, müennesleri için de aynı ifade kullanılır. Şanı yüce Allah'ın:

"Sonra sizi bir çocuk olarak çıkartıyoruz." (el-Hac, 22/5) âyetinde de (tek çok demek olan) "etfâl: çocuklar" demektir. ifadeleri de gece sohbet eden, konuşan topluluk manasınadır. Bu kelime "es-semer"den alınmış olup bu da ağaçlara gelen ay ışığı anlamındadır. el-Cevherî dedi ki: "es-Sâmir" aynı şekilde "es-sümmar" anlamında olup, bunlar da geceleyin konuşup sohbet eden topluluk demektir, Nitekim haccedene çoğul olarak "hüccâc" denilmesi gibi. Şair de şöyle demiştir:

"Ve eğlenmenin ve sohbetin uzunca yapıldığı gece, sohbet edenler..."

"Sâmir" lâfzı sanki bu hususta gece sohbet yapmak için bir araya gelinip toplanılan yerin ismi olarak kullanılmış gibidir. Bir diğer açıklamaya göre (şair) burada "sâmir" kelimesini tekti olarak kullanmış ancak "es-sümmar" şeklinde çoğul anlamındadır. Çünkü bu kelime burada zaman yerinde kullanılmıştır. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:

"Geceleyin onların yakınına sohbet ettikleri vakit gelirsen eğer,

Şarkıcıların çalgılarını (işitirsin) ve meclislerinin oldukça kalabalık olduğunu (görürsün.)"

Şairin burada; demesi, sen geceleyin onlara gelecek olursan, onların geceleyin sohbet etmekte olduklarını görürsün, anlamında (hal) oluşundan dolayıdır. "Gece ve gündüz" anlamındadır, çünkü her İkisinde de sohbet edilip, konuşulur. Deyim olarak; "Semîr'in İki oğlu devam ettiği sürece bu işi yapmam," denilir. "Semîr"in zaman anlamında, onun iki oğlunun gece ve gündüz anlamında olduğu söylenmiştir. " İnsanlar ayın görüldüğü bir gecede sohbet ettikleri sürece ben bu İşi yapmayacağım" demektir, tabiri de (bu manada olmak üzere) kullanılır. eş-Şenferî der ki:

"İşte orada ümit etmem asla beni sevindirecek bir hayatı,

Gece sohbetleri devam ettiği sürece; basımdaki musibetler dolayısıyla ümit kesmiş olarak."

"es-Semar" katı olmayan süt demektir.

Araplar geceleyin sohbet etmek maksadıyla oturur ve konuşurlardı. Bundan dolayı da yıldızları tanımışlardı. Sahrada otururlar ve doğan ve batan yıldızları takip ederlerdi, görürlerdi. KureyşÜler de Kabe'nin etrafında oluşturdukları meclislerinde batılları ve küfürleri çerçevesinde gece sohbet ederlerdi, yüce Allah bundan dolayı da onları ayıplamış bulunmaktadır.

"Hezeyanlar ederdiniz" kelimesi "te" harfi ötreli ve "cim" harfi de esreli olarak; kökünden gelmiş gibi okunmuştur. Bu da çirkin sözler söylemek anlamındadır. Hasta bir kimsenin hezeyan etmesini anlatan; den gelmiş olarak "te" harfi üstün ve "cim" harfi ötreli olarak okunmuştur. Bunun da: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ile Kur'ân-ı Kerîm hakkında kötü sözler ve çirkin üsiublar ile konuşurlardı, demektir. Bu açıklama İbn Abbâs ve başkalarından nakledilmiştir.

