35

"Muhakkak ben onlara bir hediye gönderip elçilerin ne ile döneceklerine bakacağım."

Bu âyete dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:

1- Belkıs'ın Gönderdiği Hediye ve Elçi

Görüleceği gibi bu rivâyetlerin hiç birisi sağlam ve belli bir senedle peygamber Efendimize ya da ashaba ulaşmamakadır isrâiliyyat olma ihtimalleri çok yüksek, olup bunların hiç birisinin ilmî bakımdan itibar edilecek bir yanları da bulunmamaktadır

"Muhakkak ben onlara bir hediye gönderip..." ifadesinde dile geçirilen husus, onun güzel bir görüş ve güzel bir idare sahibi olduğunu göstermektedir. Yani ben bu adamı göndereceğim hediye ile deneyeceğim. Ona bu hediyeler arasında nefis mallar verecek ve ülkemin çeşitli İşlerinin oldukça alışılmadık hususlarını ona göstereceğim. Eğer bu dünyevi bir hükümdar ise göndereceğimiz mal onu hoşnut edecektir. Biz de onunla buna göre davranırız. Şayet bir peygamber ise bu mal kendisini razı etmeyecek ve dininin emri hususunda bizden isteklerini yerine getirmemizi talep etmeye devam edecektir. O vakit bizim ona îman etmemiz ve dini üzere ona uymamız gerekecektir. Bunun üzerine ona-insanların tafsilatı hakkında çokça sözler söylediği- pek büyük bir hediye gönderdi. Saîd b. Cübeyr, İbn Abbâs'tlan naklen dedi ki: Ona altından bir kerpiç gönderdi. Giden elçiler duvarların altından olduğunu görünce bu sefer getirdikleri hediye gözlerinde önemini kaybetti.

Mücahid dedi ki: Ona ikiyüz köle ile ikiyüz cariye gönderdi. İbn Abbâs'tan rivâyete göre de onlara erkek elbisesi giydirdiği oniki kız hizmetçi, kadın elbiselerini giydirdiği oniki erkek hizmetçi gönderdi. Bu hizmetçilerin elinde de misk ve anber tabakları vardı. Ayrıca altın kerpiçler yüklenmiş oniki asil deve de göndermişti. Birisi deliği açılmamış, diğeri eğimli bir şekilde deliği açılmış iki tane de boncuk gönderdi, İçinde bir şey bulunmayan büyükçe bir kase ile Himyer hükümdarlarının birbirlerinden miras aldığı bir de asa gönderdi. Bu hediyeleri kavminden bir toplulukla birlikle ona gönderdi.

Elçinin bir kişi olduğu da söylenmiştir. Ancak onunla beraber hizmetçiler vardı.

Bir diğer görüşe göre o el-Münzir b. Amr adında kavminin eşrafından bir adam göndermişti. Ona da akıl ve görüş sahibi bir takım kimseleri katmıştı. Gönderdiği hediye ise yüz erkek ve yüz kadın hizmetçi idi. Erkeklere kadın, kadınlara da erkek elbisesi giydirilmişti. Erkek hizmetçilere şu talimatı vermişti: Süleyman sizinle konuşacak olursa, siz de onunla kadınların konuşmasına benzer bir eda ile konuşunuz. Kadınlara da: Onunla erkeklerin sözlerine benziyen nisbeten kaba sözlerle konuşunuz.

Denildiğine göre hüdhüd gelip, Süleyman'a bütün bunları haber verdi.

Yine denildiğine göre yüce Allah, Süleyman'a bunları haber vermiştir. Süleyman (aleyhisselâm) bulunduğu yerden dokuz fersahlık bir mesafeye kadar altın ve gümüş kerpiçlerle döşenmesini emretti. Sonra da şöyle dedi: Karada ve denizde gördüğünüz en güzel hayvanlar hangileridir. Onlar: Ey Allah'ın peygamberi, şöyle bir denizde noktalı ve muhtelif renkli hayvanlar görmüştük. Bunların kanatları, başlarında yeleleri ve perçemleri vardı. Süleyman (aleyhisselâm) emir verdi ve bu binekler getirildi. Meydanın sağ ve soluna akın ve gümüş kerpiçlerin üzerine bağlandı, önlerine de yemleri kondu. Sonra da cinlere: Bana çocuklarınızı getiriniz, dedi. En güzel gençler kılığında onları meydanın sağ ve soluna yerleştirdi. Daha sonra Süleyman (aleyhisselâm) meclisinde tahtına oturdu. Sağında dörtbin koltuk, solunda da dörtbin koltuk yerleştirildi. Bunların üzerlerine de peygamberleri ve ilim adamlarını oturttu. Şeytanlara, cinlere ve insanlara da fersahlar boyunca saf saf dizilmelerini emretti. Yırtıcı hayvanlara, yabani hayvanlara, haşerata ve kuşlara da emrederek onlar da sağında ve solunda fersahlar boyunca dizildiler. Elçiler meydana yaklaşıp, Süleyman'ın mülkünü görünce daha önce gözlerinin daha güzelini göremedikleri atların, altın ve gümüş kerpiçler üzerinde pislediklerini görünce, bu sefer kendilerinin ne kadar küçük olduklarını anladılar. Beraberinde bulunan hediyeleri bir kenara attılar.

