82O söz aleyhlerine gerçekleşince, Biz onlara yerden bir Dâbbe çıkartırız. Onlara: "İnsanlar âyetlerimize İnanmıyorlardı" diye söyler. Yüce Allah'ın: "O söz aleyhlerine gerçekleşince biz onlara yerden bir Dâbbe çıkartırız. Onlara... söyler" âyetinde geçen: "söz aleyhlerine gerçekleşince" âyeti ile "Dâbbe"nin ne olduğu hususunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre; "o söz aleyhlerine gerçekleşince" yani aleyhlerine ilahi gazab vacib olunca, demektir. Bu açıklamayı Katade yapmıştır. Mücahid de şöyle demiştir: Bu, onların îman etmeyeceklerine dair aleyhlerinde söz hak olunca, anlamındadır. İbn Ömer ile Ebû Said el-Hudri (r. anhuma) dediler ki: İyiliği emretmeyip kötülükten sakındırmayacak olurlarsa ilahi gazab aleyhlerine vacip olur. Abdullah b. Mes'ûd dedi ki: "Sözün gerçekleşmesi" âlimlerin ölümü, ilmin yok olması ve Kur'ân'ın kaldırılması demektir. Yine Abdullah (b. Mes'ûd) dedi ki: Kaldırılmadan önce çokça Kur'ân okuyunuz. Dediler ki: Peki haydi mushaflar kaldırıldı, ya onu ezberlemiş olanların ezberleri ne olacak? Şöyle dedi: Geceleyin onun üzerine bir yürüyüş tertiplenir, onlar Kur'ân'dan yana kupkuru sabahı ederler. Lâ ilahe illallah'ı unuturlar, cahiliyenin sözlerine ve şiirlerine dalarlar. İşte bu, sözün aleyhlerine gerçekleşeceği vakittir. Derim ki: Bunu Ebubekr el-Bezzâr senedini kaydederek zikreder, el-Bezzârdedi ki: Abdullah b. Yusuf es-Sakafî anlattı, dedi ki: Bize Abdu’l-Mecid b. Abdu’l-Aziz, Mûsa b. Ubeyde'den anlattı. Mûsa Safvan b. Suleym'den, o Abdullah b. Mes'ûd'un oğlundan (Allah ondan ve babasından razı olsun) rivâyete göre; Abdullah dedi ki: Kaldırılmadan ve insanlar onun mekânını unutmadan önce şu Beyt'i çokça ziyaret ediniz. Kaldırılmadan önce şu Kur'ân'ı çokça okuyunuz. Ey Abdu'r-Rahmân, dediler: Haydi mushaflar kaldırıldı diyelim, peki ya onu ezberlemiş olanların kalplerinden nasıl kaldırılacak? Dedi ki: Sabahı edecekler ve bizler bir söz söylüyorduk, bizler bir söz söylüyorduk ama... diyecekler ve bu sefer cahiliye şiirlerine ve cahiliye hikâyelerine dönecekler. İşte bu sözün aleyhlerine hak olacağı zamandır Beyhakî, Şuabu'l-Îman, 11, 355; İbnu'l-Mübarek, ez-Zühd, s, 277. Bir diğer açıklamaya göre sözü edilen "hak olacak söz" yüce Allah'ın şu âyetinde dile getirilmektedir: "Fakat benden sadır olan: Cehennemi... elbette dolduracağım, sözü hak olmuştur." (es-Secde, 32/13) Buna göre sözün gerçekleşmesi bunların hakkında cezanın vacip olmasıdır. İşte bunlar tevbelerinin kabul olunmayacağı ve kendilerinden mü’min bir evladın olmayacağı bir noktaya geldiklerinde, o vakitte kıyâmet kopmuş olacaktır. Bunu da el-Kuşeyrî zikretmektedir. Altıncı bir görüş de şöyledir: Hafsa bint-i Şîrîn dedi ki: Ben Ebû'l-Âl-iyye'ye şanı yüce Allah'ın: "O söz aleyhlerine gerçekleşince biz onlara yerden bir Dâbbe çıkartırız. Onlara... söyler." âyeti hakkında sordum da şöyle cevap verdi: Yüce Allah Nûh (aleyhisselâm)'a: "Kavmimden daha evvel îman etmiş olanlardan başkası asla îman etmeyecektir." (Hud, 11/36) diye vahyetmişti. (Onun bu açıklamasını İşitince) sanki yüzümün üstünde bir perde vardı da, açılmış oldu. en-Nehhâs dedi ki: Bu da verilen güzel cevaplardandır. Çünkü insanlar imtihan edilirler ve geride bırakılırlar. Zira aralarında mü’min ve salih kimseler de