92

Kur'ân'ı okumakla da. Kim hidayet bulursa, ancak kendi lehine hidayet bulur. Kim de sapıklığa düşerse, de ki; "Ben ancak uyarıcılardanım."

"Ben ancak burayı saygıdeğer kılan" yaratmak ve mülkü itibariyle

"herşey kendisinin olan bu beldenin Rabbine ibadet etmekle emrolundum" âyetinde sözü edilen

"bu belde" yüce Allah'ın çok saygıdeğer kıldığı Mekke'dir. Yani O, burayı -birkaç yerde daha önce açıklandığı üzere- güvenlikli bir harem kılmıştır, orada kan dökülmez, kimseye zulmedilmez. Orada av avlanılmaz, hiçbir ağaç sökülmez.

İbn Abbâs

"burayı saygıdeğer kılan" âyetini

"belde" lâfzına uygun olmak üzere; diye okumuştur. Ancak diğerleri diye okumuşlardır. Bu da nasb mahallinde ve "Rabb"in sıfatıdır. Eğer "elif" ve "lâm" ile olmuş olsaydı, o takdirde; demek icab ederdi. Çünkü bu takdirde fiil kendisine ait olduğu failden başkasına uygun olarak gelmiş olacaktır. Eğer dediğimiz takdirde ayrıca; zamirini takdir etmemize ihtiyaç kalmaz.

"Müslümanlardan" emrine itaatle boyun eğen ve O'nu tevhid edenlerden

"olmakla da emrolundum. Kur'ân'ı okumakla da." Yani Kur'ân'ı okumakla da emrolundum; yani bana onu oku, denildi.

"Kim hidayet bulursa ancak kendi lehine hidayet bulur." Yani hidayet bulmasının sevabı ona aittir.

"Kim de sapıklığa düşerse" bana düşen tebliğ etmektir, üzerimde başka bir sorumluluğum yoktur. Bunu kıtal (Savaşı emreden) âyet neshetmiştir.

en-Nehhâs dedi ki: "Kur'ân'ı okumakla âyeti ile nasb mahallindedir. el-Ferrâ'': İki kıraatten birisi;

"Ve Kur'ân'ı oku diye..." şeklindedir, demiş ve enir dolayısıyla cezm mahallinde olduğunu İddia etmiştir. İşte "vav"ın hazfediliş sebebi budur. en-Nehhâs dedi ki: Bizler kimsenin bu şekilde okuduğunu bilmiyoruz ve bu, bütün mushaflara muhalif bir hattır.

92 ﴿