22Çok eğlenmeden geldi ve dedi ki: "Senin bilmediğin şeyi ben gördüm ve Sebe'den sana kesin bir haber ile geldim. 5- Çok Geçmeden Gelen Hüdhüd: "Çok eğlenmeden geldi" âyetinde kasıt hüdhüddür. Kıraat âlimlerinin büyük çoğunluğu; "(.......): Geç...ti", fiilinin "kep harfini ötreli okumuşlardır. Yalnızca Âsım bunu üstün okumuştur. Her iki kıraatte de anlamı ı:vakit geçirdi, kaldı" şeklindedir. Sîbeveyh dedi ki: Bu "Durdu kaldı, durur kalır, kalmak" fiili; (harakeleri itibariyle); "Oturdu, oturur, oturmak" gibidir, şekli ise benzer. Başkaları da şöyle demektedir: Bunun üstün okunması yüce Allah'ın: "Kalıcılar" (el-Kehf, 18/3) âyeti dolayısıyla daha uygundur. Çünkü bu den gelmektedir. "Kaldı, kalır" denilir ism-i faili de; diye getir, kullanımı, gibidir. İsm-i faili şeklinde, gibi gelir. (.........)'den ism-i fail ise şeklinde gelir. "Ekşidi, ekşir" fiilinin ism-i failinin şeklinde gelmesi gibi. "Çok eğlenmeden geldi" deki zamirin Süleyman (aleyhisselâm)'a ait olma ihtimali vardır. Anlamı şöyle olur: Süleyman (aleyhisselâm) kuştan araştırıp tehdidinde bulunduktan sonra aradan fazla zaman geçmeden geldi, demek olur. Buradaki zamirin hüdhüde ait olma ihtimali de vardır. Daha kuvvetli İhtimal budur, daha sonra da hüdhüd gelip; "Senin bilmediğin şeyi ben gördüm" dedi. Bu da bir sonraki başlığın konusunu teşkil etmektedir. Yani ben senin bilmediğin hususları öğrendim. İşte bu peygamberler gaybı bilir, diyenlerin kanaatlerini reddetmektedir. el-Ferrâ' "Gördüm" fiilinin "te" ve "ti" harfleri birbirine idgam edilerek; diye okunduğunu naklettiği gibi "ti" harfi, te'ye kalbedilip idgam edilmek suretiyle; diye okunduğunu da nakletmiştir. 7- Sebe' İle İlgili Gelen Haber: "Ve Sebe'den sana kesin bir haber ile geldim" âyeti ile onun Süleyman (aleyhisselâm)'a bilmediği şeyi öğretmiş olduğunu anlıyoruz. Böylelikle o Süleyman (aleyhisselâm)'ın kendisini tehdit etmiş olduğu azâb ve kesilme cezasını bertaraf etmiş oldu. Cumhûr "Sebe’" kelimesini; şeklinde tenvinli olarak munsarıf bir kelime gibi okumuştur. İbn Kesîr ve Ebû Amr ise munsarıf olmayan bir kelime olarak, hemzeyi üstünle; diye okumuştur. Birinci okuyuş, kendisine bir kavmin nisbet edildiği bir adam ismi kabul edilmesine göredir. Şairin şu mısraı da buna göredir: "Sebe'in zirvelerinde gelenler ile Teyinlilerin, Boyunlarında iz bırakmıştır, camışların derileri." ez-Zeccâc, Sebe'in bir adam ismi olduğunu kabul etmeyerek, şöyle demiştir: Sebe', Yemen'in Me'rib denilen bölgesinde San'a ile arasında üç günlük mesafe bulunan bilinen bir şehirdir, Derim ki: el-Gaznevî'nin "Uyunu'l-Meanî" adlı eserinde üç millik mesafe denilmektedir. Katâde ve es-Süddî dedi ki: Oraya oniki peygamber gönderilmiştir. (ez-Zeccâc, görüşüne delil olarak) en-Nâbiğa el-Ca'dî'nin şu beyitini zikretmektedir: "Me'rib'de hazır bulunan Sebe'den, Onların selinin önünde Arim'i (seddi) bina ettiklerinde," (ez-Zeccâc devamla) dedi ki: Bunu munsarıf kabul etmeyenler, bunun bir şehir ismi olduğunu söyler. Munsarıf kabul edenler de -ki bunlar çoğunluğu teşkil ederler- buranın bir şehir ismi olması dolayısıyla müzekker ismi verilmiş, müzekker bir