vardır. Yüce Allah'ın daha sonra îman edip tevbe edeceğini bildiği kimseler de vardır. Bundan dolayı onlara mühlet verildi ve biz de (îman etmeyenlerden) cizye almakla emrolunduk. İşte bu husus ortadan kalktı mı artık söz aleyhlerine gerçekleşir ve onlar da şanı yüce Allah'ın: "Kavminden daha evvel îman etmiş olanlardan başkası asla îman etmeyecektir." (Hud, 11/36) diye buyurduğu Nûh kavmi gibi olurlar. Derim ki: Üzerlerinde düşünülecek olursa, bütün görüşlerin aynı anlamda olduğu görülecektir. Buna delil ise âyetin sonunda yer alan: "İnsanlar âyetlerimize inanmıyorlardı" âyetidir. Bu âyette; (ûl)'în hemzesi üstün olarak da okunmuştur. Biraz sonra gelecektir, Müslim'in Sahih'inde belirtildiğine göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Üç husus ortaya çıktı mı eğer önceden îman etmemiş yahut imanı halinde herhangi bir hayır kazanmamış ise hiçbir nefse imanının faydası olmayacaktır. (Bunlar): Güneşin batıdan doğması, Deccal ve Dabbetu'l-arz'ın çıkmasıdır." Müslim, I, 138; Tirmizî, V, 264; Müsned, II, 445. Bu hadis daha önceden de geçmiş bulunmaktadır. Dâbbe'nin tayini, nitelikleri ve nerden çıkacağı hususunda pek çok görüş ayrılıkları vardır. Biz bunları et-Tezkire adlı eserimizde zikrettiğimiz gibi burada da ondan yüce Allah'ın izniyle yeteri kadar sözedeceğiz. İlk görüş, bu Dâbbe'nin Salih (aleyhisselâm)'ın devesinin yavrusu olduğudur. Bu husustaki görüşlerin -doğrusunu en iyi bilen Allah'tır ya- en sahihi de budur. Çünkü Ebû Dâvûd et-Tayalisî, Müsned'inde Huzeyfe (radıyallahü anh)'ın şöyle dediğini kaydetmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bizlere Dâbbe'yi zikredip şöyle dedi: "Bu Dâbbe zaman içinde üç defa çıkacaktır. Evvela çölün en uzak yerinde çıkacak ve bu kasabaya -yani Mekke'ye- onun ismi dahi girmeyecektir. Sonra uzun bir süre gizli kalacak, sonra bir daha fakat öncekinden daha kısa bir süre çıkacaktır. Yine onun çölde ismi yayılacak ve bu sefer onun adından bu kasabada da -yani Mekke'de de- sözedilecektir." Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) devamla buyurdu ki: "Sonra insanlar bütün mescitler arasında Allah nezdinde en çok saygı değer olan, bütün mescitlerin en hayırlısı ve Allah için hepsinin en değerlisi, şereflisi olan Mescid-i Haram'da bulundukları bir sırada aniden bu Dâbbe Rükün İle Makam arasında böğürüverecek ve başının üzerinde toprağı silkeleyecektir, İnsanlar bölük pörçük etrafa dağılacaklar. Mü’minlerden Allah'ın elinden kurtulamayacaklarını bilen bir topluluk sebat gösterecektir. O da onlarla işe başlayacak, onların yüzlerini aydınlatacaktır. Âdeta onları yüzlerini inci gibi parıldayan bir yıldız haline getirecektir. Sonra yeryüzünde yol almaya koyulacaktır. Arkasından koşacak hiç kimse ona yetişemeyecek, önünden kaçan hiç kimse de elinden kurtulamayacaktır. Öyle ki adam ondan korunmak için namaza duracak, bu sefer arkasından gelip: Ey filan sen şimdi mi namaz kılıyorsun? diyecek. Sonra da önünden gelip onun yüzünü damgalayacak, sonra bırakıp gidecektir. İnsanlar matlarda ortak olacak, şehirlerde birbirleriyle barış içinde yaşayacaklar. Mü’min, kâfirden ayırdedilecektir. Öyle ki mü’min: Ey kâfir hakkımı öde diyecektir." Ebû Dâvud, et-Tayalisi, el-Müsned, I, 144. Bu hadiste Dâbbe'nin Hazret-i Salih'in