23Medyen suyuna varınca üst tarafında (davarlarını) sulayan bir grub insan buldu. Onların gerisinde ise karışmasın diye (koyunlarını) kollayan iki hanım buldu. "Haliniz nedir?" dedi. "Çobanlar gidinceye kadar biz sulamayız. Babamız ise çok yaşlı bir ihtiyardır" dediler. Bu âyetlere dair açıklamalarımızı yirmidört başlık halinde sunacağız "Medyen suyuna varınca" yani Mûsa (a .s) Medyen suyuna varıncaya kadar yürüdü. Onun suya varışı, oraya ulaşması demektir, içine girdiği anlamını taşımaz. Ulaşmak: Bazen gidilen varılan yere girmek anlamını da ifade eder. Bazan içine girilmese dahi oraya muttali olmak ve oraya ulaşmak anlamına da gelir. Mûsa'nın bu suya ulaşması ona varmasından ibaretti. Şair Züheyr'in şu beyitinde de bu anlamda kullanılmıştır: "Derin yerleri mavimtırak olan o suya vardıklarında, Çadırını kurmuş ikamet eden kimse gibi bastonlarını bıraktılar." O Ancak görüleceği gibi, başlık sayısı yirmidört değil, yirmi üçtür. Yine bu anlamdaki açıklamalar daha önce yüce Allah'ın: "Şüphe yok ki aranızda oraya uğramayacak hiç kimse yoktur." (Meryem, 19/71) âyeti açıklanırken geçmiş bulunmaktadır. "Medyen" munsarıf değildir, çünkü o bilinen bir şehirdir. Şair de şöyle demektedir: "Medyen rahipleri görseler seni, inerler, Genç ve yaşlı ceylanlar dahi dağların tepelerinden." Medyen'in, İbrahim oğlu Medyen'in soyundan gelen bir kabile olduğu da söylenmiştir. Buna dair açıklamalar da daha önceden el-A'raf Sûresi'nde (7/85-âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır. Ümmet (mealde: bir grup insan); büyük topluluk demektir. O, davarlarını "Sulayan" bir topluluk görmüştü. "Onların gerisinde ise" onun geldiği tarafta... anlamındadır. Yani o topluluğun yanına varmadan önce bu iki hanımın yanına varmış ve bunların davarlarını alıkoymakta olduklarını görmüştü. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şu âyetinde de bu kökten gelen lâfız şöylece kullanılmıştır: “Gerçekten bir takım insanlar benim Havzımdan uzaklaştırılacaklardır..," Müslim, I, 218; İbn Hibban, es-Sahih, III, 321, XVI, 224. Bazı Mushaflarda "Kollayan ve alıkoyan iki hanım" şeklindedir. "Alıkoydu, alıkoyar" demektir,Bir şeyi engelledim, alıkoydum demektir. Şair de şöyle demektedir: "Kafiyeler kapısında geceyi geçiririm sanki ben, Onlarla yabani ve yabancı bir sürüyü alıkoyar (engeller) gibiyim." "Alıkoyan, kollayanın kovan, uzaklaştıran anlamında olduğu da söylenmiştir. Şair şöyle demektedir: "Temimoğulları senin asanı almış bulunuyor, Sen hangi asa ile kovacağını bilemiyorsun." Yani kovacağını, engelleyeceğini, alıkoyacağını... İbn Selam dedi ki: Başkalarının koyunlarıyla karışmasın diye koyunlarını engelleyen, alıkoyan demektir. Burada ya muhataba durumu hissettirmek için ya da bildiği için gerek görülmediğinden mef'ûl hazfedilmiştir. İbn Abbâs dedi ki: Güçlü, kuvvetli sulayıcılardan korktukları için davarlarını suya gitmekten alıkoymaya çalışıyorlardı. Katade dedi ki: Bu onlar sair insanları koyunlarına karışmaktan alıkoyuyorlardı demektir. en-Nehhâs dedi ki: Ancak birinci anlam daha uygundur, çünkü bundan sonra: gidinceye kadar biz sulamayız" âyeti gelmektedir. Eğer onlar insanların koyunlarına karışmalarını engellemeye çalışıyor olsalardı, sulamalarını geciktirme sebebini çobanların gitmesine bağlamazlardı. Mûsa (aleyhisselâm) onların bu hallerini görünce, onlara: "Haliniz nedir?" yani bu durumunuz niye diye sormuştu. Şair Ru'be (hal anlamındaki hatb kelimesini kullanarak) şöyle demektedir: "Onun hali ile benîm halime şaşılır doğrusu" İbn Atiyye dedi ki: "Hatb; hal" kullanılarak soru sorulması, musibete uğrayan yahut bir zulme maruz kalan, yahut kendisine şefkat duyulan ya da uygun olmayan bir iş yapan kimseler hakkında söz konusu idi. Kısacası bu kelime genelde kötü haller ile ilgili sorularda kullanılırdı. İki hanım da ona durumlarını bildirdiler. Babalarının yaşlı bir adam olduğunu söylediler. Yani zayıf ve güçsüz olduğundan dolayı koyunlarını bizzat sulayamıyordu, kendileri ise zayıf olduklarından güçleri de yetmediğinden güçlü, kuvvetli çobanlar ile bir arada bulunamıyorlardı. Diğer taraftan onların adeti, insanlar sulamalarını bitirip, gidinceye kadar davarlarını sulamayı geciktirmek idi. Herkes gittikten sonra o vakit kendileri davarlarını sulamaya koyulurlardı. İbn Âmir ve Ebû Amr; "Gidinceye" diye 'den gelen muzari bir fiil olarak okumuşlardır. Bu da; "(suya) geldi" lâfzının zıttıdır. Çobanlar dönünceye kadar... demektir. Diğerleri ise "ya" harfini ötreli olarak; 'ın muzari fiili olarak okumuşlardır. Bu da, onlar su içirmeye getirdikleri davarlarını geri götürünceye kadar... demek olur. "Çobanlar" da 'in çoğuludur, tıpkı "Tacir"in çoğulunun; "Tacirler" diye; "Sahip" kelimesinin çoğulunun da; "Sahipler" diye gelmesi gibi. |
﴾ 23 ﴿