yer kabul ederler. Sebe'in şehire ad olarak verilen bir kadın ismi olduğu da söylenmiştir. Doğrusu bunun bir erkek ismi olduğudur. Tirmizî nin kitabında (Sünen'inde) Ferve b. Museyk el-Muradî'nin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan naklettiği ve yüce Allah'ın izniyle (Sebe', 34/15- ayetin tefsirinde) gelecek olan hadiste de bu şekildedir. İbn Atiyye dedi ki: ez-Zeccâc bu hadisi bilmediğinden dolayı o gelişigüzel açıklamalarda bulunmuştur. el-Ferrâ''nın iddiasına göre de er-Ruâsî, Ebû Amr b. el-Alâ'ya, Sebe'e dair soru sormuş, o da ben onun ne olduğunu bilmiyorum, demiş. en-Nehhâs dedi ki: el-Ferrâ', Ebû Amr adına te'vilde bulunmuş ve onun meghul olduğu için bu ismi gayr-ı munsarıf kabul ettiğini belirtmiştir. Bir şey de eğer bilinmeyecek olursa gayr-ı munsarıf olur. en-Nehhâs da şöyle demektedir: Ebû Amr gibi birisi böyle bir söz söylemez. er-Ruâsî den yapılan nakilde de bu kelimeyi bilmediği için bunu gayr-ı munsarıf kabul ettiğine dair de bir delil bulunmamaktadır. O sadece ben onu bilmiyorum demiştir. Eğer nahiv bilgini birisine herhangi bir isim hakkında sorulacak da, o da ben onu bilmiyorum diyecek olursa, bu o nahivcinin bu ismi gayr-ı munsarıf kabul ettiğine delil teşkil etmez. Aksine hak bunun dı-ı eladır. Bu durumda eğer onu bilmiyorsa, onu munsarıf kabul etmesi gerekir. Çünkü isimlerde aslolan munsarıf olmaktır. Bir şeyin gayr-ı munsarıf olması ona dahil olan herhangi bir ek sebep dolayısıyladır. Asıl kaide kesin olarak böylece sabittir. Bilinmeyen bir şey dolayısıyla bu kaide ortadan kalkmaz. Daha sonra nahivcilerden uzun açıklamalar naklettikten sonra sonunda şunları söyler: Sebe' hakkında kabul edilen görüş bu hususta gelen rivâyet olmalıdır ki, bu da aslında Sebe'in bir adam ismi olduğudur. Eğer bunu munsarıf kabul edecek olursak, bu artık hayatta olan birisinin ismi olduğundan dolayıdır. Şayet munsarıf kabul etmeyecek olursak, bunu "Semud" gibi bir kabile ismi olarak kabul ederiz. Şu kadar var ki Sîbeveyh'in tercih ettiği görüş munsarıf olduğudur ve bu konudaki delili de kat'îdir. Zira bu isim hem müzekker, hem de müennes gelebildiğine göre bunun müzekker kabul edilmesi daha uygundur. Zira aslolan ve daha hafif olan da odur. 8- Küçüğün Büyüğe, Öğrencinin Hocaya: Ben Senin Bilmediğini Biliyorum, Demesi Uygun mu? Bu âyet-i kerimede küçüğün büyüğe, öğrencinin hocaya -kesinlikle bu hususu bilmesi şartıyla-; ben senin bilmediğin bir şey biliyorum diyebileceğine delil vardır. İşte Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh) yüceliğine ve bilgisine rağmen üç defa izin istendikten sonra cevap alınmazsa, geri dönülebileceğini bitmiyordu. Teyemmümü Ammar ve başkaları biliyordu. Halbuki Ömer ve İbn Mes'ûd bu konuda bilgileri etraflı olmadığından cünup kimse teyemmüm etmez, diyorlardı. İbn Abbâs ay hali olan kadının Arafat'ta vakfe yapabileceği hükmünü bildiği halde, Ömer de, Zeyd b. Sabit de bunu bilmiyordu. İhramlı bir kimsenin başını yıkayabileceğini İbn Abbâs bilmekle birlikte el-Misver b. Mahreme bunu bilmiyordu. Bunun benzeri daha pek çok husus vardır ki bunları kaydederek uzatmaya gerek yoktur. |
﴾ 22 ﴿