dişi devesinin yavrusu olduğuna delil teşkil edecek taraf "ve o böğürecektir" ifadeleridir. Böğürmek (er-ruğa) develer hakkında kullanılır. Diğer taraftan dişi deve öldürülünce, onun yavrusu kaçtı. Bir kaya parçası önünde açılınca o da kayanın içine girdi, sonra da kaya üzerine kapandı. Yüce Allah'ın izni ile ortaya çıkıncaya kadar orada kalacaktır. Bu Dâbbe'nin tüylü, kıllı, altmış zira' uzunluğunda ayakları bulunan bir varlık olduğu da rivâyet edilmiştir. Bunun el-Cessâse olduğu da söylenir. Bu da Abdullah b. Ömer'in görüşüdür. Yine İbn Ömer'den gelen rivâyete göre Dâbbe yaratılış itibariyle Âdemoğulları gibidir. Bu Dâbbe'nin başı bulutlarda, ayakları ise yerde olacaktır. Yine rivâyete göre bu Dâbbe'de herbir canlının hilkatinden (bir miktar) bulunacaktır. el-Maverdî ve es-Sa'lebî'nin naklettiklerine göre, başı öküz başı, gözleri domuz gözleri, kulakları fil kulakları, boynuzları dağ keçisi boynuzu, boynu devekuşu boynu, göğsü arslan göğsü, rengi kaplan rengi, böğürleri kedi böğrü, kuyruğu koç kuyruğu, ayakları deve ayakları olacaktır. Herbir eklem arasında da oniki zira' bulunacaktır. -ez-Zemahşerî: Âdemoğlu ziraıyla diye kayıt koymuştur. Onunla birlikte Mûsa'nın asası, Süleyman'ın mühürü de çıkacaktır. Müslümanın yüzüne Mûsa'nın asası ile beyaz bir nokta koyacak yüzü ağaracaktır. Kâfirin yüzüne de Süleyman (aleyhisselâm)'ın mührünü basacak yüzü simsiyah kesilecektir. Bunu (Abdullah) ibn ez-Zübeyir (radıyallahü anh) söylemiştir. Kitabu'n-Nekkaş'ta İbn Abbâs (radıyallahü anh)'dan şöyle dediği kaydedilmektedir; Dâbbe, Kureyş'liler Kabe'yi yeniden inşa etmek istediklerinde kartalın gelip, kaldırdığı Kabe'nin duvarı üzerine çıkan ejderhadır. el-Maverdî de Muhammed b. Kâb'dan, onun Ali b. Ebî Tâlib (radıyallahü anh)'dan rivâyetine göre ona Dâbbe hakkında sorulmuş ve şöyle demiştir: Allah'a yemin ederim ki onun kuyruğu yoktur, fakat sakalı vardır. el-Maverdî dedi ki: Onun bu sözü Dâbbe'nin -açıkça ifade etmese dahi- insanlardan olduğuna bir işarette bulunmaktadır. Derim ki: İşte -Allahualem- tnüteahhir müfessîrlerden birisi bundan dolayı şöyle demiştir: Daha kuvvetli ihtimai bu Dâbbe'nin bid'at ve küfür ehli ile tartışarak onları susturmak üzere, onlarla tartışacak konuşan bir insan olma İhtimali en yüksektir. Böylelikle helâk olan apaçık bir delil üzere helâk olacak, hayatta kalan da apaçık bir delil üzere hayatta kalacaktır. Hocamız İmâm Ebû'l-Abbas Ahmed b. Ömer el-Kurtubî "el-Müfhim" adlı eserinde şöyle demektedir: Bu görüşü benimseyenin kanaatine göre en kuvvetli ihtimalin bu olmasının sebebi yüce Allah'ın: "Onlara... diye söyler" buyurmuş olmasıdır. Buna göre bu Dabbe'de olağanüstü ve özel bir âyet (mucize, belge) söz konusu olmayacaktır ve bu Hadîs-i şerîfte sözü edilen on alâmetten biri de olmayacaktır. Çünkü bid'at ehline karşı delil getirip onlarla tartışanların varlığı çoktur. Böyle olmasında özel bir alâmet olacak taraf bulunmamaktadır. O halde Dâbbe'nin (Kıyâmetten önce görüleceği bildirilen) on alâmet ile birlikte zikredilmemesi gerekir. Böylelikle "söz gerçekleşince" onun varlığının özelliği kalkmış olacaktır. Diğer taraftan bu kanaatin kabul edilmesi halinde yeryüzünde yaşayan insanlara göre bilgili, faziletli ve onlarla tartışan bu insana, insan ismi verilmeyip, alim