Bir rivâyette de şöyle denilmektedir: Süleyman emrinin altındakilere meydanın altın ve gümüş kerpiçlerle döşenmesini emredince, ayrıca yollarında bir kilimlik kadarlık bir yerin de döşenmeden bırakılmasını emretmişti. Buraya uğradıklarında bu işi kendilerinin yapmış olabilecekleri ithamından korktuklarından beraberlerinde getirdikleri hediyeleri buraya bıraktılar. Şeytanları görünce son derece dehşetti ve korkunç bir manzara ile karşılaştıklarından korktular ve çekindiler. Şeytanlar onlara: Geçiniz, size bir zarar gelmeyecektir dediler. Onlar böylece bölük bölük cinlerin, insanların, hayvanların, kuşların, yırtıcı ve yabani hayvanların yanlarından geçe geçe gittiler ve nihayet Süleyman'ın önünde durdular. Süleyman onlara güler bir yüzle, güzel bir şekilde baktı. Belkıs elçisine şöyle demişti: Sana kızgın bir eda ile bakacak olursa, bil ki o bir hükümdardır. Onun bu bakışı seni dehşete düşürmesin, ben ondan daha güçlüyüm. Eğer adamın sana güleryüzle ve yumuşak baktığını görecek olursan, bil ki o Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Onun ne söylediğini anlamaya çalış ve ona göre cevap ver. Bunun üzerine hüdhüd de Süleyman'a az önce geçtiği üzere bu hususları haber verdi.

Belkıs altından bir hokka içerisinde delinmemiş ve eşi bulunmadık bir inci bırakmıştı, bir de eğri bir şekilde delinmiş bir boncuk. Elçisi ile beraber gönderdiği mektupta da şu ifadeleri yazmıştı: "Eğer sen bir peygamber isen kimlerin erkek, kimlerin kız hizmetçi olduklarını ayır. Hokkanın içerisinde bulunanı bildir, asanın başı neresi altı neresi bana söyle, şu inciyi de düz bir şekilde del, boncuğun ipini geçir, bu kâseyi de yerden de semadan da olmayan bir su ile doldur.

Elçi huzura varıp Süleyman'ın önünde durunca, hükümdarın mektubunu ona verdi. Süleyman kadının mektubuna baktı ve: Hokka nerede? dedi. Elçi hokkayı getirdi, Süleyman hokkayı hareket ettirdi, Cebrâîl ona içinde neler olduğunu haber verdi, daha sonra Süleyman da onlara durumu bildirdi. Elçi ona: Evet doğru söyledin dedi, şimdi inciyi del ve boncuktan da ipi geçir dedi. Süleyman cin ve insanlardan inciyi delmelerini istedi, beceremediler. Şeytanlara bu hususta görüşünüz nedir? diye sordu. Onlar: Sen ağaç kurtçuğuna haber gönder dediler. Kurtçuk geldi ve ağzına bir kıl aldı. Nihayet incinin öbür tarafından çıktı. Süleyman ona ihtiyacın nedir? diye sorunca, kurtçuk da: Rızkımın ağaçta olmasını dile, dedi. Süleyman da istediğin sana verilecektir, dedi. Daha sonra Süleyman: Bu boncuktan, bu ipi kim geçirebilir, dedi. Beyaz bir meyve kurdu: Bunu ben yapabilirim ey Allah'ın peygamberi dedi. Meyva kurdu İpi ağzına aldı, deliğin bir tarafından girdi, öbür tarafından çıktı. Süleyman ona: İhtiyacın nedir? diye sordu. O da: Rızkımın meyvelerde kılınmasını dile dedi. O da: Senin de istediğin olacaktır dedi. Daha sonra erkek hizmetçilerle, kadın hizmetçileri birbirinden ayırdı.

es-Süddî dedi ki: Onlara abdest almalarını emretti. Erkekler el ve ayaklarına suları yukardan dökmeye başladılar, kızlar, sol elleri ile sağ ellerine, sağ ellerinden de sol ellerine su döktüler. Böylelikle onları birbirinden ayırdı.