2- Batıl Şeyler Konuşarak Gece Sokbet Etmek:

Saîd b. Cübeyr, İbn Abbâs'tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Şu: "Onu İleri sürerek büyüklük taslıyordunuz. Geceleyin onun hakkında hezeyanlar ederdiniz" âyet-i kerîmesi nazil olunca geceleyin konuşup sohbete dalmak mekruh görülmeye başlandı. Yani yüce Allah kendisine itaatin dışındaki hususlarda geceleyin konuşup sohbet eden bir takım toplulukları yermiştir. Bunların sohbetleri ya hezeyan kabilindendi yahut ta eziyet vermeye dairdi.

el-A'meş de şöyle demektedir: Sen hadisle uğraşan bir adamı gördüğün vakit eğer o hadisi yazmıyor ise onu çimdikle, çünkü o ay ışığında sohbet eden hocalardandır. Yani ayın görüldüğü gecelerde toplanıp halifelerin, emirlerin başından geçmiş önemli olayları anlatıp duran kimselerdendir. Halbuki bu onlardan herhangi bir kimse namaz için doğru dürüst abdest almasını dahi bilmemektedir.

3- Yatsı Namazını Kılmadan Uyumanın ve Yatsıyı Kıldıktan Sonra Sohbet Etmenin Hükmü:

Müslim'in rivâyetine göre Ebû Berze şöyle demiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yatsı namazını gecenin üçte birine kadar erteler, yatsıdan önce uyumayı ve ondan sonra da konuşmayı mekruh görürdü. Müslim, Mesâcid 237; Buhârî, Mevâkit 13; Nesâi, Mevâkît 20; Müsned, IV, 424

İlim adamları derler ki: Yatsının kılınmasından önce uyumanın mekruh oluşu, vakti tamamen çıkıp da namazı kaçırmak yahut efdal olan vaktinden sonraya bırakmak tehlikesinden ötürüdür. Bundan dolayı Ömer (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Her kim (yatsıdan önce) uyursa, gözüne uyku girmesin, demiş ve bu sözünü üç defa tekrarlamıştır.

Yatsı namazını kılmadan önce uyumayı mekruh görenler arasında Ömer, oğlu Abdullah, İbn Abbâs ve başkaları da vardır. Malik'in mezhebi de budur,

Bazıları da buna ruhsat vermişlerdir. Ali, Ebû Mûsa ve başkaları bu görüşte olanlardandır. Kûfelilerin kabul ettiği görüş de budur.

Kimileri de bu hususta kendisini namaza uyandıracak kimseleri görevlendirmesi şartını koşmuşlardır. İbn Ömer'den buna benzer bir görüş rivâyet edilmiş, Tahavt de bu kanaati benimsemiştir.

Yatsıdan sonra konuşmanın mekruh oluşuna gelince, çünkü namaz onun günahlarına artık keffâret olmuşiur. Böylelikle günahtan yana selâmete erişmiş olarak uyur ve yazıcılar onun amel defterini ibadetle mühürlemiş olurlar. Şayet oturup geceleyin sohbet eder ve konuşursa bu sefer amel sahifesini hevâ ve hevesle doldurtur, sonunu boş ve batıl sözlerle mühürletir. Bu ise mü’minlerin yapacağı işlerden değildir.

Aynı şekilde geceleyin sohbet edip konuşma halinde, gecenin sonuna kadar uykuya dalma ihtimalini yükseltir. Böylelikle gecenin sonuna doğru uyanıp namaz kılma İmkânını da -uyuduğundan dolayı- kaybeder. Hatta bazen sabah namazını da uykuda olduğu için kaçırabilir.

Şöyle de açıklanmıştın Yatsı namazından sonra konuşmanın mekruh görülmesi, Câbir b. Abdullah'ın rivâyet ettiği şu hadis dolayısıyladır: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Ayakların çekilmesinden sonra sohbet edip konuşmaktan sakınınız. Çünkü hiçbiriniz yüce Allah mahlukatından etrafa neleri saçtığını bilemez. (Bundan dolayı) kapıları kapatınız, su kırbalarının ağzını bağlayınız, kapların üstünü örtünüz, kandilleri de söndürünüz." Müsned, III, W6, 355; Ebû Dâvûd, Edeb 106 -az farkla

