29

Dedi ki: "Ey ileri gelenleri Gerçekten bana çok şerefli bir mektup bırakıldı.

Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız;

1- Süleyman (aleyhisselâm)'ın Değerli Mektubu;

Yüce Allah'ın:

"Dedi ki: Ey ileri gelenler..." âyetinde hazfedilmiş ifadeler vardır. Yani: Hüdhüd gitti, mektubu onlara bıraktı, O kadının da: "Ey ileri gelenler" diyen sözlerini de işitti. Daha sonra bu kadın kendisine gönderilen mektubu "kerim: çok şerefli" diye nitelendirmektedir. Bu ya kendisine ve kendilerine göre büyük bir şahsiyetten geldiğinden ötürü idî. Süleyman (aleyhisselâm)'ı tebcil gayesiyle mektubuna la'zimde bulundu. İbn Zeyd'in görüşü budur, Ya da o bu Sözleriyle mektubun mühür ile kapatılmış olduğuna işaret etmiştir. Çünkü mektubun şerefi onun mührüdür. Bu İfade Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan da rivâyet edilmiştir. el-Heysemî, Mecmau'z-Zevaıd, VIII, 99; ravilerinden Muhammed b. Mervan es-Süddi es-Sagir'in "metruk olduğu kaydıyla. Bir diğer görüşe göre bu mektuba "rahman ve rahim Allah'ın İsmi ile" diye başladığı için böyle demiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da: "Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın İsmi ile başlanılmayan herbir söz kesiktir" diye buyurmuştur. Benzer rivâyetler için bk. Süyûtî, el-Câmiu'l-Kebir, IH, 306. Bir diğer açıklamaya göre bu mektub Süleyman (aleyhisselâm)'ın İsmi ile başladığından dolayı çok şerefli kabul edilmişti. Çünkü böyle bir şeyi ancak üstün ve değerli şahsiyetler yapar.

İbn Ömer'den gelen rivâyete göre o Abdu'l-Melik b. Mervan'a yazdığı bey'at mektubunda şöyle demiş: Abdullah (b. Ömer)'dan mü’minlerin emiri Abdu'l-Melik b. Mervan'a: Ben sana gücüm yettiği ölçüde dinleyip, İtaat edeceğimi bildiriyorum. Benim çocuklarım da senin için bunu kabul etmektedirler Buhârî, VI, 2634; Beyhakî, es-Sünenu'l-Kübrâ, 147.

Şöyle de denilmiştir: O bu mektubun semadan geldiği vehmine kapılmıştı. Zira bu mektubu kendisine ulaştıran bir kuştu.

Buradaki "kerim: çok şerefli"nin güzel anlamına geldiği de söylenmiştir. Yüce Allah'ın:

"Şerefli makamlarda" (eş-Şuara, 26/58) âyetinde olduğu gibi. Bu da oturulacak güzel yer demektir.

Bir diğer açıklama da şöyledir: Mektubu bu şekilde nitelendirmesinin sebebi, bu mektubun peygamberlerin yüce Allah'ın yoluna davet ederken benimsedikleri adet üzere yumuşak sözler, yüce Allah'a ibadete çağırmak için verilen öğütler ihtiva etmesi, herhangi bir sövme ve lânetleme muhtevası olmaksızın güzel bir şekilde duygularını kendisine meylettirme ve ince ifadeler kullanması, duyguları olumsuz şekilde etkileyecek sözler bulunmaması, bayağı ve anlaşılamaz ifadeler taşımaması dolayısıyladır. Yüce Allah'ın peygamberine söylediği şu buyruklarda olduğu gibi:

"Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et." (en-Nahl, 16/125) Nitekim Mûsa ve Harun (İkisine de selam olsun)'a da böyle buyurmuştu:

"Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır yahut korkar" (Tâ-Hâ, 20/44)

Bütün bunlar güzel açıklama şekilleridir. Bu (sonuncusu) en güzelleridir. Rivâyete göre Süleyman (aleyhisselâm)'dan önce hiçbir kimse "Rahmân ve rahim Allah'ın adıyla" ifadesini yazmış değildir.

Abdullah'ın kıraatinde bir "vav" fazlalığı ile, "Ve o gerçekten Süleyman'dandır" şeklindedir.