ya da İmâm denilmeyip, ona Dâbbe denilmek yolu tercih edilmiş olur. Bu ise fasih şahsiyetlerin adeti ve ilim adamlarının ta'zimi dışındadır. Akıl sahibi kimselerin yolu da bu değildir. O halde evla olan tefsir âlimlerinin söyledikleridir. İşlerin gerçeklerini en iyi bilen yüce Allah'tır. Derim ki: Bu Dâbbe ile ilgili olarak bizim zikrettiğimiz Huzeyfe yoluyla gelen Hadîs-i şerîf konuyla ilgili anlaşılmaz ve İçinden çıkılamaz noktaları çözümleyip ortadan kaldırmaktadır. Dolayısıyla ona güvenmek ve dayanmak gerekir. Dâbbe'nîn nereden çıkacağı hususunda da görüş, ayrılığı vardır. Abdullah b. Ömer dedi ki; Bu Dâbbe Mekke'deki Safa tepesinden çıkacaktır. Bu tepe çatlayacak ve o da içinden çıkacaktır. Abdullah b. Amr da buna yakın bir söz söylemiş ve şöyle demiştir: Şayet ayağımı çıkacağı yere koymak istesem koyabilirim. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'dan gelen bir haberde şöyle denilmektedir: "Îsa (aleyhisselâm) müslümanlarla birlikte Beytullah'ı tavaf ederken, Sa'y cihetinde bulundukları bir sırada Dâbbe'nin üzerinden yer yarılacak ve içinden Dâbbe çıkacaktır. Dâbbe Safa'dan çıkarak mü’minin gözlen arasına mü’mindir diye bir alamet koyacaktır. Bu alamet âdeta inci gibi parıldayan bir yıldız gibi olacaktır. Kâfirin de gözleri arasına kâfir diye siyah bir nokta koyacaktır." Ebû Umame'den gelen bir rivâyette, "Dâbbe'nin genel olarak insanları burunları üzerinde mühürleyeceğinden" söz edilmekte, fakat buradaki diğer tafsilât zikredilmemektedir. Zikredilen bu haberde, bu Dâbbe'nin kılının ve tüyünün olacağı da zikredilmektedir. Bu rivâyeti de el-Mehdevî kaydetmiştir. İbn Abbâs'tan rivâyete göre bu Dâbbe dağ arasındaki bir yoldan çıkacaktır. Başı bulutlara değerken, ayakları da yerde olacaktır. Beraberinde Mûsa'nın asası ile Süleyman (aleyhisselâm)'ın mührü olduğu halde çıkacaktır. Huzeyfe'den gelen rivâyete göre de Dâbbe üç defa çıkacaktır. Birincisinde çöllerden birisinde çıkacak sonra gizlenecektir, daha sonra kasaba ve şehirlerde çıkacaktır, akıtılacak kanlar oldukça fazla bir miktarı bulacak şekilde de emirler birbirleriyle bu şehirlerde çarpışacaklardır. Üçüncü bir çıkışı ise mescidlerin en büyüğü, en şereflisi, Allah nezdinde en değerlisi ve faziletlisi olan mescid'den (Mescid-i Haram'dan) olacaktır, ez-Zemahşerî dedi ki: Bu Dâbbe mescidden çıkarken sağda kalan Mahzumoğulları evinin hizasında Rükün arasından çıkacaktır. Kimileri ondan kaçacak, kimileri durup seyredeceklerdir. Katâde'den gelen rivâyete göre Dâbbe Tihame'de çıkacaktır. Yine bu Dâbbe'nin Nûh (aleyhisselâm)'ın tufanının kaynamaya başladığı yer olan Tandır'dan, Kûfe'deki mescidden çıkacağı da rivâyet edilmiştir. Taif ten çıkacağı da söylenmiştir. Ebû Kubeyl dedi ki: Abdullah b. Amr ayağıyla Taif topraklarını vurup, şöyle dedi: İnsanlarla konuşacak olan Dâbbe buradan çıkacaktır. Tihame vadilerinden birisinden çıkacağı da söylenmiştir ki, bu da İbn Abbâs'ın görüşüdür. Ecyâd taraflarındaki bir kayadan çıkacağı da söylenmiştir, bu da Abdullah b. Amr'ın görüşüdür. Sedum denizinden (gölünden) çıkacağı da söylenmiştir ki, bu da Vehb b. Münebbih'in görüşüdür, Bu son Üç görüşü el-Maverdî Kitab'ında zikretmiş bulunmaktadır. el-Bağavî Ebû’l-Kasım Abdullah b. Muhammed b. Abdul-Aziz de şöyle demektedir: