25

"Göklerde ve yerde olan, gizliyi açığa çıkartan, gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen Allah'a secde etmesinler diye!"

13- Niye Allah'a Secde Etmiyorlar?

"Allah'a secde etmesinler diye" âyetini Ebû Amr, Nafi', Âsım ve Hamza; "... me... diye"yi şeddeli okumuşlardır. İbnu'l-Enbarî dedi ki:

"Onun için onlar doğru yola gelemiyorlar" âyetinde vakıf, "lâm" harfini şeddeli okuyanlar için um bir vakıf değildir, çünkü anlam: Şeytan onlara Allah'a secde etmemelerini süslü göstermiştir, şeklindedir.

en-Nehhâs da şöyle demektedir: Bu 'den sonra 'in gelmiş halidir ve burada; da nasb mahallindedir. el-Ahfeş dedi ki: Bunun nasbi da; Süsledi" fiili iledir. Yani; şeytan onlara Allah'a secde etmemelerini de süslü göstermiştir.

el-Kisaî ise "Onları... alıkoymuş" ile nasb mahallindedir. Yani Allah'a secde etmesinler diye onları alıkoymuş demektir, der. Her iki açıklamaya göre de bu mef'ûlün lehtir.

el-Yezidî ile Ali b. Süleyman da şöyle demektedir:

"Amellerini" lâfzından bedel olarak nasb mahallindedir. Bu durumda mana şöyle olur: Şeytan onlara amellerini, Allah'a secde etmemelerini, onlara süslü göstermiş...

Ebû Amr ise şöyle demektedir: Burada; "Doğru yoldan" lâfzı bedel olarak cer mahallindedir. Buna göre ise mana şöyle olabilir: Onları doğru yoldan, Allah'a secde etmekten alıkoymuş...

Bir diğer görüşe göre bu âyette âmil "doğru yola gelemiyorlar" anlamındaki âyettir. Yani onlar yüce Allah'a secde etmeye yol bulamıyorlar. Bu da; onlar bu işin kendilerine farz olduğunu bilmiyorlar, demektir. Bu açıklamaya göre de zaid demektir. Yüce Allah'ın:

"seni secde etmekten alıkoyan nedir?" (el-A'raf, 7/12) âyetine benzemektedir ki bu; manasınadır. Bu kıraate göre burada secde yoktur. Çünkü onların ya şeytanın amellerini kendilerine süslü göstermesi yahut onları engellemesi ya da doğru yolu bulmalarına engel teşkil etmesi suretiyle onların secde etmeyi terkettiklerine dair bir haber vermek mahiyetindedir.

ez-Zührî, el-Kisaî ve başkaları ise; diye okumuşlardır ki bu da; "Ey şu kimseler, Allah'a secde ediniz" anlamındadır. Çünkü "yâ" nida harfi ile fiillere değil, isimlere seslenilir. Sîbeveyh de şu beyiti nakletmektedir:

"Ey (şunlar) Allah'ın ve bütün kavimlerin,

Ve hatta salihlerin laneti Sim'an gibi bir komşunun üzerine olsun."

Sîbeveyh dedi ki: "Ya; ey" nida edatı, lanette nida değildir. Çünkü ona nida olsaydı, onu nasbetmesi gerekirdi. Zira bu takdirde muzaf bir münada olur. Ancak İfadenin takdiri: Ey sözümü işitenler, Allah'ın laneti ve bütün kavimlerin laneti Sim'an'a olsun" şeklindedir. Bazıları da Araplardan şu ifadeleri duyduğunu nakleder: Bununla: "Ey kavim merhamet ediniz, doğru söyleyiniz" demek isterler. Bu kıraate göre "Secde ediniz" emri hazır olmak itibariyle cezm mahallindedir.