Ömer (radıyallahü anh)dan rivâyet edildiğine göre o, yatsı namazından sonra konuşmaya dalmaları dolayısıyla insanları dövermiş ve: Gecenin başlangıcında sohbet edersiniz, sonunda uyku mu uyuyacaksınız? Haydi yazıcı meleklerinizi de rahata kavuşturunuz. Hatta rivâyet edildiğine göre İbn Ömer şöyle demiş: Kim yatsıdan sonra bir beyit şiir dahi okuyacak olursa, sabah oluncaya kadar onun hiçbir namazı kabul olunmaz. Şeddâd b. Evs ise bu hadisi Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a isnad etmiştir. Müsned, IV, 125.

Şöyle de denilmiştir: Yatsıdan sonra konuşmanın mekruh görülmesindeki hikmet şudur: Şanı yüce Allah geceyi sükûn bulunacak zaman olarak yaratmıştır. Kişi bu zaman konuşmaya dalacak olursa, o takdirde o geceyi geçimin sağlanması İçin tasarrufta bulunulacak zaman olan gündüze katmış olur. Sanki o bu davranışı ile yüce Allah'ın varlık âleminde uygulayagetdîği hikmetine muhalefet etme maksadını gütmüş gibi olur. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmakladır:

"Geceyi sizin için elbise, uykuyu da rahatlık kılan O'dur, O gündüzü deyeni bir hayata başlangıç yapmıştır." (el-Furkan, 25/47)

4- Yatsıdan Sonra Mekruh Olmayan Sohbetler:

Bu vakitten sonra sohbetin mekruh olması, yüce Allah'a yakınlaştırıcı ameller, zikirler, ilim öğretmek, aile halkı ile ilmî sohbetlerde bulunup, menfaatlerine olacak şeyleri öğretmek ve buna benzer şeylerin konu olmadığı sohbetlere mahsustur. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan da selef-i salihten de bu tür hayırlı işlerde geceleyin sohbet etmenin câiz oluşuna hatta mendub oluşuna dahi delil olacak rivâyetler vârid olmuştur. Buhârî: "Yatsıdan sonra fıkıh ve hayır hususlarda gece sohbeti" diye bir başlık açtıktan sonra Kurre b. Halid'in şöyle dediğini zikreder; Biz el-Hasen'i bekledik, durduk. Yanımıza çıkıp, gelmesi oldukça gecikti, hatta gece namazına kalkacağı vakte yakın bir zamanda gelip dedi ki: Şu komşularımız bizleri davet etmişlerdi. Sonra da Enes dedi ki: Bir gece Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)ı bekledik. Nihayet gece yarısı oldu, çıkıp geldi ve namaz kıldırdı. Sonra da bize bir hutbe irad edip, şöyle dedi: "Şüphesiz insanlar namazlarını kıldılar. Sizler de namazı beklediğiniz sürece namaz içindesiniz." el-Hasen dedi ki; İnsanlar hayrı gözetleyip, durdukları sürece hayır içinde olmaya devam ederler, Buhâri, Mevâkıt 40. (Buhârî) dedi ki: "Misafirlerle ve aile halkı ile birlikte gece sohbeti yapmak." Bu başlıktan sonra şu hadisi zikretmektedir: Ebubekir b. Abdu'r-Rahmân'dan nakledildiğine göre Suffe ashabı fakir kimseler idiler... deyip, hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. Buhârî, Mevâkit 41, Menâkıh 25, Edeh 77, 78; Müsned, I, 198. Bu hadisi Müslim de rivâyet etmiştir. Müslim, Eşribe 176, 177.

Serhadleri bekleyip korumak, geceleyin askerlerin gözcülükleri ile ilgili büyük mükâfat ve pek büyük ecirlere dair gelen rivâyetler, bu hususta vârid olmuş haberler arasında oldukça meşhurdur. Bunların bir bölümü daha önceden Âl-i İmrân Sûresi'nin sonlarında (3/190-200. âyetler, 23. başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır. Hamd yalnız Allah'a mahsustur.

67 ﴿