33

Dedi ki: "Rabbim, ben onlardan bir kişi öldürmüştüm de, beni öldürmelerinden korkarım.

"Elini yakana sok..." âyetiyle ilgili açıklamalar daha önceden geçmiş bulunmaktadır.

"Ürkmeden dolayı (elini) koltuğunun altına koy" âyetinde yer alan; "Ürkmeden"deki .,.den" edatı "Kaçtı" âyetine taalluk etmektedir. Korktuğundan dolayı geri dönüp kaçtı, demektir.

Hafs, es-Sülemî, Îsa b. Ömer ve İbn Ebi İshak "ürkmeden" anlamındaki âyetini "re" harfini üstün, he harfini de sakin olarak okumuşlardır. İbn Amir ile -Hafs müstesna- Kûfetiler ise "re" harfini ötreti, "he" harfini de cezm ile okumuşlardır. Diğerleri ise "re" ve "he" harflerini üstün ile okumuşlardır. Ebû Ubeyd ile Ebû Hatim de bunu tercih etmişlerdir. Buna sebeb ise yüce Allah'ın:

"Umarak, korkarak Bize dua ederlerdi" (el-Enbiyâ, 21/90) âyetinde bu şekilde kullanılmış olmasıdır. Hepsi de değişik söyleyişler olup "korkmak" anlamındadır. Âyetin anlamı şudur: Elinin hali ve parıltısı seni dehşete düşürecek olursa, sen onu yakana sok ve tekrar oraya geri çevir, önceki haline dönecektir.

Bir açıklamaya göre yüce Allah ona elini göğsüne götürmesini emretmiştir. Böylelikle yılandan duyduğu korkusu uzaklaşmış olacaktır. Bu açıklama Mücahid ve başkalarından rivâyet edilmiştir. ed-Dahhak bunu İbn Abbâs'tan da rivâyet etmiş ve şöyle demiştir: İbn Abbâs dedi ki: Artık Mûsa (aleyhisselâm)'dan sonra herhangi bir kimse eğer korkacak olursa, elini sokup göğsüne koydu mu, mutlaka onun korkusu gider.

Ömer b. Abdu'l-Aziz hakkında da nakledildiğine göre: Bir katib huzurunda yazı yazıyorken elinde olmayarak yelleniverdi. Bundan çok utandı ve üzüldü. Bu sebebten kalkıp, kalemini yere vurdu. Ömer ona dedi ki: Sen kalemini al ve elini koynuna sok. Senin korkun böylelikle uzaklaşıp gitsin, Hem ben böyle bir şeyin sesini bizzat kendimden duyduğumdan daha çok kimseden de duymuş değilim.

Anlamın şu şekilde olduğu da söylenmiştir: Yüce Allah'ın senin kalbindeki korkuyu gidermesi için elini kalbinin üzerine koy.

Mûsa ya Fir'avun hanedanından yahut yılandan korkusundan titriyor idi. Elin (lafzi anlamıyla "kanat" demek olan cenahın) koyna sokulması sükûnun kendisidir. Yüce Allah'ın şu âyetinde olduğu gibi:

"Merhametinden dolayı onlara alçak gönüllülük kanadını indir." (el-İsra, 17/24) Burada yumuşaklığı kastetmektedir. Yüce Allah'ın:

"Sana tabi olan mü’minlere de kanadını indir" (eş-Şuarâ, 26/215) âyeti da böyledir. Onlara merhamet anlamındadır.

el-Ferrâ'' dedi ki: Burada "cenah" ile asasını kastetmiştir. Kimi Meânî bilgini de şöyle demiştir. er-Rahb (mealde ürkme) Himyer ile Hanifeoğulları lehçesinde elbisenin yeni anlamındadır. Mukâtil dedi ki; Bedevî bir Arap kadın ben yemek yerken bana bir şey sordu. Ben de elimi doldurup, ona işarette bulundum. O da: İşte burada benim rahbimde, derken benim kolumun yeninde demek istemişti. el-Esmaî dedi ki: Ben bedevî bir Arabın bir diğerine: Bana rahbini ver dediğini duydum. Ona rahbin ne olduğunu sorunca, o da: Kolun yenidir, dedi.

Buna göre âyetin anlamı şöyle olur: Sen elini kendine doğru çek ve onu yeninden çıkart. Çünkü o elini yeninden yıkanmaksızın asayı eliyle tutmuştu. Yüce Allah'ın:

"Elini yakana sok" âyeti da bunun sağ el olduğunu göstermektedir. Çünkü yaka sol tarafta olur. Bunu da el-Kuşeyrî zikretmiştir.

Derim ki: Müfessirlerin elin göğse götürülmesi şeklindeki açıklamaları yakanın yerinin göğüs olduğuna delil teşkil etmektedir. Buna dair açıklamalar da daha önceden en-Nûr Sûresi'nde (24/31. âyet, 8. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

ez-Zemahşerî dedi ki; Tefsirlerdeki bid'atlerden birisi de şudur: Güya "er-rahb" Himyerlilerin lehçesinde elbisenin yeni demekmiş ve güya onlar: rahbinde (yeninde) bulunandan bana da ver, derlermiş. Keşke dilde bunun nasıl doğru olduğunu bilebilseydim. Acaba Arapçalan beğenilen güvenilir ve sağlam kimselerden böyle bir şey işitilmiş olabilir mi? Keşke bu lâfzın bu âyet-i kerimede nasıl kullanıldığı da bilinseydi ve keşke bunun Kur'ân-ı Kerîm'in sair kelimelerine etraflı bir şekilde nasıl uygulanabildiği bilinebilseydi. Halbuki Mûsa (Allah'ın salat ve selamları üzerine olsun)'nin üzerinde münacat gecesinde sadece yenleri bulunmayan yünden bir cübbe vardı.

el-Kuşeyri dedi ki: Yüce Allah'ın

"koltuğunun altına koy" âyetinden -şayet bununla yılandan korktuğundan ötürü emniyette olmasını kastettiği görüsünü kabul edersek- kasıt ellerdir. Bununla birlikle "koltuğunun altına koy" âyetinin risaletin yüklerini taşımak üzere kendini hazırla, anlamında olduğu da söylenmiştir.