Vakıf da; "Ey..." üzerinde yapılır, bundan sonra da okumaya başlanarak; "Secde edin" diye okunur.

el-Kisaî dedi ki: Ben hocaları ancak emir manasına bunu şeddesiz okuduklarını duymuşumdur, başka türlü okuduklarını da duymadım.

Abdullah'ın kıraatinde; "Allah'a secde etmeniz gerekmiyor mu?" şeklinde "te" ve "nun" iledir.

Ubeyy'in kıraatinde ise; "Niye Allah'a secde etmezsiniz?" şeklindedir. Bu iki kıraat şeddesiz okuyanların lehine bir delildir.

ez-Zeccâc dedi ki: Şeddesiz okuyuş secde etmeyi gerektirmekle birlikte, şeddeli okuyuş secde etmeyi gerektirmemektedir. Ebû Hatim ile Ebû Ubeyde de şeddeli okuyuşu tercih etmişlerdir. (ez-Zeccâc) ayrıca der ki: Şeddesiz okuyuş güzel bir şekildir, ancak bu takdirde Sebe'in durumu ile İlgili haber kesintiye uğradıktan sonra tekrar onlardan söz konusu olur. Şeddeli okuyuşta ise verilen haberde arada bir kesinti olmaksızın ardı arkasına geliş söz konusudur.

en-Nehhâs da buna yakın bir açıklamada bulunmuş ve şöyle demiştir: Şeddesiz okuyuş uzak bir ihtimaldir, çünkü bu durumda ifadede i'tîraz (ara cümleleri) söz konusu olur. Şeddeli okuyuşta ise ifadede bir yeknesaklık ortaya çıkar. Aynı şekilde çoğunluk da bu (şeddisiz) kıraati benimsememiştir. Zira (şeddesiz okuyuşta) İki "elif hazfedilmiş demek olur. Ancak bu gibi hallerde sadece bir "elif hazfedilerek ihtisar yapılır. "Ey Meryem oğlu Îsa" demek gibi.

İbnu'l-Enbarî dedi ki; "Secde edin" emrinin "elif’i, da düştüğü gibi düşmüştür. "Ya: Ey"nın "elifi düşüp bu "secde edin" emrindeki "elife bitişince, "elif" düşmüş oldu. Onun düşmesi ihtisara ve hafif gelip, lâfızları az olanın tercihine bir delâlet sayılmıştır. el-Cevherî ise kitabının sonlarında şöyle demektedir: Bazıları derler ki: "Ya" böyle bir yerde ancak tenbih içindir. Sanki o; "Dikkat edin yalnız Allah'a secde edin!" demiş gibidir. Onun başına dikkat çekmek (tenbih) için "ya" getirilince bu sefer "secde edin" emrindeki "elif" vasıl elifi olduğundan dolayı düşmüştür ve böylelikle iki sakinin bir arada bulunması dolayısıyla da "ya" daki elif gitmiştir. Çünkü bu elif ile "secde edin" emrindeki elif sakindir. Şair Zu'r-Rimme de şöyle demektedir;

"Ey Meyyae'nin diyarı sen esenlikte ol; her türlü musibetten,

Ve senin o ekin bitirmeyen arazine yağmur hep bol bol yağsın."

el-Cürcanî dedi ki: Bu ifadeler hüdhüdün yahut Süleyman'ın ya da yüce Allah'ın söylediği araya girmiş sözlerdir. Bunun da anlamı: Dikkac edin, onlar Allah'a secde etmelidirler... Bu da yüce Allah'ın şu âyetini andırmaktadır; "Mü’minlere de ki: Allah'ın günlerini beklemeyenlere aldırmasınlar." (el-Câsiye, 45/14) Denildiğine göre bu, onlara verilmiş bir emirdir. Yani onları bağışlasınlar. Mushaf ta da bu şekilde yazılır, burada nida harfi yoktur.

