25

"Rabbinin emri ile herşeyİ helâk eder." Onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oluverdi. Biz günahkarlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız,

"Rabbinin emri ile herşeyi helâk eder" diye buyurduğu budur. Yani Âd kavminin insanlarından ve mallarından üzerinden geçtiği herşeyi bu hale getiriyordu.

İbn Abbâs dedi ki: Üzerine gönderildiği herşey, demektir.

Helâk etmek" demektir aynı anlamdadır.

"Herşeyi helâk eder" âyeti: "Herşey helâk olur" diye; "Helâk oldu, helâk olmak"dan gelen bir fiil olarak da okunmuştur. Ayrıca: " Onu helâk etti, helâk etmek" şekillerinde aynı anlamda geldiği söylenmiştir. "İzinsiz olarak girdi girer" demektir.

Hadîs-i şerîfte de: "Her kimin bakışı izin istemesinden önce (içeriye) ulaşırsa, o kimse izinsiz girmiş demektir” Aynı manada az lâfzı farkla: Beyhaki, es-Sünenu'l-Kubra, III, 129; İbn Ebi Şeybe, Mûsannef, V, 294; Taberani, Kebir, VIII, 105; Hennad, Zühd, II, 651. şeklinde "mim" harfi şeddesiz olarak zikredilmiştir. Tedmur, Şam'da bir şehirdir. Cerboa küçük ve kısa boylu olduğu vakit: denilir.

"Rabbinin emri ile" Rabbinin izni ile demektir.

Buhârî'de yer alan rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın hanımı Âişe (radıyallahü anha) şöyle demiştir: Ben Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'ı ağzının dip taraflarını görecek kadar güldüğünü görmedim. Onun gülmesi tebessümden ibaretti. (Âişe -radıyallahü anha- devamla) dedi ki: Bir butut yahut bir rüzgar gördü mü bunun etkisi yüzünde görülürdü. Ey Allah'ın Rasûlü! dedim. İnsanlar bulutu gördükleri vakit içinde yağmur olur ümidiyle sevinirler. Sen ise onu gördüğün vakit yüzünden hoşlanmadığını görüyorum. Şöyle buyurdu: "Ey Âişe! Rüzgar ile azâb edilmiş bir kavmin azabının, o bulutun içinde olmadığına dair benim teminatım nedir? Çünkü o kavim azâbı görmüş de bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur demişlerdi." Bu hadisi Müslim ve Tirmizî rivâyet etmiş olup, Tirmizî bu hadis hakkında; Hasen bir hadistir demiştir. Buhârî, IV, 1827; Müslim, II, 616; Tirmizi, V, 382; Ebû Davud, IV, 326; İbn Mace, II, 1280; Müsned, VI, 66, 240.

Müslim'in, Sahih'inde de İbn Abbâs'tan rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Saba rüzgarı ile bana yardım olundu. Âd ise Debur (batıdan esen) rüzgar ile helâk edildi." Buhârî, I, 350, III, 1172, 1219, IV, 1507; Müslim, II, S17, Müsned, I, 223, 228, 324, 341,

el-Maverdî'nin naklettiğine göre de Âd kavminden; "Bu bize yağmur indirecek bir buluttur" diyen kişi Bekr b. Muaviye imiş. Bulutu görünce şöyle demiş: Ben kül rengi bir bulut görüyorum. Âd'dan hiçbir kimseyi bırakmayacak.

Amr b. Meymun'un naklettiğine göre bu rüzgar yanlarında bulunmayan adamı alır, meclislerine getirip atardı.

İbn İshak dedi ki: Hud ve beraberinde îman edenler bir ağılda biraraya gelmiş kavimlerinden ayrı bir kenara çekilmişlerdi. Ona ve beraberinde bulunanlara bu rüzgardan sadece elbiselerinin üst taraflarını hafifçe dalgalandıran ve kişinin hoşuna giden kadarı ile isabet ederdi. Âd kavminden ise hevdeciyle birlikte deveyi, gök ile yer arasına kadar yükseltir ve helâk edinceye kadar tepelerine taşlar bırakırdı. el-Kelbî'nin naklettiğine göre onlardan bir şair bu hususta şöyle demiştir:

"Hud beddua etti onlara,

Öyle bir beddua ki, hareketsiz kaldılar.

Rüzgar fırtına gibi esti üzerlerinden,

Âd kavmini hareketsiz bırakıverdi.

Yedi gece gönderildi üzerlerine,

Yeryüzünde bir direk dahi bırakmayarak."

Hud, onlardan sonra kavmi arasında yüzelliyıl daha yaşadı.

"Onların meskenlerinden başka bir şey görünmez oluverdi" âyetinde geçen; "Görünmez" lâfzını Âsım ve Hamza "ye" harfi ile meçhul bir fiil olarak okumuşlardır. Hammâd b. Seleme de İbn Kesîr'den böylece rivâyet etmiş olmakla birlikte diye okuduğunu rivâyet etmiştir.

Aynı şekil Ebû Bekir'den, o Âsım'dan da rivâyet etmiştir. Diğerleri ise "te" harfi üstün olarak lâfzını da nasb ile okumuşlardır. Bu da; ey Muhammed sen onların meskenlerinden başka şey göremezsin, demektir.

el-Mehdevî dedi ki: "Te" ile meçhul bir fiil olarak okuyanların kıraati "meskenler" lâfzının müennes oluşuna binaendir. Bu ise ancak şiirde kullanılan ve çok az görülen bir kullanım şeklidir. Ebû Hatim de şöyle demiştir: Böyle bir okuyuş dil açısından hazfedilmiş bir ifadenin varlığı kabul edilmeden düzgün sayılmaz. Nitekim konuşma esnasında: "Zeyneb'ten başka kadınlardan kimse görünmüyor" denilmekle birlikte; demek uygun düşmez. Sîbeveyh dedi ki: Bunun anlamı; "Kendileri -meskenleri dışında- görülmüyorlardı", demektir.

Ebû Ubeyd İle Ebû Hatim ise Âsım ve Hamza'nın kıraatini tercih etmişlerdir. el-Kisaî dedi ki bu: " Meskenleri dışında hiçbir şey görülmüyordu" demek olup, mana gözönünde bulundurularak (fiil) bu şekilde kullanılmıştır. Nitekim: "Hind'den başka kalkmadı" demeye benzer ki bu da "Hind'den başka kimse kalkmadı" demektir.

el-Ferrâ'' dedi ki: İnsanların görülmeyiş sebebleri kumun altında kalmış olmaları idi. Meskenlerinin görülmesi ise yıkılmadan durmalarından idi.

"Biz günahkârlar topluluğunu işte böyle cezalandırırız." Verdiğimiz bu cezanın benzeri ile müşrikleri cezalandırırız.

25 ﴿