2- Mektubun Niteliği:

Burada mektubun "kerim: çok şerefli" diye nitelendirilmesi olabilecek en ileri derecedeki bir nitelendirmedir. Nitekim yüce Allah:

"Muhakkak o, çok kerim (şerefli) bir Kur'ân'dır" (el-Vakıa, 56/77) diye buyurmaktadır,

Çağımızdakiler ise mektupları çok önemli, çok üstün, çok İyi ve çok güzel diye nitelendirmektedir. Eğer bu mektup bir hükümdara ait ise onu "aziz" diye nitelendirirler ve gafilliklerinden dolayı "kerim" diye nitelendirmezler. Halbuki bu, bu gibi hasletlerin en üstünüdür. Aziz vasfına gelince, yüce Allah şu âyetinde Kur'ân-ı Kerîm'i aziz olarak nitelendirmiştir:

"Halbuki o hiç şüphesiz aziz bir kitaptır. Önünden de, arkasından da batıl ona erişemez." (Fussilet, 41/41-42) İşte bu kitabın izzeti budur. Böyle bir izzet onun dışında hiçbir kimse (ve şey) hakkında söz konusu olamaz. O bakımdan yazdığınız mektupları böyle nitelendirmekten uzak durunuz. Bunun yerine "el-ali: üstün" vasfını kullanınız. Böylelikle yöneticilik hakkının gereğini yerine getirmiş, diyaneten de ihtiyat yolunu seçmiş olursunuz. Bu açıklamayı Kadı Ebubekr İbnu’l-Arabî yapmıştır.

3- Mektubun Başında Zikredilecek İsim:

Eskiden bir mektup yazdılar mı önce kendilerini belirterek filandan filana derlerdi. Rivâyetler de bu şekilde gelmiştir. er-Rabî' b. Enes’in şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Kimse Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan daha büyük hürmete lâyık değildi. Bununla birlikte ashabı da mektup yazdılar mı önce kendi isimlerini yazarak başlarlardı.

İbn Şîrîn dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: "Faris (fers) ahalisi mektup yazdıklarında öncelikle büyüklerinin ismini anarak başlarlar. O bakımdan kim mektub yazarsa, ancak kendi İsmi ile başlasın.” İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, VIII, 223'ten rivâyetin birinci cümlesi Meymunun sözü olarak.

Ebû’l-Leys (es-Semerkandî) "el-Bustan (Bustanul-Arifin)" adlı eserinde şöyle demektedir: Mektuba, mektub gönderdiği şahsın ismini zikrederek başlasa da caizdir. Çünkü artık ümmet bu hususta icma etmiş ve bu konuda gördükleri bir maslahat dolayısıyla bunu uygulamış bulunuyorlar. Ya da böylelikle daha önceki uygulama neshedilmiş olmaktadır. Artık bu gün için uygun olan kendisine mektub gönderilenin adının anılarak mektuba başlamaktır, sonra da kendi ismini anmaktır. Çünkü kişinin mektuba kendi İsmi ile başlaması, onun mektup gönderdiği kişiyi hafife alması, ona karşı büyüklenmesi olarak kabul edilmektedir. Ancak kölelerinden yahut emrinin altındakilerden birisine yazması hali müstesnadır.

4- Mektupta Verilen Selamı Almak:

Bir kimseye selam ya da buna benzer ifadeler ihtiva eden bir mektup gelirse, buna gereken cevabın verilmesi gerekir. Çünkü hazır olmayanın gönderdiği mektub huzurda bulunan kimsenin verdiği selam gibidir. İbn Abbâs'dan gelen rivâyete göre o selam almayı vacip gördüğü gibi, mektuba cevap yazmayı da vacip görürdü. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır.

5- Mektuplara "Bismillahirrahmanirrahim" Yazmak:

Gönderilen mektup ve risalelerin başına Bismillahirrahmanirrahim yazmak ve mektupları mühürlemek ittifakla kabul edilmiş bir şeydir. Çünkü böylesi şüpheyi daha bir uzaklaştırıcıdır. Resmi uygulamalar da böyle devam etmiştir. Ömer b. el-Hattâb'dan rivâyete göre o şöyle demiştir: Eğer bir mektup mühürlü değil ise, o olduğu hal üzere bırakılmış gibidir. Hadiste de: "Mektubun değeri onun mührüdür" diye buyurulmuştur. Ediplerden birisi -ki İbnu'l-Mukaffa'dır- şöyle demiştir: Kim kardeşine bir mektup yazar da, onu mühürlemezse onu hafife almış demektir. Çünkü mühür (hatm) hitama erdirmektir. Enes dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Arap olmayan (lıükümdar)lara mektup yazmak isteyince ona: Onlar, üzerinde mühür bulunmayan mektubu kabul etmezler, denildi. Bunun üzerine o bir mühür yaptırdı ve mührün taşı üzerine; "lâ ilahe illallah Muhammedu'r-Resûlüllah" ibaresini nakşetti. Ben şimdi o mühürün parıltısını ve elindeki beyazlığını görüyor gibiyim Buhârî, VI, 2619; Nesâî, VIII, 176.

29 ﴿