27

"Bakalım doğru mu söyledin? Yoksa yalancılardan mısın?" dedi.

14- Verilen Haberi Tetkik Etmek:

Yüce Allah'ın:

"Bakalım" âyeti düşünmek ve işi tetkik etmek anlamına gelen "nazar"dan gelmektedir. Bu söylediklerinde

"doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?" anlamını vermektedir. Buradaki; "İdin" sözü sen anlamındadır. Süleyman (aleyhisselâm)'ın:

"bakalım doğru mu söyledin?" deyip, senin işine bir bakalım dememiş olması, şundan ötürüdür: Hüdhüd:

"Senin bilmediğin şeyi ben gördüm" diyerek, bildikleri ile açıktan açığa öğündüğünü ortaya koyunca, Süleyman (aleyhisselâm) da açıkça ona; Bakalım doğru mu söyledin, yalan mı söyledin? demiştir. Bu da onun söylediklerine denk bir cevap teşkil etmektedir.

15- Yöneticilerin ve Sair îmanların Mazeret Kabul Etmeleri:

Yüce Allah'ın;

"Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?" âyetinde İmâmın, İslâm halifesinin, İslâm devlet başkanının yönettiği kimselerin mazeretini kabul etmesi ve gizli mazeretleri dolayısıyla zahir hallerindeki cezaları, onlardan uzaklaştırması gerektiğine dair delil vardır. Çünkü Süleyman (aleyhisselâm) kendisine mazeretini belirtince hüdhüdü cezalandırmadı. Hüdhüdün doğru söylemiş olması onun için bir mazeret teşkil etti, zira o cihadı gerektiren bir hususa dair haber vermişti. Süleyman (aleyhisselâm)'a da cihad sevdirilmişti. Sahih'deki rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah'tan mazur görmeyi daha çok seven hiçbir kimse yoktur. İşte bunun için o kitabı İndirmiş ve rasûller göndermiştir." Müslim, II, 1136, IV, 2114; Buhârî, VI, 2; Müsned, IV, .248.

Ömer (radıyallahü anh) da, en-Numan b. Adiy'in mazeretini kabul etmiş ve onu cezalandırmamıştı. Bununla birlikte İmâmın eğer şer'î bir hüküm ile alakalı ise bu hususu gereği gibi denemesi ve tetkik etmesi gerekmektedir. Nitekim Süleyman (aleyhisselâm) da böyle yapmıştır. Hüdhüd kendisine: "Gerçekten ben bir kadını onlara hükümdarlık eder buldum. Kendisine herşeyden verilmiş, onun bir de büyük bir tahtı var" deyince; hemen tamaha kapılarak gelişigüzel bir karar almadı. Mülkünü artırma arzusu onun hüdhüdün sözünü kesmesine sebeb teşkil etmedi. Nihayet hüdhüd ona: "Onu ve kavmini Allah'tan gayri güneşe secde eder buldum" deyince, o vakit duydukları onu öfkelendirdi ve verdiği haberi sona erdirmesini, bu hususta onun göremediği hususları da öğrenme isteğinde bulundu. Bu maksatla da; "Bakalım doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın?" dedi.

Sahih'de el-Misver b. Mahreme'den rivâyet edilen şu olay da (bu bakımdan) bununla benzerlik arzetmektedir. Ömer (radıyallahü anh) karnına vurulduğu için ceninini erken bırakan kadının durumu hakkında ashab ile istişare ettiğinde el-Muğire b. Şube şöyle demişti: Ben Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın onun hakkında küçük yaşta bir erkek köle ya da bir cariye verilmesi gerektiğini hükme bağladığına tanıklık ederim. Bunun üzerine Ömer (radıyallahü anh): Seninle beraber şahitlik edecek kimseleri bana getir, dedi, Muhammed b. Mesleme bu hususta onun lehine şahitlik etti. Bir diğer rivâyette de şöyle denilmektedir: Sen bu hususta işin içinden çıkmadıkça bundan elini çekemezsin. (Muğire b. Şu'be) dedi ki: Dışarı çıktım, Muhammed b. Mesleme'yİ gördüm, onu getirdim, o da şahitlik etti. Müslim, IIF, 1311; Müsned, IV, 253. İzin istemeye dair Ebû Mûsa hadisi İbn Abdi'l-Berr, et-Temhîd, III, 195. ve başkaları da bu kabildendir.

27 ﴿