18Nihayet şehirde korku ile gözetleyerek sabahı etti. Baktı ki dün kendisinden yardım isteyen yine ona feryad ediyordu. Mûsa ona: "Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin" dedi. "Nihayet şehirde korku ile gözetleyerek sabahı etti" âyetinde buna aykırı iddialarda bulunanların kanaatleri reddedilmekte; korkmanın marifetullah'a da, ona tevekkül etmeye de aykırı olmadrğına işaret edilmektedir. Nitekim daha önceden Tâ-Hâ Sûresi'nde (20/46. âyetin tefsirinde) ve başka yerlerde bu husus açıklanmıştır. Denildi ki: Mûsa (aleyhisselâm) öldürdüğü kişi karşrlığında, öldürülmekten korkarak sabahı etti. Kavminin kendisini teslim edeceğinden korkarak diye açıklandığı gibi yüce Allah'tan korkarak diye de açıklanmıştır. "Gözetleyerek" âyetini Saîd b. Cübeyr: Korkusundan dolayı etrafına bakınarak diye açıklamıştır. Yakalanmayı gözetleyerek insanların kendisi hakkında neler söylediklerini tesbite çalısarak, diye de açıklanmıştır. Katade dedi ki: "Gözetleyerek" yani takip edilmeyi gözetleyerek. Denildiğine göre o, durumun haberini öğrenmek üzere dışarı çıktı. İsrailoğullarına mensup o kişinin dışında Kıptî'nin öldürülmüş olduğunu bilen yoktu. "Sabahı etti" âyetinin; "İdi, oldu" anlamında olma ihtimali de vardır. Yani o katil olunca korkmaya başladı. Bunun "sabah vaktine girdi (sabahı etti)" anlamında olma ihtimali de vardır. Yani öldürdüğü günün ertesi gününün sabahında demek olur, "Korku ile" âyeti "Sabahı etti" âyetinin haberi olarak nasbedilmiştir. Hal olarak nasbedildiği de kabul edilebilir. Bu durumda zarf, haber mahallinde olur. "Baktı ki dün kendisinden yardım isteyen yine ona feryad ediyordu." Yani dün kurtarmış olduğu İsrailoğullarına mensup aynı kişi kendisine angarya iş yükletmek isteyen bir başka Kıptî ile kavga etmektedir. "Yardım istemek" demektir. Bu da; "Feryad etmek"ten gelir, çünkü yardım isteyen kimse (el-müstağis) yüksek sesle bağırarak yardım ister. Şair şöyle demektedir: "(Bizlere) dehşete kapılmış bir feryad edici (yardım isteyen) geldi mi, Onun feryadına karşı feryadımız; (atlarımızın) bacaklarına kamçıları vurmak olurdu (çabucak yardımına koşardık)" Denildiğine göre, İsrailoğullarına mensub olan yardım isteyen o kişi Samiri idi. Fir'avun'un mutfakçısı, mutfağa odun taşıma işini ona yükletmek istemişti . Bunu el-Kuşeyrî zikretmektedir. "en (kişi)" mübtedâ olarak merfudur. "Ona feryad ediyordu" haber mahallindedir. Hal olarak nasb konumunda olması da mümkündür. "Dün" ise içinde bulunduğumuz bugünün önceki günü demektir. Bu kelime iki sakinin arka arkaya gelmesi dolayısıyla esre üzere mebnidir. Baştna elif lâm gelecek yahut izafet olursa, o takdirde nahivctlerin çoğunluğuna göre ref ve fetha ile i'rabı yapılabilir. "Eliflam"lı olduğu halde nahivcilerden onu mebni kabul edenler de vardır. Sîbeveyh ve başkalarının naklettiğine göre Araplar arasından bu lâfzı sadece ref' halinde iken gayr-ı munsarıf gibi değerlendirenler vardır. Şair de kimi zaman şiir zarureti dolayısıyla cer ve nasb halinde de aynı şeyi yapabilir. Şair der ki: "Yemin olsun dünden beri ben hayret edilecek bir şey gördüm" Şair burada; edatı ile geçmiş günü belirten bu lâfzı mecrur okumuştur. Halbuki güzel söyleyiş bunun merfu olmasıdır. O burada; "Dün" lâfzını cer halinde ikinci söyleyişe uygun olarak ref halindeki gibi kullanmıştır. "Mûsa ona: Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin dedi." Buradaki; "Azgın, hüsrana uğramış" demektir. Çünkü sen güç yetiremeyeceğin kimselere karşı çıkıyorsun. Bunun apaçık sapık anlamında olduğu da söylenmiştir. Yani ben senden ötürü dün bir adam öldürdüm, bugün de beni bir başkası için çağırmaktasın. "Azgın" lâfzı; "Azdırdı, azdırır" fiilinden "fail" veznindedir ve; "Azdırıcı" anlamındadır. Bu da; ile 'in "acıtıcı ve can yakıcı" anlamlarına gelmesine benzer. 'ın "azan kimse" demek olduğu da söylenmiştir. Yani sen, sana yapacağı kötülüğü defedemeyeceğin kimselerle kavgaya tutuşmak suretiyle çok azgın (azan, azdırıcı) bir kimsesin. el-Hasen dedi ki: Mûsa (aleyhisselâm): "Gerçekten sen apaçık azgın bir kimsesin" sözlerini İsrailoğullarına mensub kimseye angarya iş yükletmesi dolayısıyla Kıptî'ye söylemiş ve onu yakalamak istemişti. |
﴾ 18 ﴿