87Sûr'a üfürüleceği günde -Allah'ın dilediği kimseler dışında-göklerde olanlar da, yerde olanlar da dehşetle korkarlar. Hepsi de huzuruna küçülmüşler olarak geleceklerdir. "Sûr'a üfürüleceği günde" yani sen Sûr'a üfürüleceği günü hatırla, yahut onlara bunu hatırlat. el-Ferrâ'nın kabul ettiği görüşe göre anlamı şudur: İşte o gün Sûr'a üfürüleceği gündür, deyip burada; "(.......): İşte o" ism-i işaretinin hazfedileceğini câiz kabul etmiştir. Sûr ile ilgili doğru olan görüş, onun İsrafil'in kendisine üfleyeceği nurdan bir boynuz olduğudur. Mücahid borazan şeklindedir, demiştir. Sûr'un Yemenlilerin lehçesindeki borazan (el-bûk) olduğu söylenmiştir. Buna dair açıklamalar ile ilim adamlarının bu husustaki görüşleri daha önceden el-En'âm Sûresi'nde (6/73. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. "Allah'ın dilediği kimseler dışında göklerde olanlar da, yerde olanlar da dehşetle korkarlar." Ebû Hüreyre dedi ki; Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: "Yüce Allah gökleri yaratmayı bitirdikten sonra Sûr'u yarattı. Onu İsrafil'e verdi. O bu Sûr'u ağzına koymuş, gözünü Arşa dikmiş, ne zaman üfürmekle emrolunacağına bakmaktadır." Ey Allah'ın Rasûlü Sûr nedir? diye sordum. Şöyle buyurdu: "O bir boynuzdur. Allah'a yemin ederim ki, çok büyüktür. Beni hak ile gönderene yemin olsun ki ondaki bir dairenin büyüklüğü göklerle yerin eni kadardır. Ona üç defa üfleyecektir. Birinci üfürüş feza' (dehşete kapılma) üfürüşüdür. İkinci üfürüş baygınlık (sa'k) üfürüşüdür. Üçüncüsü ise öldükten sonra diriliş ve âlemlerin Rabbinin huzuruna kalkış üfürüşüdür, " Taberî, Cemiu'l-Beyân, XVI, 30. diye hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. Bu hadisi Ali b. Ma'bed, et-Taberî, es-Sa'lebî ve başkaları zikretmiş olup, İbnu'l-Arabî sahih olduğunu belirtmiştir. Ben bu hadisi et-Tezkire adlı eserimde zikrettiğim gibi, ona dair orada açıklamalarda da bulunmuştum. Sûr'a üfürmenin sayısı hususunda sahih olan ise bunların üç değil iki olduğudur. Feza' (korku ve dehşete kapılma) üfürüğü aslında baygınlık (sa'k) üfürüşüne racidir. Çünkü bu iki husus, bu İki üfürüşle birlikte olacaktır. Yani onlar öyle bir dehşete kapılacaklardır ki, bundan dolayı öleceklerdir. Yahutta öldükten sonra diriliş nefhasına racidir, bu da el-Kuşeyrî ve başkalarının tercihidir. O bu âyet-i kerîme ile ilgili açıklamaları esnasında şöyle demektedir: İkinci üfürüşten kasıt; onların dehşete kapılmış olarak diriltilmeleri: "Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?" (Yâsîn, 36/52) diyecekleri ve kendilerini dehşete düşürüp korku duymalarına sebeb teşkil edecek işler görecek olmalarıdır. İşte bu üfürüş borazan sesi gibi olacaktır. İnsanlar da amellerinin karşılıklarını görecekleri yerde toplanacaklardır. Bunu da Katade söylemiştir. el-Maverdî dedi ki: "Sûr'a üfürüleceği günde" âyetindeki gün, kabirlerden kalkılacağı gündür. Korku hakkında da İki görüş vardır demiştir. Birincisine göre seslenişin gereğini yerine getirmek ve bu maksatla acele etmektir. Bu da Arapların sana yardım etmek üzere seslenilmesi halinde çabucak koşmanı anlatan; "Bu hususta ben sana hızlıca geldim" ifadelerinden alınmıştır. İkinci görüşe göre ise burada sözü edilen korku ve dehşet, korku ve üzüntüden ileri gelen alışılmış bir dehşettir. Çünkü onlar kabirlerinden tedirgin edilecekler, bundan dolayı korku ve dehşetle kalkacaklardır. İki görüşün