Şöyle de denilmiştir: Kızlar bir eliyle kaptan suyu alır, diğer elinin yanına getirir, sonra da böylece yüzlerini yıkarlardı. Erkekler ise suyu kaptan aldıkları gibi, yüzlerine çalıyorlardı. Kızlar kollarının iç tarafları üzerine suyu dökerken, erkekler dış taraflarına, kızlar suyu usulüne göre dökerken, erkekler yukardan aşağı ellerine dökerlerdi. Böylece onları birbirinden ayırdı.

Yahya b. Müslim'in rivâyetine göre Saîd b. Cübeyr şöyle demiştir: Belkıs ikiyüz erkek ve kadın hizmetçi göndermiş ve şöyle demişti: Eğer bir peygamber ise erkeklerle dişileri birbirinden ayırdedebilecektir. O da onlara abdest almalarını emretti, Abdest alanlardan elinden önce dirseğini yıkayanların dişi, elini dirseğinden önce yıkayanların da erkek olduğu ortaya çıktı. Sonra asayı havaya attı ve şöyle dedi: Bu uçların hangisi yere daha önce değerse asanın başı orasıdır. Daha sonra atlara emir vererek terleyinceye kadar koşturuldu. Ona gönderilen kaseyi de atın teri ile doldurdu. Sonra da Süleyman bu hediyeyi ona geri gönderdi.

Rivâyete göre hediyeyi Belkıs'a geri gönderip de, elçisi gördüklerini ona anlatınca kadın kavmine: Bu semavi bir emirdir, dedi,

2- Hediyenin Mahiyeti ve Hediyeyi Kabul Etmek Sünneti:

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) hediyeyi kabul eder, hediyeye karşılık verirdi. Fakat sadaka almazdı. Süleyman (aleyhisselâm) ile sair peygamberler de -Allah'ın salât ve selâmı hepsine olsun- böyle idi.

Belkıs'in, hediyeyi kabul edip etmemeyi belirttiğimiz şekilde kanaatine göre Süleyman'ın bir hükümdar ya da bir peygamber oluşuna alamet olarak kabul etmesi, onun göndermiş olduğu mektupta: "Bana karşı büyûklenmeyin ve müslümanlar olarak bana gelin" demiş olmasıydı. Böyle bir teklifte ise fidye kabul olunamaz ve böyle bir teklif karşılığında da hediye alınamazdı. Bu husus şeriatın hükümlerine göre hediyenin kabul olunabileceği bir husus değildi. Böyle bir teklif karşılığında hediye kabul etmek ancak bir rüşvettir ve hakkı batıla değişmektir, bu ise helal olmayan rüşvettir. Karşılıklı sevgi ve aradaki bağları gözetmek maksİsmi ile mutlak olarak hediye vermeye gelince, o herkesin herkese vermesi câiz olan bir şeydir. El verir ki hediye veren müşrik olmasın.

3- Müşrikin Hediyesinin Hükmü:

Eğer hediye müşrikten gelirse Hadîs-i şerîfte: "Bana müşriklerin verecekleri bağışlar yasak kılındı" denilmektedir İbnu’l-Cârûd, el-Munteka, I, 280; Tirmizî, IV, 140. Müşriklerin verdiği hediyeyi kabul ettiği de rivâyet edilmiştir. Malik'in, Sevr b. Zeyd ed-DÎ'lî ile başkalarından yaptığı rivâyette olduğu gibi. Peygamber Efendimizin hediyeyi kabul eniğine dair rivâyetler için bk. Müslim, 11, 754; Buhârî, II, 910-913, 922 vs.,.. İlim adamlarından bir topluluk her iki hususta da nesholduğunu söylemişlerdir. Başkaları da bu hususta neshedici de yoktur, mensuh da yoktur, demiştir. Burada (Peygamber Efendimizin) göz önünde bulundurduğu husus şuydu: Yenik düşüreceği, ülkesini alacağı ve İslâm'a gireceğini ümit ettiği kimsenin hediyesini kabul etmezdi. İşte Süleyman (aleyhisselâm)'ın durumu da bu şekilde idi. Böyle bir durumda olan bir kimsenin hediyesinin kabul edilmesi "ona artık ilişilmez" diye yorumlanabileceğinden dolayı nehyedilmiştir. Bu hususta ilim adamlarının en güzel te'vili budur. Bu yolla hadislerin arası telif edilmiş olmaktadır. Bundan başka görüşler de vardır.

