28

"Bu mektubumu al, götür ve onu kendilerine bırak. Sonra da onlardan geri çekilip ne şekilde karşılık vereceklerine bak!"

16- Hazret-i Süleyman'ın Mektubu:

"Bu mektubumu al, götür ve onu kendilerine bırak" âyetinin onu kendilerine bırak" bölümü ile ilgili olarak ez-Zeccâc şöyle demektedir: Bunda beş kıraat şekli vardır: şeklinde "ya" harfinin de telaffuz edilmesi suretiyle. İkinci kıraat "ya" harfi hazfedilip ona de lalci eden esreyi isbat ile; şeklinde, üçüncü olarak "he" harfi ötreli ve aslı üzere "vav" harfini de isbat ile; şeklinde.

Dördüncü olarak "vav"ı hazfedip ötreyi isbat ile; şeklindeki okuyuştur. Beşinci okuyuşda Hamza'ya ait olup bu da "he" harfini sakin olarak; diye okumaktır.

en-Nehhâs dedi ki: Böyle bir okuyuş nahivcilere göre ancak nisbeten uzak ihtimalli bir yolla olabilir. O da takdiri bir vakıf kabul edilir. Ben Ali b. Süleyman'ı şöyle derken dinledim: Sen bu gerekçeye iltifat etme, eğer vakfı niyet edip vasletmesi câiz olsaydı İsimlerin sonlarından i'rabın da hazfedilmesi câiz olurdu. Yine (en-Nehhâs) dedi ki: Burada "kendilerine" diye çoğul lâfzını kullanıp "ona" lâfzını kullanmayış sebebi, daha önceden:

"Onu ve kavmini Allah'tan gayri güneşe secde eder buldum" diye buyurmuş olmasıdır. Sanki: Sen bunu dinleri bu şekilde olan kimselere götür, bırak demiş gibidir. Böylelikle o asıl önemi dine vermiş olmakta ve din hususunu göz önünde bulundururken, diğer hususlara önem vermemektedir. İşte mektuptaki hitabı da çoğul lâfzı ile kullanmasının sebebi budur.

Bu âyet ile ilgili kıssalar arasında rivâyet olunduğuna göre, hüdhüd oraya ulaştığında bu kraliçenin etrafının duvarlarla kapatılmış olduğunu gürdü. Belkıs'ın güneşe ibadeti dolayısı ile doğduğunda güneşin girmesi için duvarda bırakmış olduğu bir küçük boşluğa gitti. Rivâyete göre Belkıs uykuda iken mektubu bıraktı. Uyandığında mektubu gördü ve bundan dolayı korkuya kapıldı. Uykudayken birilerinin yanına girdiğini zannetti. Uykudan kalktığında kendisinde bir değişiklik görmedi. Güneşin durumunu öğrenmek üzere duvardaki boşluğa bakınca, hüdhüdü gördü ve böylelikle durumu anladı.

Vehb ile İbn Zeyd de şöyle demişlerdir: Onun güneşin doğuş yerine bakan bir duvar boşluğu vardı, güneş doğdu mu secde ederdi. Hüdhüd bu boşluğu kanadıyla kapattı, güneş yükseldi. Belkıs bunun farkına varmadı, güneşin doğuşunun geciktiğini anlayınca, ayağa kalkıp oraya baktı. Hüdhüd de mektubu ona attı. Mektubun üzerindeki mührü görünce, titredi ve boyun eğdi. Çünkü Süleyman (aleyhisselâm)’ın mülkü mühründe idi. Mektubu okuduktan sonra kavminin ileri gelenlerini topladı ve (âyette) daha sonra gelecek olan sözlerle onlara hitab etti.

Mukâtil de dedi ki: Hüdhüd mektubu gagasıyla taşıdı. Etrafında askerleri ve kumandanları bulunduğu sırada kadının tepesinde duruncaya kadar uçtu. Herkesin gözü önünde bulunduğu yerde kanatlarını çırpıp durdu. Kadın da başını kaldırıp ona bakınca mektubu göğsünün üzerine bıraktı.

17- Müşriklere Mektup Yazarak Davet Tebliğ Etmek:

Bu âyet-i kerimede müşriklere mektuplar gönderip İslâm davetinin onlara tebliğ edileceğine ve İslâm'a çağırılacaklarına delil vardır. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'da Kisra'ya, Kayser'e ve herbir zorbaya -daha önce Al-i İmrân Sûresi'nde (3/64. âyet, 1. başlıkta) geçtiği üzere- mektuplar göndermişti,

18 Hazreti Süleyman'ın Talimatı:

Yüce Allah'ın:

"Sonra da onlardan geri çekil" diyerek, ona geri çekilmesini emretmesi, krallara karşı takınılan edebe uygun olarak bir kenara çekilip, güzel bir edeb örneğini göstermesini istemiştir. Anlamı da şudur: Sen onların konu hakkındaki tartışmalarını görecek şekilde yakınlarında bulun. Bu açıklamayı Vehb b. Münebbih yapmıştır. İbn Zeyd de şöyle demiştir: Burada "geri çekilme" emri yanına geri dönmek anlamındadır, yani bu mektubu onlara bırak ve geri dön. "Ne şekilde karşılık vereceklerine bak" âyeti ise "geri çekil" âyetinden takdim manasını taşır. (Yani bu sözlerde belirtilenler daha önce yapılması gereken işlerdir.) Ancak ifadedeki tertib daha kuvvetli görülmektedir, yani sen bu mektubu onlara bırak, sonra bir kenara çekil, Bu arada da bir bak, yani bekle.

Şöyle de açıklanmıştır: Burada "bak" bil demektir. Yüce Allah'ın:

"O günde kişi iki elinin önden yolladığına bakacak (bilecek.)" (en-Nebe’, 78/40) âyetinde olduğu gibi. Yani onların ne şekilde karşılık yereceklerini öğren, ne cevap vereceklerini ve ne gibi sözlerle karşılık vereceklerini öğren, anlamındadır.

"Ne şekilde karşılık vereceklerine bak" kendi aralarında bu hususu nasıl tartışacaklarını gör, anlamında olduğu da söylenmiştir.

28 ﴿