Bize Ali b. el-Ca'd anlattı. Ali, Fudayl b. Merzuk er-Rukaşî el-Ağar'den -ki Yahya b. Main'e hakkında sorulmuş, o da: Güvenilir birisidir, demiştir- o Atiyye el-Avfî’den, o İbn Ömer'den dedi ki: Dâbbe, Kabe'deki bir çatlaktan atın yürüyüşünü andırırcasına çıkacaktır. Üç gün süre ile onun sadece üçte biri çıkmış olacaktır. Derim ki: İşte Dâbbe'nin çıkışı ve nitelikleri ile ilgili Ashab ve Tabiînin görüşleri bunlardır. Bunlar da müfessirler arasından: Dâbbe bir konuşan insandır, bid'at ehli ile ve kâfirler ile konuşup tartışır diyenlerin görüşlerini reddetmektedir. Ebû Umame'nin rivâyetine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Dâbbe çıkacak ve burunları üzere insanlara işaret koyacaktır. " Müsned, V. Bunu da el-Maverdî zikretmiştir. -Keiarn kökünden gelen bir lâfız olarak- "te" harfi ötreli, "lâm" harfi de esreli ve şeddeli olarak "Onlara... söyler" şeklindeki okuyuş umumun kıraatidir. Buna da Ubeyy'in; "onlara haber verir" şeklindeki okuyuşu ayrıca delil teşkil etmektedir. es-Süddî dedi ki: Onlara İslâm dini dışındaki bütün dinlerin batıl olduğunu söyleyecektir. Onların hoşlarına gitmeyecek şeyler söyleyecektir, diye de açıklanmıştır. Onlara akıcı bir dille söz söyleyeceği ve uzakta olsun, yakında olsun herkesin işiteceği bir sesle onlara şöyle diyeceği de söylenmiştir: "İnsanlar âyetlerimize inanmıyorlardı." Bundan kasıt benim çıkışımdır, çünkü onun çıkışı âyetlerdendir. Dâbbe ayrıca: Şunu bilin ki, Allah'ın laneti zâlimlerin üzerinedir" diyecektir. Ebû Zür'a, İbn Abbâs, el-Hasen ve Ebû Recâ ise bu lâfzı; şeklinde "yara açmak" anlamındaki kökünden gelen bir kelime olarak "te" harfini üstün okumuşlardır. İkrime dedi ki: Bu da onlara işaret vurur anlamındadır. Ebû'l-Cevza dedi ki: Ben İbn Abbâs'a bu: "Onlara... söyler" midir? yoksa "onlarıyaralar" şeklinde midir? diye sordum. O da bana şöyle dedi: Allah'a yemin ederim, o onlarla hem konuşacaktır, hem de onları yaralayacaktır. Mü’min ile konuşacak, kâfir ile faciri ise yaralayacaktır. Ebû Hatim de şöyle demektedir: Burada "Onlara... söyler" âyeti aynı zamanda; "Onları yaralar" demek gibidir. O bu kanaatiyle bu lâfzın; "(İşitti): Onları yaralar" çokluk anlamı ifade eden kipi olduğu kanaatindedir. "İnsanlar âyetlerimize inanmıyorlardı" âyetindeki ;Kûfeliler, İbn Ebi İshak ve Yahya; diye üstün okumuşlardır. Haremeyn ehli, Şamlılar ve Basralılar ise esreli okumuşlardır. en-Nehhâs dedi ki: Hem üstün okuyuş ile hem de esreli okuyuş ile ilgili iki görüş vardır. el-Ahfeş dedi la: Üstün okuyuş; "Diye..." demektir, İbn Mes'ûd aynı şekilde: diye okumuştur. Ebû Ubeyde dedi ki: Fiilin üzerinde vaki olması dolayısıyla nasb mahatlindedir. Yani onlara: İnsanlar... diye haber verecektir. el-Kisaî ve el-Ferrâ'' ise yeni bir cümle (isti'naf) olarak esreli okumuşlardır. el-Ahfeş dedi ki: Bu okuyuş; " Muhakkak insanlar... diyecektir" anlamındadır. Burada insanlardan kasıt kâfirlerdir. "Ayetlerimize" yani Kur'ân-ı Kerîm'e ve Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)'a "inanmıyorlardı." Bu ise şanı yüce Allah'ın kâfirin imanını kabul etmeyeceği ve Dâbbe'nin çıkışından önce yüce Allah'ın ilmine göre mü’min ve kâfir olanlar dışında kimsenin kalmayacağı bir zamanda olacağını göstermeklerin Doğrusunu en iyi bîlen Allah'tır. |
﴾ 82 ﴿