İbn Atiyye dedi ki: Denildiğine göre yüce Allah’ın:

"... Çok büyük Arş'ın Rabbidir" âyetine kadar olan sözler, hüdhüdün söyledikleri sözlerdir. İbn Zeyd ve İbn İshak'ın görüşü de budur. Burada hüdhüdün şer'î teklife muhatap olmayıp şer'î hususlara dair nasıl konuşur şeklinde bir itiraz söz konusu olabilir. Bununla birlikte bu sözlerin hüdhüdün kendisine o kavme dair haber vermesi üzerine Süleyman (aleyhisselâm)'ın sözleri olma ihtimali de vardır, ayrıca yüce Allah'ın buyrukları olma ihtimali de vardır. O takdirde bu iki söz arasında bir ara cümlesi ifadeleridir. Dikkatle düşünülecek olursa, sabit görülecek sağlam görüş budur. 'in şeddeli okunuşu da bu sözlerin hüdhüde ait olduğu anlamını vermektedir, şeddesiz okunuş böyle bir manaya engeldir. Şeddesiz okuyuş az önce açıklamış olduğumuz üzere yüce Allah'a secde etme emrini ihtiva eder.

ez-Zemahşerî dedi ki; Eğer: Her iki kıraate göre mi secde vaciptir yoksa bu iki kıraatten birisine göre mi? diye sorarsan, şöyle cevap veririm: Bu her iki kıraate göre vacip bir secdedir, çünkü secde yerlerinde ya secde etme emri verilir, yahut secde edenler övülür, yahutta secdeyi terkedenler yerilir. Bu iki kıraatten birisinde secde etme emri manası vardır, diğerinde ise secdeyi terkedenlerin yerilmesi manası vardır.

Derim ki: Şanı yüce Allah, kâfirlerin secde etmediklerini haber vermektedir, el-İnşikak Sûresi'nde (84/21. âyetinde) olduğu gibi. Buhâri'de ve başka kaynaklarda sabit olduğu üzere de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) burada secde etmiştir Buhârî, I, 365. İşte en-Neml Sûresi'nde de böyledir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

ez-Zemahşerî dedi ki: ez-Zeccâc'ın belirttiği şeddesiz okuyuşta secde vaciptir. Şeddeli okuyuşta değildir, şeklindeki görüşü ise kabul edilmiş bir görüş değildir.

"Göklerde ve yerlerde olan gizliyi açığa çıkartan" âyetinde sözü geçen, göklerdeki gizli şeyler yağmurlardır. Yerin gizlilikleri ise hazineleri ve bitkileridir. Katade dedi ki: Gizliden kasıt sırdır. en-Nehhâs ise bu daha uygundur demiştir. Yani göklerde ve yerde gaib olan şeyleri o açığa çıkartır. Buna yüce Allah'ın;

"Gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen" âyeti da delil teşkil etmektedir,

"Gizli" lâfzını İkrime ve Malik b. Dinar hemzesiz olarak ve "be" harfi üstün olmak üzere okumuştur. el-Mehdevî: Bu kıyası bir tahfif ile okumadır, dedikten sonra, burada vakıf yapanlar arasından hemzeyi okumayı terkedenlerin ismini vermektedir,

en-Nehhâs dedi ki: Ebû Hatim'in naklettiğine göre İkrime hemzesiz olarak "elif" ile; diye okumuştur. Ancak Arapçada bunun câiz olmadığını da ileri sürmüş ve gerekçe olarak şunu göstermiştir: Eğer hemze okunmayacak olursa, onun harekesi "be" harfine verilir, bu durumda "Göklerde ve yerde olan gizliyi" diye okur. Şayet hemzeyi tahvil edecek olursa, o takdirde "be" harfini sakin ve ondan sonra da "ye" olmak üzere; diye okuması gerekir.

en-Nehhâs dedi ki: Ben Ali b. Süleyman'ı şöyle derken dinledim: Ben Muhammed b. Yezid'i şöyle derken dinledim: Ebû Hatim nahiv bakımından diğer akranlarından daha geride idi, onlara ulaşamamıştı. Ancak o beldesinden dışarıya çıktı mı kendisinden daha alim hiçbir kimseyle de karşılaşması mümkün olmazdı,