Derim ki: İşte buna göre; "Çünkü sen güven altında olanlardansın" âyeti sen rasûl olarak gönderileceklerdensin, demektir diye açıklanmıştır. Çünkü yüce Allah:

"Çünkü benim katımda rasûller korkmaz" (en-Neml, 27/10) diye buyurmuştur.

İbn Bahr dedi ki: Bu açıklamaya göre o bu âyetlerle rasûl olmuş olur. Halbuki onun ancak yüce Allah'ın:

"İşte bunlar Fir'avun'a ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından iki burhandır" âyeti ile rasûl olduğu söylenmiştir. İki burhandan kasıt ise el ve asadır.

İbn Kesîr;

"İşte bunlar(ın ikisi)" âyetinde "nûn"u şeddeli okumuştur, diğerleri ise şeddesiz okumuşlardır, Ebû Umâre'nin, Ebû’l-Fadl'dan, onun Ebubekir'den, onun da İbn Kesîr'den rivâyetine göre ise İbn Kesîr şeddeli ve "ya" ile; diye okumuştur. Yine Ebû Amr'dan rivâyete göre o şöyle demiştir: Hüzeyllilerin şivesi şeddesiz ve "ya" ile; şeklindedir. Kureyşlilerin şivesi ise Ebû Amr ve İbn Kesîr'in okuduğu gibi; şeklindedir.

Bunun gerekçesi hususunda beş görüş vardır. Bir görüşe göre "nûn"un şeddeli okunması 'deki elifin yerine geçmesinden dolayıdır. Bu da merfu olan; 'ın tesniyesidir ve mübtedâ olarak ref halindedir, 'ın elifi ise tesniye elifi geldiğinden dolayı hazfedilmiş,tir. Burada İki sakinin arka arkaya gelmesi göz önünde bulundurulmamıştır, çünkü bunun aslı; şeklinde olup, birinci elif şeddeli "nûn"un yerine geçmek üzere hazfedilmiştir.

Bir diğer görüşe göre şeddeli "nün", buraya "lâm"ı ayrıca soktukları gibi te'kid içindir. Mekkî dedi ki: Denildiğine göre "nûn"u şeddeli okuyan kimse tekilini diye kullananların şivesine göre bina etmiştir. O bu şekilde kullanınca tesniye "nûn'undan sonra "lâm"ı da tesbk etmiş, daha sonra ise ikincinin birincisine idgam edilmesi hükmüne göre "lâm"ı "nûn"a idgam etmiştir. Halbuki aslolan her zaman için birincinin, ikincisine idgam edilmesidir. Bundan tek istisna buna herhangi bir illetin engel teşkil etmesidir. O takdirde ikincisi, birincisine idgam edilir. Bu hususta birincinin, ikincisine idgamını engelleyen iflet ise şudur: Eğer böyle bir şey yapılacak olursa, o takdirde tesniyeye delâlet eden "nûn"un yerinde şeddeli bir "lâm" olur. Bu durumda tesniye lâfzı değişikliğe uğrar. İşte bu sebebten dolayı ikinci harf, birincisine idgam edilmiştir ve böylelikle şeddeli bir "nün" ortaya çıkmıştır.

Yine denildi ki: Böyle bir şey söz konusu olmadığından dolayı "nun"dan önce "lâm'" isbat edilmiş, sonra da birinci harf idgamın usulüne uygun olarak ikincisine idgam edilmiştir. Böylelikle bu şeddeli bir "nün" haline gelmiştir.

Bir diğer açıklama şöyledir: Nûn'un şeddeli olması, bu nûn ile izafet sebebiyle "nûn"u sakıt olan lâfızlar arasındaki farkı belirtmek içindir. Çünkü; ın izafesi yapılmaz.

Bir diğer görüşe göre bu nûn, mütemekkin (i'rabı olan) isim ile bu işaret ismi arasındaki farkı göstermek içindir. Aynı şekilde; "O ikisi" ile; Bu ikisi" lâfızlarında "nûn"un şeddeli okunmasının illeti (sebebi) de budur.

Ebû Amr dedi ki: Ebû Amr'ın kendi türünden bütün tesniyeler arasında bilhassa bu kelimeyi şeddeli kabul etmesi, harflerinin azlığından ötürüdür. Bundan dolayı şeddeli okumuştur.

Bu lâfzı; diye "nün" şeddesiz olmakla birlikte "ya" ile okuyanların kıraatine göre bunun aslı; şeklinde şeddeli "nûn"dur. Tad'ıf (aynı harfi şeddeli okuma)den hoşlanılmadığı için "ya" harfi İkinci "nûn"dan bedel olarak getirilmiştir. Tıpkı; Ben ondan usanmam" şeklini aslı olan; yerine kullanarak, ikinci "lâm"ın yerine "elif" kullandıkları gibi.

Şeddeli "nûn"dan sonra "ya" ile okuyanların kıraati de şöyle açıklanır: Bu şekilde okuyanlar "nûn"un esresini işba' ile okurken, bu esre'den "ya" harfi ortaya çıkmış olmaktadır.

33 ﴿