doğruya yakın olanı da budur. Derim ki: Ebû Hüreyre ile Abdullah b. Amr'ın rivâyet ettiği hadislerden sabit olan sünnet, üfürmelerin üç değil, iki defa olacağını göstermektedir. Bu iki hadisi de Müslim rivâyet etmiş olup, biz bunları "et-Tezkire" adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz. Doğrusu da yüce Allah'ın izniyle bu üfürmelerin iki defa olacağıdır. Yüce Allah: "Sûr'a üfürülmüş -Allah'ın diledikleri müstesna- göklerde ve yerde olanların hepsi ölmüş olacaktır" (ez-Zümer, 39/68) âyetinde korku ve dehşet nefhasında istisnada bulunduğu gibi, burada da istisnada bulunmaktadır. Bu da bu iki yerde sözü edilen üfürüşlerin aynı üfürüş olduğunun delilidir. İbnu'l-Mübarek, el-Hasen'den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "İki nefha (üfürüş) arasında kırk yıl olacaktır. Birincisinde yüce Allah herbir canlıyı öldürmüş olacak, İkincisinde de yüce Allah ölmüş olan herbir kişiyi diriltecektir." Hadis, görüldüğü gibi mürseldir. Ancak Ebû Hüreyre'den gelen ve "iki üfürüş arasında kırk vardır " deyip, bu kırkın mahiyetini sorulan soruya rağmen belirtmediği rivâyet için bk.: Buhari, IV, 1813, 1881; Müslim, IV, 2270. Şayet: Yüce Allah'ın; "Arkasından onu Kadife izleyecek" âyetinden itibaren... "O ancak bir tek haykırıştır." (en-Naziat, 79/7-13) buyrukları zahiri gereğince bu üfürüşlerin üç tane olması gerekir denilecek olursa, böyle diyene şöyle cevap verilin Hayır, durum böyle değildir. Burada haykırış (Zecra)'dan kasıt, İnsanların kabirlerinden çıkışlarının arkasından gerçekleşeceği İkinci üfürüştüc İbn Abbâs, Mücahid, Atâ, İbn Zeyd ve başkaları da böyle demiştir. Mücahid dedi ki: Bunlar iki sayha (haykınş)dır. Birincisinde yüce Allah'ın izniyle bu üfürüş sonucunda herkes ölecektir. İkincisinde ise yüce Allah'ın izniyle bu üfürüş ile herşey diriltilecektir. Atâ dedi ki: (en-Nâziat, 79/6) âyetinde sözü edilen sarsıcı (er-Racife) kıyâmet günüdür. "er-Râdife" ise öldükten sonra diriliş demektir. İbn Zeyd dedi ki: er-Râcife'den kasıt ölümdür, er-Râdife'den kasıt da kıyâmet saatidir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Allah'ın dilediği kimseler dışında" âyetinde istisna edilenlerin kimler olduğu hususunda da farklı görüşler vardır. Ebû Hüreyre yoluyla gelen hadise göre bu İstisna edilenler Rabbleri nezdinde kendilerine rızık verilen şehidlerdir. Bu korku ve dehşet sadece hayatta olanlar içindir. Saîd b. Cübeyr'in görüşü de budur. Bunlar Arşın etrafında kılıçlarını kuşanmış olan şehitlerdir. el-Kuşeyrî dedi ki: Peygamberler de onların kapsamına girer. Çünkü onların peygamberlikle beraber bir de şehitlikleri vardır. İstisna edilenlerin melekler oldukları da söylenmiştir. el-Hasen dedi ki; Yüce Allah iki nefha (üfürüş) arasında ölecek bir takım melekleri de istisna etmiştir. Mukâtil dedi ki: Bununla Cebrâîl, Mikail, İsrafil ve ölüm meleğini kastetmektedir. Maksadın el-hûruîn oldukları da söylenmiştir. Bunlar mü’minlerdir, diye de açıklanmıştır. Çünkü yüce Allah bu âyetin akabinde şöyle buyurmaktadır: "Kim iyilikle gelirse ona, ondan hayırlısı vardır. Hem onlar o günde dehşetli bir korkudan yana güvenlik içindedirler." Kimi ilim adamımız da şöyle demiştir: Sahih olan bunların kimliklerinin tayini hususunda sahih herhangi bir haberin gelmemiş olduğudur, hepsi ihtimal dahilindedir. Perim ki: Bu, ilim adamımız Kadı Ebubekr İbmı'l-Arabînin de sahih olduğunu