Sîbeveyh'in Araplardan naklettiğine göre hemze eğer öncesinde sakin harf bulunup kendisi de üstün ise "elife değiştirilebilir. Eğer kendisinden önceki harf sakin olup kendisi ötreli olursa "vav"a dönüştürülür, şayet ondan önceki harf sakin olup kendisi esreli olursa bu takdirde de "ye"ye dönüştürülür. Bu durumda; "İşte bu vesîdir, ben vesîye hayret ettim, vesîyi gördüm." Bu da; "Eli vesyoldu' Vesyolmak ise eti kesen fakat kemiği kırmaksızın kemiğe kadar ulaşan darbe demektir. tabirinden gelmektedir.

Aynı şekilde: "Bu çadırdır, çadıra hayret ettim, cadın gürdüm" de böyledir. Bunun böyle olmasının sebebi ise hemzenin şeddesiz olup, onun yerine bu harflerin ıbdal ile getirilmesidir. Yine Sîbeveyh'in, Temimoğulları ile Esedoğullarından naklettiklerine göre onlar; "Bu çadırdır" diyerek eğer hemze ötreli ise sakin olan (önceki harfi) da ötreli okuduklarını, eğer hemze esreli ise sakin olan harfi esreli okuyup hemzeyi de telaffuz ettiklerini, şayet hemze üstün ise sakin olan harfi üstün okuduklarını nakletmektedir. Yine Sîbeveyhin naklettiklerine göre hemze ötreli olsa dahi (önceki harfi) esreli okurlar, ancak bu sadece Temimoğullarından nakledilmiştir. Böyle okuyanlar; "Bayağı, adi" derler. Yine onun iddiasına göre bu kelimede "dal" harfini ötreli okumazlar. Çünkü onlar öncesinde esre bulunan ötre telaffuzundan hoşlanmazlar. Çünkü dilde, vezninde bir kelime yoktur.

Bütün bunlar, kıraat âlimleri topluluğunun okudukları ve dilde var olan telaffuz şekilleridir. Abdullah (b. Mes'ûd)'ın kıraatinde; Göklerde... olan gizliyi açığa çıkartan" seklindedir ki; ile harfleri biri diğerinin yerine kullanılabilir. Nitekim Araplar; Aranızdaki bilgiyi mutlaka açığa çıkartacağım" derlerken; demek isterler. Bu açıklamayı da el-Ferrâ' yapmıştır.

"Gizlediğiniz ve açıkladığınız şeyleri bilen" anlamındaki âyeti genel olarak kıraat âlimleri; "Gizlemeleri ve açıkladıktan şeyleri bilen" diye her iki fiilde de gaib "ya'sı ile okumuşlardır. Bu okuyuş, âyet-i kerimenin hüdhüdün söylediği sözlerden olmasını, yüce Allah'ın hüdlıüde kendisini tevhid etmek, yalnızca O'na secde ecme gereği, güneşe secde etmeyi red ve bunu şeytana izafe edip şeytanın bu işi kendilerine süslü gösterdiği bilgisini özellikle verdiğini, diğer kuşlar ik sair hayvanlara da böyle özel bilgi vermeyip üstün akılların dahi kolay kolay elde edemeyeceği oldukça incelikli bilgileri özellikle ihsan etmiş olduğu anlamını vermektedir.

el-Cahderî, Îsa b. Ömer, Hafs ve el-Kisaî ise bu fiilleri muhatab "te"si ile; Gizlediğiniz" ve; "Açıkladığınız" diye okumuşlardır. Bu okuyuşa göre; âyet-i kerîme yüce Allah'ın Mohammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın ümmetine bir hitabı olmaktadır.

25 ﴿