4- Hediyeleşmenin Hükmü:

Hediyeleşmek mendubtur. Hediyeleşmek karşılıklı sevgiye sebeptir, düşmanlığı giderir. Malik, Atâ b. Abdullah el-Horasanî'den şöyle dediğini rivâyet eder: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Birbirinizin kusurlarını bağışlayınız, böylelikle kin gider. Karşılıklı hediyeleşiniz, birbirinizi seversiniz ve içinizdeki çekememezlikler gider." Muvatta’, II, 908. İbn Hacer, Fethu'l-Bâri, XI, 55.

Muaviye b. el-Hakem dedi ki: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı şöyle buyururken dinledim: "Hediyeleşiniz, çünkü o sevgiyi kat kat arttırır ve kalplerdeki kötü duyguları giderir." Muhammed b. Selâme el-Kuciâî, Müsnedu'ş-Şihâb, I, 382. Darakutnî dedi ki: Bu hadisi İbn Büceyr babasından, o da Malik'ten münferiden rivâyet etmiştir. İbn Büceyr pek beğenilen bir kişi değildi. Böyle bir rivâyet Malik'ten de, ez-Zührî'den de sahih değildir.

İbn Şihab'dan da şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şöyle buyurduğu bize ulaşmıştır: "Kendi aranızda hediyeleşiniz, çünkü hediye kini giderir. " TaberSnî, el-Mu'cemu'l-Evsat, II, 146.

İbn Vehb dedi ki: Ben Yûnus'a (hadiste geçen): "Sahime (kîn)"in ne anlama geldiğini sordum. O da bana: "o ğıll (kîn)dir" dedi.

Bu hadisi el-Vakkasî Osman, ez-Zührî'den mevsul olarak rivâyet etmiştir ki o zayıf bir ravidir. Özellikle Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hediyeyi kabul ettiği sabit olmuştur. Bu konuda uyulmaya değer güzel örnek olarak o yeter. Sünnete tabi olmakla birlikte hediyenin faziletleri arasında şu da vardır: O nefislerdeki kötü duyguları izale eder. Hediye edene de, kendisine hediye verilene de karşılaşma halinde, meclislerde oturma halinde kalbi duyguları kazandırır. Şu beyitleri söyleyen ne güzel söylemiş:

"Birbirlerine hediye vermeleri insanların,

Kalpleri arasında bir bağ meydana getirir.

Kalbe bir sevgi ve bir muhabbet tohumu eker.

Karşılaştıklarında da onlara bir güzellik kazandırır."

Bir başkası da şöyle demiştir:

"Hediyelerin -geldiler mi- üstün bir payları vardır,

Evladın o şefkatli baba nezdindeki mevkiinden daha büyük."

5- Aynı Mecliste Bulunanların Hediyedeki Hakları:

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: "Sizinle aynı mecliste oturanlar, hediyede sizin ortaklarınızda." İbn Abdi'l-Berr, et-Temhid, VI, 156'da "...eğer senedi sahih ise..." kaydını XXI, 124'te senedinin "leyyin" olduğu kaydını eklemektedir.

Hadisin anlamı hususunda farklı görüşler vardır. Hadisin zahirine göre hamledileceği söylendiği gibi, hediye alan kişi mecliste bulunanları hediyeye bir lütuf, bir kerem ve insanlık olarak onları ortak kılar. Böyle bir işi yapmayacak olursa buna mecbur tutulmaz. Ebû Yûsuf da: Bu meyve ve benzeri hususlarda olur demiştir. Kimisi de: Onlar hediyede değil, sevinçte onun ortaklarıdırlar, derler. Bu haber Ashab-ı Suffa, Hankâh ve Ribatlarda oturan kimseler ve benzerleri hakkında yorumlanmıştır. Şayet böyle bir kişi fakihlerden birisi ise hediyeyi özel olarak o alır ve arkadaşlarının onda bir ortaklığı bulunmaz. Eğer onları ortak edecek olursa, bu onun bir cömertliği ve keremi olur.

6- Hediyenin Etkisi:

"Elçilerin ne ile döneceklerine bir bakayım" bekleyeyim, Katâde dedi ki: Allah ona rahmetini ihsan etsin. O gerçekten müslüman iken de, müşrik iken de çok akıllı idi. Hediyenin insanlar üzerindeki etkisini çok iyi biliyordu.

"Ne ile" lâfzından elifin düşmesi haber sı ile arasındaki farkı göstermek İçindir. Bununla birlikte bu elifin yazılması da câiz olabilir. Nitekim şair şöyle demiştir:

"Âdinin birisi ne diye kalkıp bana sövüyor,

Külde debelenen bir domuz gibi."

35 ﴿