belirttiği, Ebû Hüreyre yoluyla gelen hadisi görememiştir. O bakımdan bu hadis, bu konuda dayanak alınmalıdır. Zira kimliklerin tayini hususunda bu hadis nasstır, diğerleri ise bir içtihaddır, doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. İleride ez-Zümer Sûresi' nde (39/68, âyetin tefsirinde) geleceği üzere bundan başka görüşler de ileri sürülmüştür. Yüce Allah’ın: "Göklerde olanlar da... dehşetle korkarlar" âyetinde fiil mazi, "ufürüleceği günde" âyetinde ise fiil muzari olarak kullanılmıştır. Peki bu durumda mazi fiil nasıl muzari fiile atfedilmiştir diye sorulabilir. el-Ferrâ''nın kanaatine göre burada atıf manaya göredir, çünkü anlam: Sûr'a üfürüldüğünde... korkarlar, şeklindedir. "Allah'ın dilediği kimseler dışında" âyetinde de müstesna olarak nasb halindedir. "Hepsi de huzuruna küçülmüş olarak geleceklerdir." âyetinde geçen ve "ona geleceklerdir" anlamındaki âyeti Ebû Amr, Âsım, el-Kisaî, Nafî', İbn Âmir ve İbn Kesîr; şeklinde müstakbel (müzari) bir fiil olarak okumuşlardır. el-A'meş, Yahya, Hamza ve Âsım'dan Hafs ise medsiz olarak ve mazi fiil olmak üzere; diye okumuşlardır. İbn Mes'ûd da böyle okumuştur. Katade'den de "Ona gelecektir" (şeklinde fiilin faili müfred olarak) okumuştur. en-Nehhâs dedi ki: Benim Ebû İshak'dan naklen kıraatlere dair yazdıklarımda şunlar da vardır. Kim; diye okursa, lâfzına binaen fiili tekil okur. Kim de; "Gelicidirler" diye okursa, manasına binaen çoğul okur. Ancak böyle bir görüş çirkin bir hatadır: Çünkü diye okunduğu takdirde tekil değil, çoğul okunmuş olur. Eğer tekil okuyacak olsa; demek icab ederdi. Fakat diyenler manaya binaen çoğul okumuş olurlar ve fiili mazi kullanmış olurlar. Çünkü o bu durumda fiili "dehşetle korkar" fiili gibi değerlendirmiştir. Buna karşılık; diye okuyanlar ise yine manaya göre ve önceki cümle ile anlamı kopuk olduğundan dolayı böyle okumuşlardır. İbn Nasr dedi ki: Ebû İshak -Allah'ın rahmeti üzerine olsun- dan söylemediği bir söz nakledilmiş bulunmaktadır. (en-Nehhâs'ın nakline işaret ediyor.) Ebû İshak'ın kullandığı ifade şöyledir: "Hepsi de huzuruna küçülmüşler olarak geleceklerdir" âyeti "Gelicidirler" diye de okunur. Tekil okuyan kimse 'ın lâfzı dolayısıyla tekil okur, çoğul okuyanlar da anlamı dolayısıyla çoğul okurlar. O şunu anlatmak istemektedir: İster Kur'ân'da, ister Kur'ân-ı Kerîm'in dışında; "Hepsi" lâfzının haberi eğer müfred olarak gelirse lâfza göre müfred gelmiştir, çoğul olarak gelmişse manaya göre çoğul olarak gelir. Ebû Cafer (en-Nehhâs) bu manayı esas alarak söylediklerini söylememiştir. el-Mehdevî dedi ki: "Hepsi de huzuruna küçülmüş olarak geleceklerdir" âyetinde fiil; "Gelmek" mastarındandır ve burada (fail), "Hepsi"nin anlamına binaen gelmiştir, lâfzına göre değildir. Buna karşılık " Hepsi de ona küçülmüşler olarak gelicilerdir," diye okuyanların okuyuşunda ise bu "Geldi"den ism-i faildir, Buna da yüce Allah'ın: "Hepsi kıyâmet gününde ona yalnız başına gelicidirler" (Meryem, 19/95) âyeti delildir. "Herkes ona gelir" diye zamiri müfred okuyanlar ise "hepsi"nin anlamına göre değil de, lâfzına göre okumuşlardır. Buna karşılık: "Küçülmüşler olarak" lâfzının çoğul gelmesi de manaya göredir. Anlamının "küçülmüşler olarak" olduğu İbn Abbâs ve Katade'den rivâyet edilmiştir. Buna dair açıklamalar da daha Önceden en-Nahl Sûresi'nde (16/48. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. |
﴾ 87 ﴿