30Eğer dilesek onları elbette sana gösteririz. Sen de onları muhakkak simalarından tanırdın. Yine de sen onları yemin olsun söyleyişlerinden de bilirsin. Allah yaptıklarınızı bilir. "Eğer dilesek onları elbette sana gösteririz." Sana tanıtırız. İbn Abbâs dedi ki: Yüce Allah onları peygamberine Berae Sûresi'nde (bk. 9/64. âyet, 3. başlıkta) tanıtmış bulunmaktadır. Araplar: Ne yapacağımı sana göstereceğim, derler ki sana öğreteceğim, demektir. Yüce Allah'ın: "Allah'ın sana gösterdiği ile" (en-Nisa, 4/105) âyeti da buradan gelmekte olup, Allah'ın sana bildirdiği ile... demektir. "Sen de onları muhakkak simalarından" yani alametleriyle "tanırdın." Enes dedi ki: Bu âyet-i kerimeden sonra hiçbir münafık peygambere gizli kalmadı. O onları simalarıyla tanıyordu. Bir gazvede münafıklardan yedi kişi vardı. İnsanlar o şahısların münafıklığı hususunda şüphe içinde idi. Bir gece sabahı ettiklerinde onların herbirisinin alnı üzerinde "bu münafıktır" yazılı olduğu halde sabahı ettiler. İşte onların simaları budur. İbn Zeyd dedi ki: Yüce Allah onların açıklanmalarını takdir buyurdu ve mescidden çıkartılmalarını emretti. Onlar ise la ilahe ilallah'a tutunmaktan başka bir şeyi kabul etmediler. Böylelikle kanları dökülmekten kurtuldu, onlar başkalarıyla evlenebildiler ve başkaları onlarla evlendirilebildi. "Yine de sen onları -yemin olsun- söyleyişlerinden de bilirsin." Yani onların sözlerinin manasını ne demek istediklerini bilir ve onları bu yolla tanırsın. Şairin şu mısraı da bu anlamdadır: "En hayırlı söz ise, manası ile anlaşılandır." Bu da açıkça ifade olunmayıp, anlamı bilinebilen sözlerdir. Bu tabir "i'rabda lahn (yanlışlık yapmak)" tabirinden alınmıştır. Bu da doğrudan uzaklaşmak anlamındadır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'ın şu hadisinde de bu lâfız bu anlamda kullanılmıştır: "Şüphesiz sizler benim huzurumda davalaşıyorsunuz. Belki biriniz delilini diğerine göre " Daha açık" ifade edebilir. Buhârî, II, 952; Müslim, III, 1337; Darakutni, IV, 239; Nesâî, VII, 233, 247; İbn Mâce, II, 777; Müsned, VI, 203. " Yani ben de onun İfadeleri kullanıştaki gücü dolayısıyla vereceğim cevabımda ona göre bir kanaat ortaya koyabilirim. Ebû Zeyd dedi ki: "Ona başkası tarafından anlaşılamayan ama onun anladığı bir söz söyledim" denilir. "(.......) O benim ne demek istediğimi anladı" demektir, "Onu o kimseye farketürdim, diğer insanlara farkettirdim" demektir, Şair el-Fezarî de şöyle demiştir: "Ve bir söz ki en lezzetlisi, Vasfedenlerin söylediklerinden olup, güzelce ölçülüp tartılandır, Göz alıcı bir konuşma (ile konuşur) ve bazan da lahneder, Zaten en güzel söz Lahin olandır." Şair burada şunu anlatmak istiyor: O başka bir şey kastettiği halde bir şey söyler. Ondan sonra konuşurken üstü kapalı bir ifade kullanarak gerçek anlamından bir başka anlama kaydırır. Bunu da ileri derecede zeki ve kavrayışlı olduğundan dolayı yapar. Yüce Allah da: "Yine de sett onları-yemin olsun- söyleyişlerinden de bilirsin" diye buyurmuştur. el-Kattal el-Kilabî de şöyle demiştir: "Anlayanınız diye ben size işaret ettim, Ve hiç de şüphe gerektirmeyen şekilde bir söyleyişle söyledim." Murar el-Esedî de söyle demiştir: "Sen kandırma ihtiva eden bir söyleyişle söyledin ve şüphelendirdi benî, Düşman jurnalcileri razı edişin ve yüz çevirişin." el-Kelbî dedi ki: Bu âyetin Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a inişinden sonra ne kadar münafık konuştuysa mutlaka onu tanımıştır. Denildiğine göre münafıklar Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)'a kendi aralarında anlaştıkları sözlerle hitab ediyorlardı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da bu sözü dinler ve onu alışılmış şekilde zahiriyle alıp değerlendirirdi. Yüce Allah bu hususa onun dikkatini çekti. O bundan sonra sözlerini işitir işitmez münafıkları tanımaya başladı. Enes dedi ki: Bu âyetten sonra Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'a hiçbir münafık gizli saklı kalmadı. Allah bunu ona ya vahiy ile yahutta Allah'ın kendisine tanıtmış olduğu bir alamet ile ona öğretti. "Allah yaptıklarınızı bilir." Onlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. |
﴾ 30 ﴿